


Son 1 ayda Alaska-Washington DC-Tianjin-Pekin hattında yaşanan gelişmeler, çok kutuplu dünya mücadelesindeki sertliği üçüncü taraflar için tahammül edilmesi zor bir noktaya taşıdı.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 10 Eylül 2025 Çarşamba - 07:00 | GDH Haber
Küresel ve yerel gündemin ezici akış hızı karşısında Çin Halk Cumhuriyeti’nde düzenlenen Şanhay İşbirliği Örgütü Zirvesi ve 3 Eylül’de Pekin’deki Zafer Günü askeri geçit töreni dahi bir anda tarihe karıştı. Pekin yönetimi her ne kadar gerek Tianjin’deki zirvenin gerekse Pekin’deki geçit töreninin herhangi bir ülkeye karşı gövde gösterisi ya da meydan okuma maksadını taşımadığını iddia etse de, artık bu söylemin inandırıcılığına ikna olmak mümkün değil.
Bilakis, Çin Halk Cumhuriyeti’nin iki kentindeki organizasyonlar, çok kutuplu dünya düzeni için verilen mücadeledeki siper hatlarını netleştirdi. 15 Ağustos’ta ABD Başkanı Trump ile Alaska’da biraraya gelen Putin, hemen akabinde 18 Ağustos’ta AB liderlerinin Beyaz Saray’da Trump tarafından ezilmesine zemin hazırlarken, gerek yaptırımları geciktirmek gerekse Ukrayna üzerinde askeri baskısını artırmak için zaman kazandı.
Trump’ın, Pekin’de kameralara yansıyan Putin-Şi-Kim Yong Un beraberliğini kendisine ve ABD’ye yönelik bir “komplo” olarak nitelemesi haksız değil. Putin, 18 Ağustos tarihinden itibaren Ukrayna’nın başkenti Kiev’i hedef alan şiddetli füze ve kamikaze dron saldırıları ile ABD Başkanı’nın umduğu şekilde kısa vadede bir barış anlaşmasına niyeti olmadığını ispatladı.
Dahası, Şanhay İşbirliği Örgütü zirvesinde Hindistan’ın da katılımı ile ortaya konan kompozisyon, ABD’nin tek kutuplu dünya dayatmasına karşı şekillenen cephenin rengini netleştirdi.
ASYA-AVRASYA CEPHESİNİN ÇİMENTOSU: ENERJİ
Anti-ABD cephenin ortak buluşma noktası ise enerji ticareti. Nitekim ABD’nin de bu cepheye karşı ilk hamlesi, aslında 15 Ağustos için planladığı, Rus petrolünü alan ülkelere karşı yeni yaptırım ve gümrük vergisi artışlarını yürürlüğe koymak olacak.
Bu adımla beraber, yalnızca doğrudan Rus ekonomisi değil, Hindistan’ın yanısıra bazı Avrupa ülkeleri ikincil yaptırımlar yoluyla ciddi bir baskı altına alınacak. Çin Halk Cumhuriyeti, şimdilik enerji sektöründe yoğunluk kazanacak bu mücadelede elini güçlendirmiş durumda.
Putin’in Çin ziyareti esnasında ülkemiz medyasında, genellikle olduğu gibi, üzerinde yeterince durulmayan bir gelişme daha yaşandı. Moskova ve Pekin, “Sibirya’nın Gücü-2” doğalgaz boru hattının inşasına yönelik anlaşmayı imzaladılar. Rusya böylece artık faal olmayan Yamal ve Kuzey Akım-1 ile Kuzey Akım-2 hatlarından Avrupa’ya sevk edemediği doğalgaza müşteri bulmuş oldu.
Rusya’dan indirimli olarak yılda 100 milyar metreküp doğalgaz alacak olan Çin Halk Cumhuriyeti karşısında Almanya başta olmak üzere Avrupa endüstrisinin rekabet etme gücü şüphesiz daha da azalacak. Artan enerji maliyetleri karşısında zaten “refah devletlerine” veda etmek üzere olan Almanları, kısa vadede daha da zor günler bekliyor.
