


ABD arabuluculuğunda Katar’da gerçekleşmesi planlanan müzakereler İsrail füzeleriyle vuruldu; Trump’ın planı mı, Netanyahu’nun operasyonu mu? Katar’ın ABD güvenliği işe yaradı mı, yoksa hepsi birer safsata mı?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 10 Eylül 2025 Çarşamba - 17:35 | GDH Haber
Söz konusu olan İsrail ise ABD’nin arabuluculuk misyonu gibi tarafsız bir pozisyonda olamayacağını bilmem kaç kişi kaç kez bugüne kadar defalarca dile getirdi? Dün İsrail’in uluslararası hukuku tümden ayaklar altına alarak Katar’daki HAMAS müzakere heyetine saldırması bunun en son ispatı.
Ne olmuştu?
ABD Başkanı Donald Trump Gazze’de devam eden soykırımın son bulması için 60 günlük yeni bir ateşkes planı önermiş ve bu plan doğrultusunda ilk 48 saat içinde rehinelerin serbest bırakılmasını, karşılığında İsrail hapishanelerindeki Filistinli tutukluların serbest bırakılmasını ve kalıcı bir ateşkes için iyi niyetli müzakerelerin yapılmasını teklif etmişti.
İsrail, işte bu teklifin müzakere edilmesi için Katar’ın başkenti Doha’da bir araya gelen Hamas müzakere heyetine füzeler ile saldırdı. Böylece İsrail’in hem müzakere heyetine hem de arabulucu misyonunu kabul ettiği bir devlete saldırabilecek evsafta bir haydut devlet olduğu da bir kez daha tescillenmiş oldu.
ABD’den gelen çelişkili açıklamalar
İlk açıklamayı yapan Beyaz Saray Sözcüsü ‘Saldırıdan haberimiz vardı ve Trump’ın talimatı üzerine Katarlılara haber verildi’ dese de Katar yetkilileri bu açıklamayı reddetti. Bunun üzerine Trump her zaman olduğu gibi sosyal medya üzerinden Beyaz Saray’ın açıklamalarını düzeltmek zorunda kaldı.
Trump yaptığı açıklamada Katar yönetiminin saldırı hakkında bilgilendirilmesini istediğini lakin saldırıyı durdurmak için çok geç kalınmıştı ifadelerini kullandı.
Başkan Trump ayrıca Katar’a yönelik bu saldırının kendi planı olmadığını ve saldırının tamamen Netenyahu’nun planı olduğunu vurguladı.
Bu vakitten sonra kim Trump’a güvenir?
Oysa Başkan Trump daha bu yılın başında Katar’a bir resmi ziyarette bulunarak Katar ile olan stratejik ittifaklık ilişkisini başka bir boyuta taşıdıklarını ilan etmiş, Katar Emiri tarafından kendisine çok pahalı bir uçak hediye edilmişti.
Hali hazırda Basra Körfezindeki en büyük ABD üslerinden birisinin Katar’da bulunduğu ve bu üsler ile Katar’a tüm güvenlik garantilerinin verildiğini biliyoruz lakin sonuçta söz konusu olan İsrail ise ABD’nin elinin kolunun bağlı olduğunu görebiliyoruz.
Halâ mı İbrahim Anlaşması?
Saldırı sonrası Hamas üyesi beş kişinin İsrail tarafından şehit edildiği lakin İsrail’in öldürmeyi arzu ettiği isimlerin saldırıdan etkilenmediği hem Katar hem de HAMAS tarafından açıklandı.
O zaman İsrail hedefine ulaşamadığı gibi bugüne kadar ortaya koyduğu İbrahim Anlaşması gibi safsataların içinin nasıl da boş olduğunu bizzat kendi eli ile ispat etti. Etti etmesine lakin bu konuda Suudi Arabistan ve BAE ne kadar ikna olur bilinmez.
Şu hakikati elbette bu vesile ile bir kez daha tüm çıplaklığı ile ortaya koyalım: Her ne kadar bazı Körfez ülkeleri kendi koltuklarını sağlama alma gerekçesi ile Netanyahu – Kushner ikilisinin ortaya koyduğu İbrahim Anlaşması gibi içi boş safsataların etrafında vakit geçirseler de bir gün sıranın kendilerine geldiğini anladıklarında hem ülkeleri hem de tahtları açısından her şey çok geç olacak.
Bugün ABD güvenlik şemsiyesi altındaki Katar’a saldırabilen İsrail’in yarın Suudi Arabistan ya da BAE’ye saldıramayacağının garantisi var mıdır?
Dönelim Katar’a
Katar, diğer Körfez ülkeleri gibi kendi güvenlik garantileri konusunda bugüne kadar başta ABD olmak üzere Batı’dan milyarlarca dolarlık silah alımı gerçekleştirdiler. ABD’ye o bölgedeki en büyük üstlenme imkânı sağladılar. Tüm bunlara rağmen ne Katar’daki hava savunma sistemleri bir işe yaradı ne de ABD güvencesi.
Bu şartlar altında Katar kendi toprakları üzerinde bulunan ABD ve Batı yapılanmasına daha ne kadar müsaade edecek hep birlikte göreceğiz.
Katar’ın ABD güvencesi çalışmadığı takdirde kapısını çalacağı adresler ne kadar Katar’a güvence sağlayabilir ayrı bir konu lakin Katar, güvenlik konusunda başka adreslere yönelirse Doha’da bir askeri kalkışma ya da Venezuela örneğinde olduğu gibi doğrudan bir müdahale beklememek için bir nedenimiz yok.
Devamını Oku
14 Mayıs 2026 Perşembe - 10:46
Devamını Oku
08 Mayıs 2026 Cuma - 08:37
Devamını Oku
30 Nisan 2026 Perşembe - 08:57