
Kızıldeniz'in jeopolitik satranç tahtasında hamleler sertleşiyor! İsrail ve BAE'nin Somaliland üzerinden kurduğu 'Pense Stratejisi' ne anlama geliyor? Gazze'den Afrika Boynuzu'na uzanan karanlık bir sürgün senaryosu mu hazırlanıyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 01 Ocak 2026 Perşembe - 08:48 | GDH Haber
Küresel siyasetin ağırlık merkezi bir taraftan Ortadoğu’nun geleneksel çatışma alanlarında tüm hızıyla devam ederken, deniz yollarının ve geçitlerin (choke points) kim ya da kimler tarafından kontrol edileceğinin kavgası bitmedi ve bitmeyecek de.
Bugünlerde dünya kamuoyunun gündemine düşen İsrail’in Somaliland’ı ayrı bir devlet olarak tanıma girişimi, sadece diplomatik bir hamle değil aynı zamanda yüzyıllık bir deniz stratejisinin gereği olarak atılmış bir siyasi adımdır.
Bab’ül Mendep Boğazı’ndan Aden Körfezi’ne uzanan bu hat, sadece ticaretin değil yeni nesil bir kuşatma stratejisinin mücadele alanı haline gelmiştir.
Somali’nin Tarihsel Yükü: 1960’tan Bugüne Bir Enkazın Anatomisi
Somali’nin 1960’ta bağımsızlığını kazanmasından bugüne uzanan süreci anlamadan, bugünkü Somaliland krizini anlamamız pek mümkün olmaz.
Somali’nin modern tarihi, büyük umutlarla başlayıp derin bir hüsranla devam eden bir trajedidir. 1960 yılında İngiliz Somaliland’ı ve İtalyan Somalisi’nin birleşmesiyle kurulan devlet, Afrika’da dil, din ve etnik köken birliğine sahip nadir uluslardan biriydi. Ancak bu homojen yapı, sömürge döneminden kalan idari çarpıklıkları aşmaya yetmedi. 1969’da General Muhammed Siad Barre’nin gerçekleştirdiği darbe, Somali’yi "bilimsel sosyalizm" ile "aşiret milliyetçiliği" arasında sıkışmış otoriter bir rejime mahkûm etti.
1977-78 Ogaden Savaşı, Somali’nin askeri gücünün zirvesini ve aynı zamanda çöküşünün başlangıcını temsil eder. Etiyopya ile girilen bu çatışma, Somali ordusunu tüketirken, merkezi hükümetin aşiretler üzerindeki otoritesini sarstı.
1991 yılında Barre rejiminin kanlı bir iç savaşla devrilmesi, Somali’yi dünyanın en tehlikeli ülkesi haline getirdi.
İşte bu kaosun en keskin virajı, kuzeydeki Somaliland’ın o tarihte yaptığı tek taraflı bağımsızlık ilanıydı. Çıkan iç savaş ve çatışmalar sonucunda Mogadişu bir enkaz yığınına dönerken, Somaliland kendi anayasasını, parasını ve ordusunu kurarak dünyadan yalıtılmış bir istikrar adası inşa etmeye çalıştı. Bugün İsrail’in kendi çıkarları ve Türkiye’yi çevreleme adına bu coğrafyayı ayrı bir devlet olarak tanıma kararı, Somali’nin 60 yıllık bu sancılı sürecinin en tehlikeli dış müdahale aşamasıdır.
Türkiye’nin Somali’de Artan Etkisi
Türkiye'nin Somali politikası, modern Türk dış politikasının en somut ‘insani diplomasi’ ve ‘bölgesel nüfuz’ başarı hikayelerinden biri olarak kabul edilir. 2011 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, büyük kıtlık ve iç savaşın pençesindeki Mogadişu'yu ziyaretiyle başlayan bu süreç; askeri, siyasi ve iktisadi sacayakları üzerine kurulu çok boyutlu bir stratejiye dönüşmüştür.
