
Suudi Arabistan neden F-35 yerine KAAN’ın ortağı olmak istiyor? Cevap basit: Parasını verdiği ama anahtarını elinde tutamayacağı bir "demir yığını" yerine, kodlarına ve üretimine sahip olduğu bir güç istiyor. Türkiye’nin mühendisliği ile Körfez’in finansmanı birleşiyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 12 Şubat 2026 Perşembe - 08:48 | GDH Haber
Başta Ortadoğu olmak üzere hemen hemen tüm yakın coğrafyamızda istisnalar hariç on yıllardır bir Amerikan güvenlik şemsiyesi var. Peki bu ABD güvenlik şemsiyesi çok kutupluluğa doğru giden bir dünyada da değişmeden bu haliyle varlığını sürdürmeye devam edecek mi?
Zira barut kokusunun bu denli kesif hissedildiği Riyad’dan Doha’ya, Abu Dabi’den Kuveyt’e kadar tüm başkentlerde aynı soru yankılanıyor: "Washington bizi gerçekten korur mu?"
Neden bu ülkelerde endişeli sorular sorulmaya devam ediyor?
Sanırım bu sualin cevabı geçtiğimiz aylarda İsrail’in Katar’a yönelik pervasız saldırganlığı ile verilmiş oldu. Bu olay, Körfez ülkeleri için sadece diplomatik bir kriz değil gözlerinin açılması için de vesileydi.
Bugün Suudi Arabistan’ın ve diğer bölge aktörlerinin Türk savunma sanayisine olan iştahlı yönelişini sadece bir ticaret olarak okumak, büyük resmi ıskalamaktır. Bu, çok kutuplu dünyada hegemon ile çatışmadan alternatif güvenlik şemsiyesi arayışıdır.
İsrail karşısında eli kolu bağlı ABD
Körfez monarşileri için yıllardır değişmeyen bir önerme vardı: Petrolü ver, güvenliği al. Zaman içerisinde bu parayı ver, güvenliği ve meşruiyeti kap şekline dönüştü. Huysuzluk yapan olursa işte Saddam’ın sonu, işte Kaddafi’nin akıbeti.
Ancak İsrail’in Katar’a yönelik saldırısı bu denklemin sadece "İsrail’in çıkarlarıyla çelişmediği sürece" geçerli olduğunu kanıtladı. Suudi Arabistan ve komşuları acı bir gerçeği fark etti: Söz konusu İsrail olduğunda, ABD’nin güvenlik garantileri kâğıt üzerindeki bir temenniden öteye gitmiyor.
Bugün Riyad’ın elindeki milyarlarca dolarlık F-15 envanteri, eğer günün birinde İsrail ile karşı karşıya gelinirse, Washington’ın tek bir yazılım güncellemesiyle "uçamayan demir yığınlarına" dönüşebilir mi?
Bu korku artık bir komplo teorisi değil, Suudi savunma stratejistlerinin ve karar mercilerinin uykularını kaçıran bir risk unsuru. İşte Türk savunma sanayisinin cazibesi tam burada başlıyor. Ankara, sadece silah değil yazılımı yerli, kısıtlaması olmayan bir egemenlik alanı vaat ediyor.
BAE-İsrail Flörtü ve Suudi Arabistan’ın "Kuşatılmışlık" Hissi
Meselenin ikinci ve belki de daha kritik ayağı, bölge içindeki dengeler.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) İsrail ile kurduğu derin stratejik ortaklık, Suudi Arabistan için sessiz ama derinden bir alarm zili anlamına geliyor. Kızıldeniz’den Bab’ul Mendeb’e kadar uzanan hat üzerinde yükselen bu yeni aks, Riyad’ı kendi arka bahçesinde zora sokma potansiyeline sahip.
Peki, Suudi Arabistan, ABD’den aldığı silahları bu ikiliye karşı kullanabilir mi?
Cevap kocaman bir soru işareti.
Batılı tedarikçilerin politik baskıları, bu silahların namlusunun kime doğrultulacağını da dolaylı olarak belirliyor. Bu noktada Türkiye hem Afrika Boynuzu’ndaki aktif siyasetiyle hem de Libya’dan Katar’a kadar kurduğu dengeleyici rolle, Suudi Arabistan için "ABD ile çatışmadan, yerli ve güvenilir bir alternatif" sunuyor.
Türkiye ile yapılacak bir savunma ortaklığı, Riyad için Washington’ı terk etmek değil, İsrail söz konusu olduğunda işe yaramayan ABD güvencesine alternatif üretmektir.
KAAN sadece bir uçak mı?
Gelelim herkesin merak ettiği o soruya: Suudi Arabistan neden 5. Nesil Milli Muharip Uçağı KAAN’ın proje ortağı olmak için bu kadar hevesli?
Beşinci nesil bir uçak sahibi olmak sadece bir hava gücü kapasitesi olarak okunamaz, o uçağın kodlarına, üretim sürecine ve gelişim aşamalarına da ortak olmak demektir. Suudi Arabistan, parasını vereceği ama anahtarını elinde tutamayacağı F-35 sahibi bir ülke olmaktansa, KAAN ile uçağın sahibi olmayı hedefliyor.
Şayet gelişmeler bu yönde ilerlerse, Suudi finansmanı ile KAAN, sadece Türkiye’nin projesi olmaktan çıkıp bir bölgesel güvenlik paktının amiral gemisine dönüşüyor zira Endonezya’dan Azerbaycan’a kadar birçok dost ülke KAAN tedariki konusunda oldukça kararlı.
Türkiye’nin Kazan-Kazan denklemi
Peki, Ankara bu işten ne kazanacak?
Kabul edelim, KAAN gibi projeler devasa maliyetli, tabiri caizse "para yutan" teknolojilerdir. Suudi Arabistan gibi sermaye gücü yüksek ülkelerin bu projelere ortak olması, Türkiye’nin üzerindeki finansman yükünü hafifletmekle kalmaz aynı zamanda üretimde "ölçek ekonomisi" yakalanmasını sağlar.
Daha fazla sipariş, daha düşük birim maliyet ve daha sürdürülebilir bir savunma ekosistemi demektir.
Türkiye bu sayede;
Yeni bir coğrafya, yeni bir savunma hattı
Körfez ülkeleri Batı’nın iki yüzlü ve kendisini güvenlik politikaları üzerinden sömüren politikalarından yorulmuş durumda. İsrail’in dokunulmazlığı üzerine kurulu bir Amerikan stratejisi, artık Arap başkentlerine huzur vermiyor. Türkiye, sunduğu ileri teknoloji ve paylaşımcı stratejik ortaklık modeliyle bölgenin yeni çekim merkezi haline geliyor.
KAAN uçağı yarın havalandığında, kanatlarında sadece Türk mühendisliğinin değil, aynı zamanda Ortadoğu’nun "kendi göbeğini kendi kesme" iradesinin de izlerini taşıyacak.
Bu yüzden bu yazı, bir uçağın hikayesi değil bir coğrafyanın anka kuşu misali küllerinden doğan savunma refleksinin hikayesidir.
Devamını Oku
29 Ocak 2026 Perşembe - 08:33
Devamını Oku
22 Ocak 2026 Perşembe - 08:49
Devamını Oku
15 Ocak 2026 Perşembe - 00:00