
Merz, Almanya'yı kaostan çıkaramazsa, Nazileri iktidara taşıyan 1928, 1930, 1932 seçim süreçlerinin benzerinin yaşanması sürpriz olmayacak.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 07 Mayıs 2025 Çarşamba - 13:52 | GDH Haber
Almanya Başbakanı Friedrich Merz - AA
Almanya, Birinci ve İkinci Dünya savaşlarının ardından yaşadığı varoluşsal krizlerine 2025 yılı itibarıyla bir yenisini ekledi, üstelik savaşmadan. Almanya’nın kıskanılması gereken bir ülke olduğunu savunanlar farkındalar mı bilinmez ama, Berlin şu anda 1919’daki iç savaş kadar ciddi bir türbülansın içerisinden geçiyor. Ya da 1955’te yeniden uluslararası topluma NATO üyeliği vasıtasıyla kabul edilmeden önce yaşadığı fetret devrine benzer bir sürecin içerisinde de diyebiliriz.
Şubat ayında yapılan genel seçimlerin ardından Hristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokrat Parti’nin üzerinde uzlaşmaya vardığı koalisyon hükümeti 6 Mayıs Salı günü iş başı yaptı. Ancak futbol tabiri ile “dakika 1 gol 1” durumu yaşandı. Fakat bu gol hükümetin kendi kalesine gönderdiği bir gol oldu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan hükümetlerin daha önce rastlamadığı bir kriz ile yeni hükümetin yolculuğu başladı. Hristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokrat Parti’nin parlamentodaki milletvekili sayılarının 328 olmasına rağmen, koalisyon hükümetinin Başbakan adayı Hristiyan Demokrat Parti lideri Friedrich Merz, ilk turda ancak 310 oy alabildi ve gereken 316 oya ulaşamadığı için seçilemedi. Merz ancak ikinci turda 325 oy alarak bu krizi atlatabildi. Peki Almanya tam olarak ne yaşamakta?
Yeni Başbakan Merz’in rüştünü ispatlamak için hem Rusya hem ABD cephesinde savaşmaya teşebbüs etmesi görevinin başında kendisine pahalıya patladı.
Almanya’nın bugün içerisinden geçtiği sürecin başlangıcı, Trump’ın birinci başkanlık dönemine uzanıyor. Trump’ın 2018 yılında Berlin’e atadığı Büyükelçi Richard Grenell, henüz güven mektubunu sunmadan “Almanya siyasetini yeniden dizayn etmek için” bu ülkeye geldiğini ilan etmişti.
Bunun nasıl bir dizayn olduğunun anlaşılması için aşırı sağcı AfD partisindeki gelişmeleri ve Ukrayna-Rusya Savaşı’nın gidişatını görmek gerekti. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın 2022 yılının Şubat ayında açılan ikinci perdesi, aynı yılın eylül ayında beklenmedik bir gelişmeyi beraberinde getirdi. Rus doğalgazını Almanya’ya taşıyan yılda 50 milyar metreküp kapasiteli Kuzey Akım boru hattı, “kimliği bilinmeyen!” unsurlar tarafından havaya uçuruldu.
Rusya’dan ucuz enerji alma imkanı bir anda ortadan kalkan Almanya’nın, 1960’lı yıllardan bu yana dünyaya pazarladığı “Alman ekonomik mucizesinin” bir halüsinasyon olduğu da böylece anlaşılmış oldu. İkinci Trump döneminde, ABD’nin Avrupa üzerindeki savunma şemsiyesini küçültme kararı ile beraber, Almanya’nın, 70 yıldır savunmaya minimum düzeyde para harcayarak inşa ettiği refah toplumunun konforu da çöküşe geçti.
Yeni Başbakan Merz henüz koltuğa oturmadan Ukrayna cephesi üzerinden Rusya ile, AfD üzerinden ise ABD ile yüzleşmeye hazır olduğunun sinyallerini verdi. Merz, Rusya’ya yanıt olarak, bir önceki Başbakan Scholz’un kaçındığı bir hamleyi yapma kararı aldı. 400 kilometre menzilli hassas güdüm yeteneğine sahip Taurus füzelerinin Ukrayna’ya temin edileceğini ilan etti. ABD’ye yanıt ise, Elon Musk ve ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun açıkça destek vermekten çekinmedikleri AfD üzerinden verildi. Almanya iç istihbarat servisi, AfD’yi “aşırıcı örgüt” olarak sınıflandırdığını duyurdu. AfD daha önce “şüpheli aşırıcı örgüt” kategorisinde değerlendirilmekteydi. Peki bu iki kategori arasındaki fark nedir?
Yeni tanımlama ile AfD’ye yönelik olası operasyonlar için bu partiye iç istihbarat servisinin muhbir yerleştirme ya da dinleme yapmasının yolu açıldı. Ayrıca kamu görevlilerinin de AfD’ye üyelik yolu kapanabilir, dahası parti kapatılabilir.
Hristiyan Demokrat Parti, Şubat ayındaki seçimlerden ikinci sırada çıkan AfD’yi mutlak surette hükümet dışında bırakmak için stratejisini kurgulamıştı. Bu uğurda tam bir başarısızlık örneği haline gelen önce dönemin büyük koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti ile işbirliği yapmayı dahi göze aldı. Ancak, seçimin yapıldığı Şubat ayı ile hükümetin göreve başladığı Mayıs ayı arasında geçen sürede ilginç bir gelişme yaşandı.
Bazı kamuoyu araştırmalarına göre AfD, 3 ay içerisinde Hristiyan Demokratları da geçerek birinci parti konumuna yükseldi. Her ne kadar ulaştıkları seçmen desteği hala tek başına iktidar olmalarına yetmese de, Nazizmin hayaletini canlandırmaya yetiyor.
Dahası, ABD Dışişleri Bakanı Rubio, AfD hakkında alınan kararı, “Berlin yönetimi casuslarla muhalefetin peşine düştü. Bu demokrasi değildir, bu gizli bir tiranlıktır” ifadeleriyle eleştirdi. Henüz parlamentodaki ilk adımında tökezleyen Merz’in doğuda Rusya’dan, ülke içerisinde ise ABD-AfD ikilisinden kaynaklanan tehdidi savuşturması gerekiyor. Bir başka mesele ise Almanya’nın Avrupa Birliği içerisinde giderek gerileyen pozisyonu. Roma ve dolayısıyla İtalya Başbakanı Meloni, Avrupa’nın her yöndeki politikalarında giderek daha fazla söz sahibi olurken, Alman lokomotifinin buhar kazanı delinmiş durumda.
Merz, ülkesini bu kaostan çıkaramazsa, Nazileri iktidara taşıyan 1928, 1930, 1932 seçim süreçlerinin benzerini yeniden yaşamak sürpriz olmayacaktır. İtalyan tarihçi ve yazar Umberto Eco’nun dediği gibi “21. yüzyıl insanının en büyük yanılgısı, faşizmin Nazi üniformasıyla geleceğini sanmasıdır”. Alman faşizmi bu defa kapıyı ABD diplomatik misyonu kılığında çalıyor.
Devamını Oku
18 Mart 2026 Çarşamba - 07:55
Devamını Oku
03 Mart 2026 Salı - 00:00
Devamını Oku
24 Şubat 2026 Salı - 08:25