Siyasi açıdan Türkiye, Somali'nin toprak bütünlüğünü her platformda savunmuş ve uluslararası toplumun Somali'yi ‘başarısız devlet–failed state’olarak terk ettiği bir dönemde Mogadişu'da büyükelçilik açan ilk ülkelerden biri olmuştur. Ankara, merkezi hükümet ile federal eyaletler (ve son dönemde Somaliland) arasındaki ihtilaflarda kolaylaştırıcı ve ara bulucu bir rol üstlenerek bölgenin siyasi istikrarının kilit aktörü haline gelmiştir.
Askeri alanda en kritik eşik, 2017 yılında açılan TURKSOM Askeri Eğitim Üssü'dür. Türkiye'nin yurt dışındaki en büyük askeri eğitim tesisi olan bu merkezde, ‘Gorgor’ komandoları gibi seçkin Somali birlikleri eğitilmektedir. Bu iş birliği, Somali'nin El-Şebab gibi terör örgütlerine karşı kendi güvenliğini sağlama kapasitesini artırmıştır.
2024 başında imzalanan ‘Savunma ve Ekonomik İş Birliği Çerçeve Anlaşması’ ile Türkiye, Somali deniz sularının güvenliğini ve kaynaklarının korunmasını da üstlenerek bu ilişkiyi stratejik bir koruyuculuk seviyesine taşımıştır.
İktisadi düzlemde ise Türkiye, geleneksel yardım modelinden ‘kalkınma odaklı ortaklık’ modeline geçmiştir. Mogadişu Limanı ve Havalimanı'nın Türk şirketlerince işletilmesi, inşa edilen devasa hastaneler (Recep Tayyip Erdoğan Hastanesi gibi) ve okul projeleriyle Somali ekonomisi nefes almaktadır. Türkiye, Somali'yi sadece bir yardım alıcısı değil, Afrika Boynuzu'ndaki stratejik bir ticari partner olarak konumlandırarak kıtadaki varlığını kalıcı kılmıştır.
Askeri Analiz
Kızıldeniz’de ‘Pense’ Operasyonu ve BAE Faktörü
İsrail’in Somaliland üzerindeki askeri ilgisi tek başına okunamaz. Bu strateji, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Yemen’in güneyindeki askeri varlığıyla tam bir simetri oluşturmaktadır. Aslında BAE’nin olduğu her yerde İsrail’in ayak izini aramak artık bir gereklilik halidir. Askeri literatürde ‘Pense Hareketi’ olarak tanımlayabileceğimiz bu durum, Kızıldeniz’in güney kapısını iki taraftan mühürlemektedir.
Batı Hattı (Somaliland)
İsrail, Somaliland’in Berbera Limanı ve çevresinde askeri tesisler ve ‘istihbarat dinleme istasyonları’ kurma peşindedir. Bu strateji, İsrail donanmasının Eilat Limanı’ndan çıkıp Hint Okyanusu’na kadar kesintisiz bir güvenlik koridoru oluşturması anlamına gelir.Somaliland kıyıları, İran’ın Sudan ve Yemen üzerinden yürüttüğü silah sevkiyat yollarını tam ortadan kesmektedir.
Doğu Hattı (Güney Yemen)
BAE destekli Güney Geçiş Konseyi’nin kontrolündeki Aden ve stratejik Sokotra Adası, boğazın doğu kanadını kontrol etmektedir. BAE’nin buradaki hava üsleri ve deniz gözetleme kapasitesi, İsrail’in Somaliland’daki olası varlığıyla entegre edildiğinde Kızıldeniz BAE destekli bir İsrail kontrol hattına dönüşme potansiyeli ortaya çıkar. Bu durum, Mısır ve Suudi Arabistan’ın bekası açısından istenilen bir durum değildir.
Bu askeri oluşum, sadece İran’ın Husi vekillerine karşı bir savunma değil, aynı zamanda Çin’in Cibuti’deki devasa askeri üssüne karşı da bir ‘karşı-kuşatma’ hamlesidir. İsrail ve BAE, ABD’nin bölgeden çekilme emareleri gösterdiği bir dönemde güvenlik konusunu tekellerine alarak kendi mikro-imparatorluklarını kurmaktadır.
