İsfahan, Selçukluların başkenti ve Türk-İslam medeniyetinin kalbiydi. Bugün yaşanan saldırılar yalnızca bir şehri değil, bin yıllık kültürel hafızayı tehdit ediyor. Bu kadim miras, korunması gereken ortak insanlık değeridir.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 01 Nisan 2026 Çarşamba - 10:08 | GDH Haber
Son günlerde bombardıman haberleriyle yeniden gündeme gelen İsfahan, yalnızca modern bir yerleşim değil; Türk-İslam tarihinin en önemli merkezlerinden biridir. Özellikle Büyük Selçuklu Devleti döneminde bu şehir, bir imparatorluğun kalbi hâline gelmiş, siyaset, ilim ve mimarinin buluştuğu eşsiz bir merkez olmuştur.
11. yüzyılda Tuğrul Bey tarafından Selçuklu hâkimiyetine alınan İsfahan, Melikşah döneminde başkent yapıldı. Bu tercih, şehrin stratejik konumu ve ekonomik gücü kadar, devletin merkezî idaresine uygun yapısıyla da ilgilidir. Bu dönemde Nizâmülmülk öncülüğünde yürütülen imar faaliyetleriyle İsfahan, yalnızca bir başkent değil; aynı zamanda dönemin en güçlü kültür ve bilim merkezlerinden biri hâline geldi. İsfahan Ulu Camii gibi yapılar, Selçuklu mimarisinin zirvesini temsil ederken, şehir planlaması ve mimari anlayış sonraki yüzyılları da derinden etkilemiştir.
İsfahan’ın önemi yalnızca idari ve mimari yapısıyla sınırlı değildir. Bu şehir aynı zamanda Selçuklu tarihinin en önemli isimlerinin hatırasını da taşır. Büyük vezir Nizâmülmülk’ün kabri bu şehirde bulunmaktadır. Aynı şekilde Selçuklu döneminin en büyük âlimlerinden biri olan İmam Gazâlî’nin de bir süre İsfahan’da bulunduğu ve burada ders verdiği bilinmektedir. Selçuklu siyaset ve ilim dünyasının merkezi olan bu şehir, yalnızca bir başkent değil; aynı zamanda bir hafıza mekânıdır.
Bugün ise bu tarihî şehir, modern savaşların gölgesinde yeniden gündeme gelmektedir. Gerçekleşen saldırılar yalnızca askerî hedefleri değil; aynı zamanda Ortadoğu’nun binlerce yıllık kültürel birikimini de tehdit etmektedir. Bu tür şehirler, farklı medeniyetlerin üst üste inşa ettiği katmanlı yapılardır. İsfahan gibi merkezler zarar gördüğünde, sadece taş ve toprak değil; insanlığın ortak hafızası da geri dönülmez biçimde yara alır.
Ortadoğu, dünya tarihinin en eski medeniyetlerine ev sahipliği yapmış bir coğrafyadır. Bu coğrafyada yer alan şehirlerin yok olması ya da zarar görmesi, sadece bölgesel bir kayıp değil; küresel kültürel mirasın zedelenmesi anlamına gelir. Bu nedenle tarihî şehirler, savaşın doğrudan hedefi olmaktan çıkarılmalı; uluslararası düzeyde korunması gereken alanlar olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak İsfahan, Selçuklular için yalnızca bir başkent değil; devletin aklını, gücünü ve medeniyet tasavvurunu temsil eden bir merkezdir. Bugün bu şehre yönelen her tehdit, yalnızca bir ülkeyi değil; Türk-İslam tarihinin en parlak dönemlerinden birinin izlerini de hedef almaktadır. Bu nedenle İsfahan gibi şehirler, birer “müze şehir” olarak korunmalı; savaşın değil, insanlığın ortak mirasının parçası olarak geleceğe taşınmalıdır.
Devamını Oku
31 Mart 2026 Salı - 10:26
Devamını Oku
30 Mart 2026 Pazartesi - 09:30
Devamını Oku
28 Mart 2026 Cumartesi - 09:51