
Dünyanın ilk insan hakları belgesi olarak bilinen Kiros Silindiri, bugün Orta Doğu haritasını yeniden çizmek için mi kullanılıyor? "İbrahim Anlaşmaları" ile Arap dünyasını çevreleyen İsrail, şimdi gözünü İran üzerinden kurulacak bir "Neo-Pehlevi" vesayetine mi dikti?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 15 Ocak 2026 Perşembe - 00:00 | GDH Haber
Orta Doğu’nun kanla yazılmış tarihinde, bazen binlerce yıllık bir hatıra, en gelişmiş füzelerden daha etkili bir diplomasi aracına dönüşebilir. Bugün Washington kulislerinde ve Tel Aviv’in strateji merkezlerinde fısıldanan yeni akitler var: "Kyros Accord" (Kiros Anlaşması).
2500 yıl önce Pers Kralı Kiros’un Yahudileri Babil esaretinden kurtarıp Kudüs’e göndermesiyle başlayan süreç, bugün İran’da yaşanabilecek olası bir rejim değişikliğiyle yeniden canlanabilir mi? Bugün İran’da kaç Türk’ün yaşadığını ekranda açık arttırmaya çıkartanlar acaba planlanan tezgâhın ne kadar farkında?
İbrahim’den Kiros’a: Jeopolitik bir sıçrama
BAE, Bahreyn ve Fas gibi Sünni Arap devletleriyle imzalanan İbrahim Anlaşmaları (Abraham Accords), İsrail’in bölgedeki izolasyonunu kırmayı amaçlayan bir "çevreleme" stratejisiydi. Ancak "İbrahim", sadece bir normalleşmeydi. "Kiros" ise bir restorasyon anlamına gelir.
Peki kim bu Kiros?
Babil Sürgünü ve Pers Kralı Büyük Kiros’un (Cyrus) Yahudileri Kudüs’e geri göndermesi Orta Doğu tarihinin en önemli jeopolitik kırılmalarından biridir. Bu olay, Yahudi kimliğinin şekillenmesinde ve "vaat edilmiş topraklara dönüş" mefhumunun bir ulusal hafıza haline gelmesinde kilit rol oynamıştır. Bunun dışında bugünkü Yahudi inancı bu sürgün döneminde şekillenmiştir.
Sürgün
MÖ 586 yılında Babil Kralı II. Nebukadnezar, Kudüs’ü kuşatıp Süleyman Mabedi’ni yıktığında, Yahudiler için karanlık bir dönem başladı. Kudüs’ün seçkinleri, zanaatkarları ve ruhani liderleri zincire vurularak Mezopotamya’ya, Babil’e sürüldü. Bu sürgün, Yahudiler için sadece fiziksel bir kopuş değil, inançlarına göre Tanrı ile olan mekânsal bağlarının da kopması demekti. "Babil nehirleri kıyısında oturup Siyon’u andıkça ağladık" sözleri bu dönemin kolektif acısının en somut ifadesidir.
Kurtarıcı Kiros ve 539 Fermanı
MÖ 539 yılında Pers Kralı Büyük Kiros, Babil’i fethederek Babil İmparatorluğu’na son verdi. Kiros, seleflerinin aksine fethettiği topraklarda "dini hoşgörü" üzerine kurulu bir siyaset izledi. Kiros Silindiri olarak bilinen tarihi belgede de izleri görüldüğü üzere Kral Kiros sürgün edilen halkların kendi tapınaklarını yeniden inşa etmelerine ve yurtlarına dönmelerine izin verdi.
Yahudiler için Kiros, Tevrat’ta (Yeşaya Kitabı) Tanrı tarafından seçilmiş bir "Mesih" (Meshiah) olarak nitelendirilen tek yabancı kraldır. Kiros’un fermanıyla yaklaşık 40-50 bin Yahudi, Zerubbabel önderliğinde Kudüs’e geri döndü. Bu dönüşle birlikte, İkinci Tapınak’ın inşası başladı ve Yahudilik, kurban merkezli bir din anlayışından, metin ve kutsal yazılar etrafında kenetlenen daha kurumsal bir yapıya evrildi.
