
ABD 1991 yılında Irak'ı Kuveyt'ten çıkarmak için bugün hayali bile kurulamayacak bir koalisyon kurmuş, diplomasi kanallarını sonuna kadar açık tutmuş ve yalnızca 100 saatlik bir muharebe ile hedefine ulaşmıştı. 35 yılda ne değişti?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 01 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00 | GDH Haber
Amerika Birleşik Devletleri – İsrail ikilisinin, bir aylık saldırı sürecinde İran yönetimine diz çöktürmek bir yana Hürmüz Boğazı’nı kapatması karşısında çaresiz kalmalarına dair teşhis ve analizler belki de yıllarca devam edecektir. Ancak ortaya çıkan manzaranın sebebini gelecekte yapılacak araştırmalarda aramaya hiç gerek yok. Hatta belki teşhisi koymak için ileriye değil geriye bakmak hatta dört işlem yapmaya hakim olmak dahi yeterlidir.
ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırılarıyla başlayan ve bir ayı geride bırakan savaşın temel strateji ve hedeflerden ne denli yoksun olduğunu teyit etmek için 36 yıl öncesine dönelim ve Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ardından yaşanan Birinci Körfez Savaşı’na dönelim. ( Kimi kaynaklar 1980-1988 yılları arasındaki savaşı Birinci Körfez Savaşı olarak nitelemektedir ) Öncelikle George Bush’un başkanlığı dönemindeki bu savaş, her ne kadar Saddam’a Kuveyt’in işgali için yeşil ışık yakan bir sahte bayrak operasyonundan kaynağını alsa da, yine de dönemin tüm diplomatik seçenekleri zorlanmıştı. O günlerde ABD-İsrail siyonizminin kanlı yüzü henüz bu denli ifşa olmamıştı. Uluslararası toplum, Birinci Soğuk Savaş’ın bitmesiyle rakipsizliğini kanıtlayan ABD’nin liderliğine itimat etmekteydi. Beyaz Saray da, savaş öncesinde yaptırımlara rağmen kendi eliyle Saddam rejimini silahlandırmış ve bir kumpas kurmuş olsa da, oyunu kuralına göre oynamaya özen gösteriyordu. ABD’yi yöneten Cumhuriyetçi Parti’nin o günkü temsilcileri Avrupa, Ortadoğu ve hatta uzak Asya’daki müttefikleri ile tam bir işbirliği içerisinde savaşa hazırlandı. Dahası Türkiye ve Rusya gibi ülkelerin savaşı önlemek amacıyla Bağdat nezdindeki diplomatik girişimleri de yine ABD’nin tam desteğiyle yürütüldü. ABD, Irak’ı Kuveyt’ten çıkarma misyonunu ciddiyetle ele aldı ve bu konuda o denli başarılı oldu ki Hafız Esad liderliğindeki Suriye dahi ABD’nin yanında saf tuttu. Sonuçta ABD, İngiltere, Fransa, Suudi Arabistan ve Mısır silahlı kuvvetleri ile doğrudan savaşın içerisinde yer aldı. 30’dan fazla ülke ise koalisyonun içerisinde farklı boyutlarda görevler üstlendi.
ABD’nin diplomatik, ekonomik ve askeri yalnızlığı tescillendi
Bugün Trump yönetimi 30 Mart itibarıyla savaşın finansmanını hatta Hürmüz Boğazı’nı açma sorumluluğunu üzerlerine yıkabileceği ülke ya da ülkeler aramakta. Oysa 1991 yılının ABD’si ve NATO müttefikleri 61 milyar dolar, Körfez ülkeleri 36 milyar dolar, Almanya ve Japonya 16 milyar dolar katkı yaparak bu savaşı finanse etmeyi göze almışlardı. Bugünise NATO’nun Avrupalı üyeleri 2018 yılından bu yana Trump’ın küstahlıklarına maruz kaldıktan sonra “Bu bizim savaşımız değil” diyerek işin içerisinden çıkmayı tercih ettiler. Meselenin askeri boyutuna bakacak olursak, George Bush yönetimi bu anlamda da günümüzün ABD karar alıcılarının fersah fersah değil ışık yılı ilerisindeydi.
