Çocukların yanında ülkeyi kötülemek bir “fikir” değil, bir tahribattır. Kendi toprağını hor gören bir nesilden ne özgüven çıkar, ne gelecek. Aidiyet kırılırsa, karakter de kırılır. Çocuklara miras bırakacağımız şey umutsuzluk olamaz.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 02 Şubat 2026 Pazartesi - 22:16 | GDH Haber
Başarıyı rakamlarla ölçmeye fazlasıyla alıştık. Sınav sonuçları, diplomalar, unvanlar… Oysa bu çağın en büyük yanılgısı, yönünü kaybeden bir nesli “başarılı” sanmaktır. Çocuklarımıza doğru cevapları öğretiyoruz ama doğru istikameti yeterince konuşmuyoruz. İnsan, nereye ait olduğunu bilmeden ne kadar yol aldığını da anlayamaz. İşte tarih şuuru tam da burada devreye girer: Sadece geçmişi bilmek için değil, geleceği sağlam bir idrakle kurabilmek için.
Tarih şuuru, çocuğa “nereden geliyorum?” sorusunu sordurur. Bu soru sorulmadan “nereye gidiyorum?” sorusunun sağlıklı bir cevabı yoktur. Şuur dediğimiz şey, bilgiden daha derin bir kavrayıştır; insanın kendini zamanın ve mekânın içinde konumlandırabilmesidir. Kendi medeniyetinin yürüdüğü yolları bilen bir çocuk, rüzgârın önünde savrulmaz; istikametini korur.
İster sayısalcı olsun ister sözelci… Her çocuk, içinde bir bilinç ve anlam arayışı taşır. Bu bilinç yalnızca bireysel başarıya değil, ait olduğu medeniyeti tanımaya ve sahiplenmeye yönelmelidir. Kadim kültür dediğimiz şey, geçmişte kalmış bir hatıra değil; bugün hâlâ nefes alan bir irfandır. Bu irfan, çocuğa sadece bilgi vermez; ahlak, ölçü ve denge kazandırır.
İlim, bilmekle ilgilidir; irfan ise bilginin hayata sirayet etmesiyle… Bugünün eğitim anlayışı çoğu zaman ilmi önceleyip irfanı ihmal ediyor. Oysa ilim irfansız kaldığında kibir üretir; irfan ilimsiz kaldığında ise yönünü kaybeder. Gençlerin ihtiyaç duyduğu şey, bu ikisini birlikte taşıyabilmektir. Bilgili ama mütevazı, donanımlı ama ahlaklı bir duruş ancak bu dengeyle mümkündür.
Medeniyet, yalnızca şehirler, binalar ya da teknolojik ilerleme değildir. Medeniyet; insan yetiştirme sanatıdır. Sabırla, sebatla, nesilden nesile aktarılan bir değer inşasıdır. Bu yüzdençocuklara erken yaşta her şeyin hemen olacağı fikrini aşılamak, onları hayata hazırlamak değil; hayattan koparmaktır. Gerçek başarı, zaman ister. Emek ister. Beklemeyi, tekrar denemeyi, düşüp kalkmayı göze almayı ister.
Sebat, modern çağın en çok kaybettiği erdemlerden biridir. Çabuk sıkılan, çabuk vazgeçen ama çabuk sonuç isteyen bir kuşak yetişiyor. Oysa köklü her başarı, uzun bir sabrın ürünüdür. Sabır pasif bir bekleyiş değil; hedefinden vazgeçmeden yolda kalabilme iradesidir.Çocuklara bu iradeyi kazandırmadan onları “başarılı” kılmak mümkün değildir.
Bugünün dünyası yenilikçi eğitimden söz ederken çoğu zaman köksüz bir yenilik anlayışını yüceltir. Oysa gerçek yenilik, geçmişle bağını koparmadan ileri gidebilmektir. Milli ve manevi değerlerle beslenmeyen bir eğitim modeli, kısa vadede hız kazandırabilir; fakat uzun vadede yön kaybettirir. Çünkü hiçbir bitki, kendi toprağının dışında tam potansiyeline ulaşamaz. İnsan da böyledir. Ne kadar uzağa giderse gitsin, hep kökünün olduğu yeri arar.
‘Türkiye Yüzyılı’nı konuşurken bu kavramı yalnızca ekonomik ya da teknolojik hedeflerle sınırlamak büyük bir eksiklik olur. Bu yüzyıl, ancak şuur sahibi, ilimle donanmış, irfanla derinleşmiş nesillerle anlam kazanır. Hayatta başarılı olmak çoğu zaman “söke söke almak”, “tuttuğunu koparmak” gibi ifadelerle anlatılır. Oysa kökü elimizde kalan bir başarı, ardında kalıcı bir değer bırakmaz. Asıl mesele; kökü sağlam, gövdesi sabırlı, dalları ufka uzanan bir hayat inşa edebilmektir.
Bu yüzden çocukların yanında ülkemizle ilgili sürekli olumsuz konuşmak, farkında olmadan onların iç dünyasında aidiyet kırılmaları oluşturur. Eleştiri başka, umutsuzluk telkini başkadır. Bir çocuk, ait olduğu toprağı değersiz görmeye başlarsa, kendini de eksik hisseder. Oysa bu ülke, tarih boyunca medeniyet kurmuş bir hafızanın taşıyıcısıdır. Bu hafızayı çocuklara yük değil; güç olarak sunmak zorundayız.
Tarih şuuru kazanan çocuk, geçmişte yaşamaz; geleceği daha bilinçli kurar. Kendi değerlerini bilen genç, dünyaya kapanmaz; dünyayla eşit bir dille konuşur. Çünkü kökleri sağlam olan, rüzgârdan korkmaz.
Bugün çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük miras; yalnızca bilgi değil, şuurdur. İlimle beslenen, irfanla derinleşen, sabırla olgunlaşan bir nesil… İşte gerçek medeniyet, tam da burada başlar.
Devamını Oku
27 Ocak 2026 Salı - 23:24
Devamını Oku
21 Ocak 2026 Çarşamba - 01:35
Devamını Oku
14 Ocak 2026 Çarşamba - 22:18