Kiros’un bu hamlesi, Yahudi diasporasının ilk büyük geri dönüş hikayesidir.
Kiros Silindiri nedir?
MÖ 539 yılında Kiros’un Babil’e girişi anısına hazırlanan ve üzerinde çivi yazısıyla Kiros’un fermanı yer alan pişmiş topraktan yapılma bu silindir şimdi British Museum’da sergilenmektedir. Birçok tarihçi ve siyaset bilimci, Kiros Silindiri’ni dünyanın ilk "İnsan Hakları Belgesi" olarak kabul eder.
Kiros; köleliği kaldırmış, din özgürlüğünü tanımış ve zorla yerinden edilen halkların yurtlarına dönmesine izin vermiştir. Dünya’ya "zor kullanmadan yönetme" ve "farklılıklara saygı duyma" ilkesini miras bırakmıştır.
Bugün İsrail yönetimi Kral Kiros’u bu hoşgörülü tavrından dolayı çok sevse de gerçek hayatta Filistinlilere karşı soykırım yapmaktan ve onları Nebukadnezar gibi sürgüne göndermekten geri durmamışlardır.
Bu yönüyle İsrail, Kral Kiros’u değil, Kral Nebukadnezar’ı kendisine örnek alan bir devlettir.
Dönelim İran’a
Şayet İran’da bugün var olan yönetimin başına İsrail ve ABD’nin desteği ile ABD’de mukim sürgündeki Rıza Pehlevi ya da ona benzer bir isim gelirse şüpheniz olmasın ki İsrail ile İran arasındaki "stratejik düşmanlık", yerini "Türkiye düşmanlığı" üzerine kurulu bir anlayışa bırakacaktır.
Mısır’ın, Irak’ın, Lübnan’ın, Tunus’un, Suriye’nin ve şimdi İran’ın gerek darbeler gerek iç savaşlar yoluyla İsrail’in lehine denklem dışına atıldığı coğrafyada, Türkiye yegâne hedef haline dönüştürülecektir.
Bu değerlendirme, İran’daki mevcut yönetimin Türkiye dostu bir yönetim olduğu anlamına gelmiyor lakin Tahran yönetimi mevcut durumda Türkiye açısından tahmin edilebilir, öngörülebilir bir yönetimdir.
Kiros Akdi ile ne yapılmak istenebilir?
Kiros’un gölgesindeki tehlike: Bölgesel kaos
Ancak burada kritik bir uyarıyı yapmak gerekir. Eğer bu değişim, İran halkının özgür iradesiyle değil de ABD’nin 1953 Ajax Operasyonu’ndaki gibi "ithal bir veliaht" ve "istikrarsızlaştırma" yöntemleriyle gelirse, bu anlaşma bir barış paktı değil bölgeyi daha büyük bir kaosa sürükleyecek "Neo-Pehlevi Vesayeti" olur.
Tıpkı Şah döneminde olduğu gibi, İran’ın kaynaklarının Batı’ya akıtıldığı, halkın ise baskı altında tutulduğu bir yapı, uzun vadede ne İsrail’e barış getirir ne de bölgeye istikrar. Türkiye için asıl tehlike, sınır komşusunda "kukla" bir yönetimin kurulması ve bu yapının İsrail ile birlikte Ankara’yı jeopolitik bir kıskaca alması olur.
Akılcı bir üçüncü yol mümkün mü?
Ankara, bu zorlama senaryolara karşı tedbirlerini şimdiden almalıdır.
Devamını Oku
29 Ocak 2026 Perşembe - 08:33
Devamını Oku
22 Ocak 2026 Perşembe - 08:49
Devamını Oku
08 Ocak 2026 Perşembe - 16:11