Irak’ın Kuveyt’i işgalinin ardından diplomatik girişimler sürerken ABD yalnızca hava gücüne güvenme kibrine kapılmadı ve ilk aşamada 200 bin askeri bölgeye göndererek “Çöl Kalkanı Harekatı”nı başlattı. Ağustos ayından 17 Ocak 1991 tarihine kadar ABD ordusu ve müttefikleri girişecekleri harekat için yığınak yaptılar. 17 Ocak günü ise yaklaşık 900 bin askerle Kuveyt’teki Irak ordusunu ezmek için harekete geçtiler. Havadan ve denizden yapılan bombardıman 5 hafta sürdü. Tarafların kuvvetleri kağıt üzerinde birbirlerine denk gibi görünse de elektronik harp başta olmak üzere teknolojik üstünlük sahada belirleyici oldu. “Çöl Fırtınası Harekatı”nın saldırı kısmı yalnızca 100 saat yani yaklaşık 4 gün devam etti. Dördüncü günün sonunda Irak zırhlı birliklerinin büyük kısmı imha edilirken, Bağdat yönetimi teslim görüşmelerine başladı. ABD ordusunun bu süreçte rejimi devirecek şekilde Bağdat’ta yürümemesi, dahası kışkırttığı Şii ve Kürt grupları daha sonra Saddam’ın insafına terk etmesi dönemin Başkanı Bush’un en fazla eleştirildiği konu oldu. Bush ise bu eleştirilere Birleşmiş Milletler kararlarını hatırlatarak yanıt verdi. Kurulan koalisyonun görevi işgalci Irak ordusunu Kuveyt’ten çıkarmaktan ibaretti. Bugünün Birleşmiş Milletler merkezli uluslararası sistemini dinamitleyen ABD Başkanı Trump’ın tavrıyla ne büyük bir tezat değil mi? 1991 yılında uluslararası diplomasiye olabildiğince sadık, müttefiklerine mümkün mertebe saygılı ve bu çapta bir askeri harekatı en üst düzeyde planlayabilen kurmay kadrolara sahip bir ABD’den bugünkü ABD’ye ulaşılmış olması gerçekten hayrete şayan.
ABD’nin gerçek savaşı İran’dan sonra başlayacak
Trump ABD’si müttefiklerini hiçe sayıp, diplomasiyi dışlayarak yürüttüğü mücadelesinde İran’ın geliştirdiği asimetrik harp yöntemleri duvarına çarptı. Çin Halk Cumhuriyeti, Kuzey Kore ve Rusya üçlüsünden elde ettiği istihbarat ve teknolojik imkanlarla, karşısında planlaması ve stratejisi olmayan ABD’nin yüksek ateş gücüne dayanmasını sağladı. Dahası, Beyaz Saray ve Pentagon yetkililerinin “İran’ın füze ve dron kapasitesinin neredeyse tamamen yok edildiğine” dair her açıklamalarının ardından, İran ordusu Körfez bölgesinde ya da İsrail’de bir başka stratejik tesisi vurarak etkisini ispatladı.
ABD’nin gerçek savaşı, İran ile giriştiği bu hesaplaşmanın ardından başlayacak. Amerikan dolarının rezerv para birimi olması dahil, Washington yönetiminin 80 yıldır üstünlük iddiasında bulunduğu tüm alanlar tartışmaya açılacak. Strateji ve planlamadan bu denli yoksun bir yönetim anlayışının 21’nci yüzyılın ikinci çeyreğini ayakta kalarak atlatması bile mucize olacaktır.
Devamını Oku
25 Mart 2026 Çarşamba - 08:26
Devamını Oku
18 Mart 2026 Çarşamba - 07:55
Devamını Oku
03 Mart 2026 Salı - 00:00