Fransa’daki 18 ayda 5 hükümet değişikliği ile yaşanan istikrarsızlıkla, İngiltere, Fransa, Almanya üçlüsünde aşırı sağ partilerin birinci ya da ikinci konumlara yerleştiği de dikkate alındığında Avrupa’nın Asya ve Kuzey Amerika filleri arasındaki tepişmede ezilecek bir otlağa dönüşmekte olduğunu söyleyebiliriz.
Avrupa, Rus tehdidi nedeniyle vazgeçilmezliğini Trump’a ispatlamak için içerisinde bulunduğumuz hafta Washington DC nezdinde bir girişimde daha bulanacak.
Ancak, Atlantik’in iki yakasını birleştirmek için her teşebbüsünde Trump’a biraz daha borçlanan Avrupa Birliği’nin verecek bir şeyi kaldı mı?
Bu sorunun yanıtını merak edenlere, Avrupa Birliği’nin Trump ile toksik ilişkisini çok güzel bir şekilde betimleyen Güldener Sonumut’un 7 Eylül tarihinde Milliyet gazetesinde yayımlanan “Avrupa’nın Stratejik Otonomisi ve ABD’ye Bağımlılığı” başlıklı yazısını tavsiye ederim. Yalnız şunun da altını çizmek lazım.
AVRUPA VE GÜNEY ASYA’DAKİ İSTİKRARSIZLAŞTIRMA SÜREÇLERİ TESADÜF MÜ?
Bu küresel mücadelede ezilen tek otlak Avrupa kıtası değil. Güney ve Güneydoğu Asya’da son 6 aydır parça parça yaşanan gelişmeler, Çin Halk Cumhuriyeti’nin burnunun dibinde de çeşitli istikrarsızlık alanları yaratılmaya çalışıldığına işaret ediyor.
Nisan ayında Hindistan ile Pakistan arasında yaşanan çatışmaya, Mayıs ayında bir anda tırmanan Kamboçya-Tayland sınır çatışmaları eklendi. Myanmar, 2021 yılından bu yana süren iç savaştan mustarip ve ülkenin yarısından fazlası artık askeri cuntanın kontrolünde değil. Bangladeş’te Başbakan Şeyh Hasina’nın ülkeyi terk etmesiyle başlayan siyasi krizin ardından ortaya çıkan belirsizlik devam ediyor.
Pakistan ve Afganistan ise zaman zaman tırmanışa geçen sınır çatışmaları nedeniyle alarmda. Pakistan’ın Belucistan bölgesinde ayrılıkçı gruplar Çin Halk Cumhuriyeti’nin bölgedeki çıkarlarını hedef alan saldırılar düzenliyor.
Tüm bunlara bir de Nepal’deki “Z Kuşağı Prostestoları” eklendi. Facebook, Instagram, WhatsApp, Youtube, X, Reddit ve Linkedln sosyal medya mecralarının, Nepal İletişim ve Bilgi Teknolojileri Bakanlığı’n kayıt için başvurmadıkları gerekçesiyle kapatılmaları, ülkede hali hazırda hükümete karşı gösterilen tepkilerin sokağa taşmasına yol açtı.
Yalnızca 8 Eylül’deki eylemler sırasında polisin açtığı ateş sonucu 19 kişi öldü. Hükümet, sosyal medya mecralarına karşı aldığı kararda geri adım atsa da olaylar durmadı. 9 Eylül’de bu defa başkent Katmandu’da parlamento binası dahil olmak üzere Başbakanlık konutunun aralarında bulunduğu çok sayıda kamu binası ve otel ateşe verildi.
Başbakan istifa etti, eylemciler Maliye Bakanı Bishnu Prasad Paudel’i sokakta linç etmeye çalıştı. Hindistan ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında tampon bölge işlevi gören bu denli stratejik konuma sahip bir ülkenin istikrarsızlığa sürüklenmesinin muhakkak sarsıcı sonuçları olacaktır.
Uzun lafın kısası değerli okurlar, son 1 ayda Alaska-Washington DC-Tiancin-Pekin hattında yaşanan gelişmeler, çok kutuplu dünya mücadelesindeki sertliği üçüncü taraflar için tahammül edilmesi zor bir noktaya taşıdı.
Devamını Oku
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 08:35
Devamını Oku
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 07:50
Devamını Oku
29 Nisan 2026 Çarşamba - 07:00