
ABD’nin 50 bin askerini ve uçak gemilerini arkasına alan İsrail’in yarattığı 'yenilmezlik' efsanesinin perde arkası... Türkiye içinde 'sıra bize geliyor' korkusu yayan Atlantikçi kafalara karşı; jeopolitik gerçekler ve tam bağımsız Türkiye’nin sarsılmaz iradesi.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 05 Mart 2026 Perşembe - 08:34 | GDH Haber
ABD ile İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılarda yaklaşık beş gün geride kaldı. Geriye dönüp baktığımızda sahada devam eden savaş kadar önemli bir enformasyon savaşı dijital platformlarda veriliyor.
Bu kapsamda 24 saat boyunca kesintisiz bir enformasyon ve dezenformasyon ile karşı karşıyayız.
Neyin doğru neyin yanlış olduğunu toz bulutu dağılıp, aradan bir zaman geçtikten sonra daha iyi anlıyoruz lakin bu esnada da olan olmuş oluyor.
İran, ABD’nin asker kayıplarının şu sıralar binin üzerinde olduğunu belirten açıklamalar yaparken, ABD tarafı ise ölen asker sayısının sadece altı olduğunu ve yirmi civarında kritik yaralanan personelinin bulunduğunu dile getiriyor.
İsrail tarafına baktığımızda, başta Tel Aviv olmak üzere birçok şehre balistik füze düşmesine rağmen dışarıya hemen hemen yok denecek kadar az görüntü sızdırılıyor. İsrail yıllardan bu yana harp merkezli yaşam sürdüğü ve alt yapısını (sığınaklar dahil) buna göre dizayn ettiği için bu konuda da önemli bir disiplin sağlamış sayılır. Şu saatlerde dahi İsrail’de kaç ölü ve yaralı var net olarak bilmiyoruz.
Bizde ise bir haber kanalı İncirlik Üssünün içine zoom yaparak bir buçuk saat canlı yayın yapıyor ve bize saldırmak isteyene göz, kulak oluyor. Hesap sorulmaya kalkıldığındaysa konuyu haberciliğin baskı altına alınmasıyla izaha yelteniyor.
Sadece bunun gibi basit bir olaydan dahi rahatça anlayabiliyoruz ki ülke sıcak bir çatışma safhasına geçse kalenin anahtarını içeriden açacak çok fazla isim ve kuruluş bu topraklarda var.
Maalesef...
Bir diğer önemli konu ise İsrail’in büyütülmesi
Hemen hemen tüm haber kanallarında İsrail’in, İran sahasını nasıl bombaladığı, İran’a karşı nasıl başarılı bir askerî harekât yürüttüğü bazen bilinçli ama çoğu zamanda biidrak bir vaziyette sürekli olarak anlatılıyor ve konuşuluyor.
Tamam, İsrail’in ABD’yi hem de çok kısa bir zaman dilimi içinde iki defa İran’a saldırtması İsrail açısından oldukça başarılı bir hamledir ama ABD gibi dünyanın en kudretli ordusunun İran’a saldırdığını nasıl görmezden geliriz.
Trump nasıl ikna edildi?
Netanyahu, Donald Trump’ın Ocak 2025’te göreve başlamasından bu yana ABD’ye tam altı resmi ziyaret gerçekleştirerek Beyaz Saray ve Mar-a-Lago’da stratejik görüşmeler yürüttü. Bu yoğun temas trafiği, Netanyahu’nun Washington’ın İran politikasını şekillendirmedeki nüfuzunu pekiştirdi.
Netenyahu, Trump’ı diplomasiyi sonlandırıp doğrudan askeri güç kullanmaya ikna ederek iki büyük saldırıyı tetikledi: İlki Haziran 2025’te nükleer tesisleri hedef alan "12 Gün Savaşı", ikincisi ise Şubat 2026’da başlayan ve rejim değişikliğini amaçlayan "Epik Öfke Operasyonu"dur.
Şartlar bu şekilde gelişince, ABD Donanması iki uçak gemisi, denizaltılar ve onlarca donanma unsuru ile birlikte Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz’e yerleşti. Buna ilaveten Basra Körfezi’nin Batı yakasındaki üslerde 50 bin asker ve gelişmiş silah sistemleri saldırılara iştirak etti.
Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Katar, BAE ve Bahreyn gibi ülkelerdeki devasa ABD üsleri ve ekipmanı bu saldırılar için kullanılmaya devam ediyor.
Hal böyleyken, İran’a yapılan saldırılardaki tüm başarıyı İsrail’in hanesine yazmak, İsrail’in gücü konusunda mübalağa etmemize yol açmaz mı?
İsrail’in, özellikle Türkiye içinde konunun bu şekilde düşünülmesini arzu ettiği kesin, zira günlerdir Atlantikçi kafayla Siyonizm’e kendi varlığını armağan etmeye hazır bazı isimler yorulmadan artık sıranın Türkiye’de olduğunu ve İsrail’in ne denli güçlü bir ülke olduğunu sürekli dillendiriyor, yazıyor ve çiziyor.
Diyebilirsiniz ki İsrail madem her fırsatta ABD gibi bir ülkeyi yanında savaşa sokabiliyor o zaman söz konusu Türkiye olduğunda da bunu yapamaz mı?
Hayır yapamaz.
Net.
Bu konuda Türkiye’de iktidarda bulunanlar şayet akıllı ve feraset sahibi bir siyaset güderlerse, dünya ile bütünleşmiş bir Türkiye’nin karşısına ABD’yi çıkartıp saldırtmaya Netenyahu’nun da ağababalarının da gücü yetmez.
İsrail bunun yerine, içeride 28 Şubat sürecinde olduğu gibi post modern darbeleri ya da 15 Temmuz’da olduğu gibi içeridekilere darbe yaptırtmayı ya da kendisine müzahir bir ismin yönetime geçmesini ister ve destekler.
İsrail ile Türkiye’nin çatışma riski yok mudur?
Olmaz olur mu?
Tereddütsüz İsrail ile Türkiye bir şekilde karşı karşıya gelebilir ama İsrail ile Türkiye arasındaki savaş sadece balistik füzeler ile hava kuvvetlerinin kullanılacağı bir savaştan ibaret olmayacaktır.
İsrail de bu gerçeği çok açık görmektedir.
Bize düşen nedir?
Türkiye’nin üzerine düşen, bu savaşlardan çıkartılan derslerin gereğinin vakit geçirmeksizin yerine getirilmesidir. Bu konuyu ihmal eden her ülke sonuçta hüsran ile karşı karşıya kalır.
Bu adımlar nelerdir? konusunu bir sonraki yazımızda inşallah kaleme alalım.
Devamını Oku
26 Şubat 2026 Perşembe - 09:32
Devamını Oku
19 Şubat 2026 Perşembe - 08:46
Devamını Oku
12 Şubat 2026 Perşembe - 08:48