100 yıl önce bugün, 9 Ocak 1916’da İtilaf kuvvetleri Gelibolu Yarımadası’ndan tahliyelerini tamamladı ve bu tarih I. Dünya Savaşı kronolojisine Çanakkale Cephesi’nin resmî kapanış günü olarak geçti.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 09 Ocak 2026 Cuma - 10:07 | GDH Haber
1915’te başlatılan Gelibolu harekâtı, İtilaf devletleri açısından çok boyutlu hedeflere sahipti:
(1) Osmanlı Devleti’ni savaş dışı bırakmak,
(2) Rusya’ya deniz üzerinden bağlanmak,
(3) Savaşın süresini kısaltmak ve
(4) Alman-Austro-Macar koalisyonunu stratejik yalnızlığa itmek.
Harekâtın stratejik rasyonalitesi literatürde tartışmalı olmakla birlikte, askeri planlamanın jeopolitik bileşeni açıktır: Boğazlar, hem kara hem deniz boyutuyla “sistemik boğum noktası” niteliğindeydi. Osmanlı savunmasının başarıya ulaşması, bu boğum noktasının İtilaf güçleri tarafından açılmasını engellemiştir.
Çanakkale muharebeleri, Osmanlı ordusunun 20. yüzyıl harp koşullarında adapte olabilme kapasitesini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Tahkimat mimarisi, arazi kullanımı, topçu koordinasyonu, kesintisiz ikmal hatlarının korunması ve birlik moralinin yönetimi gibi unsurlar, savunmanın başarısında belirleyici olmuştur.
Bu bağlamda Çanakkale, klasik Osmanlı askerî tarihindeki ileri taarruz paradigmalarından farklı olarak, modern savunma doktrininin uygulanabildiği nadir örneklerden biridir. Bu durum, muharebeleri yalnızca “zafer” kategorisine değil, aynı zamanda “askerî adaptasyon” kategorisine yerleştirir.
Gelibolu’nun düşmemesi, savaşın jeopolitik seyri üzerinde dolaylı fakat kayda değer etkiler doğurmuştur. Özellikle Rusya’nın deniz yoluyla lojistik erişim sağlayamaması, Doğu Cephesi’nde tedarik sorunlarını ağırlaştırmış, siyasi krizlerin olgunlaşmasına katkıda bulunmuştur. Bu noktada literatür, Çanakkale’nin Bolşevik Devrimi öncesi Rusya’daki çöküş dinamikleriyle ilişkilendirilebileceğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla muharebeler yalnızca Osmanlı-İtilaf ikiliği düzeyinde değil, sistemik güç dengesi bağlamında da anlamlıdır.
Çanakkale’nin Türk tarih yazımında kazandığı merkezi konum, sonuçlarından ziyade sembolik üretim kapasitesiyle ilgilidir. 19. yüzyılın ardışık yenilgiler ve toprak kayıplarıyla şekillenmiş hafıza repertuarı içinde Çanakkale, “yenilgi istisnası” olarak görünür hale gelmiş; ulusal anlatının ilerleyen dönemdeki inşasına malzeme oluşturmuştur.
Bu bağlamda Çanakkale’nin sembolik sermayesi üç düzeyde tespit edilebilir:
9 Ocak 1916’da gerçekleşen İtilaf tahliyesi, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı koşulları altında gerçekleştirdiği en başarılı savunma operasyonunun kapanışını temsil eder. Bu tarih, askerî literatürde bir geri çekilme operasyonu olarak sınıflandırılsa da Türk askerî hafızasında bir “savunma zaferi” kategorisi altında yeniden tanımlanmış ve Cumhuriyet döneminde ulusal kimlik inşasında önemli bir söylemsel kaynağa dönüşmüştür.
Bu nedenle Çanakkale muharebelerinin değeri yalnızca operasyonel başarı ile değil; siyasal, jeopolitik ve kültürel katmanlar üzerinden değerlendirilmelidir.
Devamını Oku
08 Ocak 2026 Perşembe - 13:40
Devamını Oku
03 Ocak 2026 Cumartesi - 11:09
Devamını Oku
02 Ocak 2026 Cuma - 12:18