Kurban Bayramı yaklaşırken hepimizin zihninde benzer sahneler canlanıyor değil mi?
Sabah erkenden başlayan telaş… Kalabalık sofralar… Bir yanda kavurmalar, diğer yanda “Bir dilim daha baklava al” ısrarları ve çoğu zaman aynı cümle: “Bayramdan bayrama oluyor, bir şey olmaz…”
Aslında tam da burada biraz durup düşünmek gerekiyor. Çünkü vücut, “bayram” olduğunu bilmiyor. Siz birkaç gün kaçamak yaptığınızı düşünseniz de metabolizmanız o yoğun yağ, şeker ve fazla porsiyonu gerçek bir yük olarak algılıyor.
Özellikle diyabeti, tansiyon problemi, insülin direnci ya da karaciğer yağlanması olan kişiler için bayram sofraları bazen fark edilmeden metabolik bir stres testine dönüşebiliyor.
Peki ne yapacağız? Bayramda et yemeyecek miyiz, tatlıdan tamamen uzak mı duracağız? Elbette hayır.
Ben sağlıklı beslenmeyi hiçbir zaman yasaklarla açıklamayı doğru bulmuyorum. Çünkü sürdürülebilir olan şey korkuyla değil, dengeyle kurulan düzendir. Bayram sofrasında kavurma da olabilir, tatlı da… Ama mesele neyi, ne kadar ve ne sıklıkta tükettiğimizdir.
Kurban Bayramı’nda yapılan en büyük hatalardan biri, etin kesilir kesilmez tüketilmesi. Oysa yeni kesilmiş et hem daha serttir hem de sindirimi oldukça zordur. Sonrasında “Midem yandı”, “Şişkinlik oldu”, “Hazmedemedim” şikâyetlerini çok sık duyarız. Etin en az bir gün dinlendirilmesi hem lezzeti hem de sindirimi açısından çok daha sağlıklıdır.





