Pehlevî monarşisi İran’ın geleceği değildi; 1953’te CIA–MI6 operasyonuyla geri yüklenen dışsal bir enerji projesiydi. Bugün monarşiyi çözüm diye pazarlamak, hafızayı değil propaganda paketini sahneye sürmektir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 12 Ocak 2026 Pazartesi - 10:25 | GDH Haber
İran’da son dönemde yaşanan toplumsal hareketlilik, mevcut siyasal düzenin eleştirisini güçlendirdiği gibi, alternatif siyasal modelleri de yeniden gündeme taşımaktadır. Bu bağlamda eski Şah Muhammed Rıza Pehlevî’nin oğlu Reza Pehlevî’nin monarşinin restorasyonunu ima eden söylemleri, İran siyasetinde yeni olmayan bir tartışmayı canlandırmaktadır. Ancak Pehlevî monarşisinin tarihsel bağlamı göz önüne alındığında, bu dönemin “nostaljik çözüm” olarak sunulması ciddi bir anakronizm taşımaktadır.
Pehlevî monarşisinin yapısal kırılma noktası 1953’te gerçekleşmiştir. Başbakan Muhammed Musaddık’ın 1951’de petrolü millileştirme girişimi, Anglo-Iranian Oil Company’nin çıkarlarını zedelediği gibi, İngiltere ve ABD’nin enerji güvenliği algısını da tehdit etti. 1953’te CIA ve MI6 işbirliğiyle düzenlenen Ajax Operasyonu, Musaddık’ın devrilmesi ve Şah’ın yeniden iktidara taşınmasıyla sonuçlandı. Bu müdahale, monarşinin iç meşruiyet kapasitesini zayıflatmış; rejimin devamlılığını halk desteğinden ziyade dış müdahaleye dayalı hale getirmiştir.
Dolayısıyla monarşinin restorasyonu, iç siyasal sürekliliğin değil, dışsal enerji ihtiyaçlarının bir fonksiyonu olarak belirlenmiştir.
1953 sonrası İran’da siyasal alan ciddi şekilde daraltılmıştır. CIA ve Mossad desteğiyle kurulan SAVAK, yalnızca bir istihbarat kurumu değil; aynı zamanda siyasal denetim mekanizmasıdır. Basının, partilerin ve sendikal örgütlenmelerin tasfiyesi, muhalefeti kurumsal alandan bütünüyle çıkarmış; rejim güvenlik devleti karakteri kazanmıştır. Uluslararası insan hakları raporları (özellikle 1970’ler) İran’ı işkence ve ifade özgürlüğü ihlallerinde en problemli ülkelerden biri olarak sınıflandırmıştır.
1970’lerde petrol fiyatlarındaki artış, İran’da yüksek gelir yaratmış olsa da bu gelir iç kalkınma kapasitesine dönüşmemiştir. Petrodolarlar başlıca şu iki alanda yoğunlaşmıştır:
– askeri harcamalar (özellikle ABD üzerinden silah tedariki)
– yüksek maliyetli modernizasyon projeleri ve saray protokolü
1971’deki Pers İmparatorluğu’nun 2500. yıl kutlamaları, rejimin modernleşme vizyonunun sembolik niteliğini ve eşitsizliğini gösteren örneklerden biridir. Bu süreçte ekonomik büyüme dışa bağımlı tedarik zincirleri üzerinden gerçekleşmiş, iç piyasaya doğrudan etki sınırlı kalmıştır. Modernleşme, sosyoekonomik taban yaratamamış; daha çok vitrin-mimarlığı işlevi görmüştür.
1979 devrimi, Pehlevî monarşisinin iç siyasal meşruiyetten yoksunluğunu ortaya koymuştur. Rejimin çöküşü içeriden örgütlenmiş bir demokratik talep kadar, dış destek modelinin sürdürülemezliğinin de sonucudur. Dolayısıyla monarşinin çöküşü bir “tarih kazası” değil; yapısal bir sonuçtur.
Reza Pehlevî’nin güncel söylemi, monarşiyi bir çözüm olarak değil, geçmişin seçilmiş parçalarının yeniden dolaşıma sokulması olarak okunmalıdır. İran’daki toplumsal hoşnutsuzluğun gerçek olduğunu kabul etmek, monarşinin bu hoşnutsuzluğun alternatifi olduğunu söylemek için yeterli değildir. Zira Pehlevî dönemi, demokratik temsil kapasitesi, ekonomik dağılım adaleti ve egemenlik kurgusu açısından ciddi sorunlar taşımaktadır.
İran bugün rejim krizi yaşıyor olabilir; fakat Pehlevî monarşisini çözüm olarak sunmak, krizi tarihsel bağlamından koparmak anlamına gelir. Monarşi İran’da halkın talebiyle kurulmadığı gibi, halkın iradesiyle de sürmemiştir. O nedenle monarşinin geri çağrılması, geleceğin değil, yarım kalmış bir dış operasyonun yeniden açılmasıdır.
Devamını Oku
09 Ocak 2026 Cuma - 10:07
Devamını Oku
08 Ocak 2026 Perşembe - 13:40
Devamını Oku
03 Ocak 2026 Cumartesi - 11:09