
Hafıza-i beşer nisyan ile malul, ama darbe mikrobu dipdiri: 28 Şubat, FETÖ’yü besleyen o karanlık kuluçka makinesi miydi? 'Tereyağından kıl çeker gibi' denilen operasyonun 30 yıllık faturası!"
0:00
--:--
Son Güncelleme: 26 Şubat 2026 Perşembe - 09:32 | GDH Haber
Türkiye’nin siyasi tarihine "post-modern" darbe olarak kazınan 28 Şubat sürecinin iki gün sonra yıldönümü. Aradan neredeyse tam 30 sene geçti ama bu marazlı yapı hala dipdiri. Ellerine fırsat geçse daha beter senaryoları devreye alacaklarından zerre şüpheniz olmasın zira darbeci zihniyeti zorlayacak bir zihinsel dönüşüm devletin hemen hemen hiçbir kurumunda köklü bir şekilde yaşanmadı.
Sanırım darbeci zihniyet ‘hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’ sözünü ‘toplum balık hafızalıdır’ olarak algılıyor ve 28 Şubat’ta bir post modern darbenin olmadığını iddia ediyor.
Eh, bu kadar ahlaksızlık da darbeci zihniyet için büyük bir kusur sayılmaz.
Sincan caddelerinde palet şakırtılarıyla verilen mesajın failleri, bugün yaşananları sıradan bir irtica ile mücadele faaliyeti gibi gösterme cüretini sergiliyor. Oysa o dönemin aktörlerinden Erol Özkasnak’ın yapılan müdahaleyi bir cerrah titizliğine benzeterek sarf ettiği "tereyağından kıl çeker gibi hallettik" itirafı, meselenin teknik bir uyarı değil, planlı bir tasfiye operasyonu olduğunun en somut delilidir.
Vesayetin kuluçka makinesi: FETÖ’nün yükselişi
28 Şubat’ın bu topluma ödettiği fatura sadece kilitlenen eğitim sistemi veya boşaltılan banka kasalarıyla sınırlı değildir. Bu sürecin en ağır mirası bürokraside ve toplum paradigmasında darbe virüsünü tahkim etmiştir. Denilebilir ki 28 Şubat, FETÖ yapılanması için en ideal iklimi sağlayan bir kuluçka makinesi işlevi görmüştür. 15 Temmuz’da millete silah doğrultan iradenin kökleri, 28 Şubat’ın yarattığı suni krizlerin ve kurumlar üzerindeki vesayet baskısının derinliklerinde filizlenmiştir.
Neler olmuştu?
O günlerde Türk Silahlı Kuvvetleri, anayasal sınırlarını aşarak adeta bir siyasi parti refleksiyle hareket etmeye başlamış, önünde mikrofonu bulan her rütbeli siyasete ağza alınmayacak kelimeler ile ültimatom verir olmuştu.
Genel Kurmay Karargâhı bir yandan dış politikada İsrail ile stratejik angajmanları dikte ediyor, diğer yandan yargıdan akademiye ve medya mensuplarına kadar tüm sivil bürokrasiye brifingler adı altında hiza veriyordu.
Üniformalıların sivil siyasete yönelik salvo atışları, demokratik meşruiyeti askıya alan bir rutine dönüşmüştü.
Bugün ortalıkta demokrasi havarisi gezinen birçok gazeteci, ellerinde mikrofon ve esas duruşta rütbelilerden darbe dileniyordu.
Takiyye’nin zirve yaptığı dönem
Sürecin en mühim sonuçlarından birisi ise, bugün laiklik hassasiyeti üzerinden kendisini aklamaya çalışanlar, o gün FETÖ’nün önünü açmışlardır. Dönemin hükümetine karşı askerin safında yer alan FETÖ elebaşı, "Beceremediniz, artık bırakın" manşetleriyle darbeci zihniyete adeta lojistik destek sağlıyordu.
15 Temmuz’un hain kadroları, 28 Şubat’ın o katı ve şekilci atmosferinde en iyi bildikleri işi yaptılar: Takiyye.
Kapı önüne bırakılan boş alkol şişeleri veya koltuk altına sıkıştırılan sözde makbul gazeteler, bu örgüt elemanlarının karargâh koridorlarında yükselmesi için yeterli birer referans sayıldı.
Semih Terzi gibi isimlerin kritik makamlara tırmanışı, siyasi iradenin kararlarıyla değil TSK’nın o dönemki denetimsiz ve ideolojik saplantılı otonom yapısının bir ürünüydü.
Yarınlar için demokratik gözetim şart
2002 öncesi Türkiye’sinde Başbakanların ve Milli Savunma Bakanlarının YAŞ toplantılarında figüran seviyesine indirgenmesi, tüm terfi ve atama süreçlerinin sivil denetimden kaçırılması, bugünkü güven bunalımının başlangıç noktasıdır.
FETÖ ve benzeri antidemokratik oluşumların bir daha devletin kılcal damarlarına sızmaması için tek bir formül vardır: Güvenlik bürokrasisinin mutlak surette demokratik gözetim altında tutulması.
Şeffaf, hesap verebilir ve sınırları yasalarla net çizilmiş bir güvenlik mimarisi inşa edilmediği sürece, 28 Şubat zihniyetinin yeni kılıflarla karşımıza çıkma riski her zaman var olacaktır.
28 Şubat’ın hatalarını tekrarlamamak sadece bir tercih değil aynı zamanda bir milli güvenlik meselesidir.
Devamını Oku
19 Şubat 2026 Perşembe - 08:46
Devamını Oku
12 Şubat 2026 Perşembe - 08:48
Devamını Oku
29 Ocak 2026 Perşembe - 08:33