Kardak krizi, Ege’deki statükonun ne kadar kırılgan olduğunu göstermişti. 12 mil tartışması aynı statüyü bugün yeniden test ediyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 27 Ocak 2026 Salı - 10:09 | GDH Haber
27 Ocak 1996’da, Ege’nin ortasında iki kayalığın üzerinde yaşananlar, Türkiye ile Yunanistan’ı NATO tarihinde nadiren gerçekleşen bir sıcak çatışma eşiğine getirmişti. O gün Kardak’ta yaşanan bayrak mücadelesi, tarihin dipnotu değil; bugün hâlâ süren jeopolitik denklemin ilk görünür yüzüydü.
Her şey, Türk bandıralı bir geminin Kardak kayalıklarına oturmasıyla başlamıştı. Kurtarma tartışması kısa sürede “burası kimin kara suları?” sorusuna dönüştü. 27 Ocak öğlen saatlerinde, Hürriyet ekibinin helikopterle adacığa gidip Yunan bayrağını indirip Türk bayrağını dikmesi, krizi bir anda medya rekabetinden devletlerarası rekabete taşıdı. Atina, aynı günün gecesinde özel kuvvetlerini adacığa göndererek bayrağını tekrar dikti. Böylece mesele artık gazetecilerin değil, ordu komutanlarının masasındaydı.
Ertesi gün Türk Donanması bölgeye girdi, Yunan Donanması karşılık verdi; havada F-16’lar ile Mirage’lar atış menzilinde gezinmeye başladı. 31 Ocak saat 01.40’ta Türk SAT komandoları gece sızma harekâtıyla Yunan bayrağını indirip yerine Türk bayrağını dikti. Bu andan itibaren Ege’de savaş olasılığı matematiksel olarak hesaplanabilir hâle gelmişti. Aynı sabahın erken saatlerinde bir Türk keşif helikopterinin düşmesi ve üç askerin şehit olması ise krizin dramatik eşiğiydi. ABD’nin doğrudan müdahalesiyle kriz “bayraksız, askersiz, gemisiz” formülüne bağlanarak donduruldu.
Kardak bu haliyle çözülen değil, beklemeye alınan bir dosyaydı. Çünkü mesele iki kayalık değildi; Ege’nin rejimiydi.
Bugün, tam yirmi sekiz yıl sonra, aynı tartışma farklı bir başlıkla geri dönüyor: 12 mil meselesi. Yunanistan Ege’de karasularını 12 mile çıkarma arzusunu açık şekilde dile getiriyor. Bu hamle, harita üzerinde bakıldığında basit bir genişleme gibi görünse de, deniz yetki alanlarının yaklaşık %70’inin tek taraflı kontrolüne açılması anlamına geliyor. Türkiye’nin ise Ege’de bırakılacağı alan, Marmara’ya açılan dar bir deniz koridoruna dönüşüyor.
Bu nedenle Ankara, 1995’te TBMM’den geçen kararla, 12 mil girişimini “casus belli” yani “savaş sebebi” saydığını ilan etti. Bu sertlik, duygusal değil; tamamen jeopolitik denge hesabıdır. Çünkü Ege’de kıta sahanlığı, hava sahası, FIR hattı, adaların silahsız statüsü ve egemenliği tartışmalı adacıklar birbirinden ayrı dosyalar değil, birbirini kilitleyen dosyalardır. Birini tek taraflı genişlettiğinizde diğerini yeniden tanımlarsınız.
Bu açıdan bakıldığında Kardak, sadece bir gece operasyonu değil, şunu gösteren bir eşiğiydi:
Ege’de egemenlik, zımnen kurulmuş dengelerle yürür; açıktan bozulduğunda kriz üretir.
Günümüzde 12 mil tartışması, Kardak’ın güncellenmiş sürümüdür. Sadece bayrak değil; deniz hukuku, enerji hatları, NATO dengesi ve Avrupa güvenliği artık dosyanın içindedir. O yüzden Kardak’ın yıldönümünde mesele geçmişi anmak değil, Ege’nin geleceğini okumaktır. Çünkü Ege’de krizler çözülmez; dondurulur. Ve dondurulan her dosya, geri döndüğünde daha stratejik bir başlıkla gelir.
Devamını Oku
20 Ocak 2026 Salı - 09:46
Devamını Oku
15 Ocak 2026 Perşembe - 10:52
Devamını Oku
13 Ocak 2026 Salı - 12:00