Nüfus Mühendisliği
Gazze’den Somaliland’a Sürgün Senaryosu
Bugünlerde İsrail siyasetinin aşırı sağ kanadında yüksek sesle konuşulan ‘Gazzelilerin Afrika’ya Tehciri’ projesi, Somaliland’in tanınma vaadinin altındaki en karanlık pazarlıktır. İsrail yönetimi, Somaliland’e diplomatik tanınma ve ekonomik yardım vaat ederken, karşılığında Gazze’den zorla göç ettirilecek yüz binlerce Filistinli için bir yerleşim alanı talep etmektedir.
Bu senaryo askerî açıdan bir etnik temizlik ve arındırma stratejisidir. İsrail, Gazze gibi dar bir alanda kontrolü zor bir nüfusu, dünyanın en ücra ve siyasi olarak izole edilmiş bölgelerinden birine sürerek, Filistin meselesini coğrafi olarak tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Somaliland’in bu teklife sıcak bakması durumunda, bölge sadece bir askeri üsse değil, aynı zamanda devasa bir ‘açık hava hapishanesine’ ya da toplama kampına dönüşme riskiyle karşı karşıyadır.
Falaşalar ve Etiyopya Denklemi: Paramiliter Bir Güç Potansiyeli
İsrail’in bölgedeki en büyük kozlarından biri de Etiyopya ile olan köklü ve karmaşık ilişkisidir. 1980’li ve 90’lı yıllarda düzenlenen Musa ve Süleyman Operasyonları ile İsrail’e getirilen Etiyopyalı Yahudiler (Falaşalar), bugün İsrail toplumunun önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Ancak bu nüfusun askeri strateji içindeki yeri sıklıkla göz ardı edilmektedir.
Askeri Analizde Falaşa Faktörü
İsrail ordusu (IDF) içerisinde görev yapan Falaşa kökenli askerler, bölgenin diline (Amharca, Somalice), kültürüne ve coğrafi koşullarına tam hakimiyetle sahiptir. Somaliland’de kurulacak olası bir askeri üs veya operasyon merkezinde, İsrail’in sahadaki yüzü bu Falaşa askerler olacaktır.
İsrail, Etiyopya ile Somaliland arasındaki gerilimleri veya iş birliklerini yönetmek için bu paramiliter potansiyeli kullanabilir. Özellikle Mısır’ın Nil Barajı meselesi nedeniyle Etiyopya üzerindeki baskısını kırmak adına İsrail, Somaliland üzerinden ikinci bir cephe açabilir.
Falaşalar, bu hibrit savaşın hem istihbarat hem de operasyonel bacağında İsrail için paha biçilemez bir yerel güç imajı sağlamaktadır.
Sonuç
Bölgesel İstikrarsızlık ve Küresel Hakimiyet
İsrail’in Somaliland hamlesi, Somali’nin toprak bütünlüğüne indirilmiş bir darbe olduğu kadar, Doğu Afrika’nın kırılgan dengelerini de havaya uçurmaya gebedir. BAE ile eşgüdümlü yürütülen bu süreç, Kızıldeniz’in bir barış denizi değil, bir garnizon ve çatışmalar denizi olacağını fısıldamaktadır.
Eğer İsrail, Somaliland’i tanıyarak buraya yerleşirse ve aynı zamanda Gazze nüfusunu buraya sürmeyi başarırsa, bu durum 21. yüzyılın en büyük jeopolitik suçlarından biri olarak tarihe geçecektir. Somali'nin 1960'ta başlayan egemenlik mücadelesi, bugün küresel aktörlerin elinde bir takas nesnesine dönüşmüştür. Bölge ülkeleri ve uluslararası toplum, tanınma vaadiyle ambalajlanmış bu askeri kuşatma planına karşı uyanık olmazsa, Kızıldeniz’in suları çok yakında sadece ticaret gemilerini değil, yeni savaş gemilerini ve zorunlu göçmen teknelerini taşıyacaktır.
Devamını Oku
25 Aralık 2025 Perşembe - 09:27
Devamını Oku
18 Aralık 2025 Perşembe - 12:55
Devamını Oku
14 Aralık 2025 Pazar - 10:00