
Maduro'nun kaçırılmasını 'ayıp' veya 'hukuksuz' diye nitelemek, tarihin galipler tarafından yazıldığı gerçeğini unutmaktır. ABD’nin yeni stratejisi net: Faydan yoksa, yerin de yok. Batı Yarımküre'de operasyon bitti, şimdi gözler Doğu Akdeniz ve İran hattındaki uçak trafiğinde!
0:00
--:--
Son Güncelleme: 08 Ocak 2026 Perşembe - 16:12 | GDH Haber
Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun 3 Ocak günü ülkesinin başkentinden ABD özel kuvvetler operasyonuyla kaçırılarak New York’ta mahkeme karşısına çıkarılmasına dair ülkemiz televizyonlarındaki tartışmaların kahir ekseriyeti “berber muhabbetinden” hallice. İlginç olan konuyu ele alanların hala “uluslararası hukuk” normları denizinde kulaç atmaya çalışmaları, yürütülen harekat nedeniyle ABD’nin ileride “çok utanacağını” iddia edebilmeleri. Tarihin galipler tarafından yazıldığı gerçekliğinden dahi kopmuş olan bu insanları hayret ve ilgiyle izlemekteyim. Uluslararası hukuk, 1991 yılında ABD’nin Irak’a ilk saldırısıyla batmaya başlayan bir gemidir. Bu gemi 8 Ekim 2023 tarihinde İsrail’in Gazze topraklarında başlattığı soykırım ile okyanusun dibine oturmuştur ve İkinci Dünya Savaşı sonrası bizzat ABD’nin eliyle kurulmuş olan düzene veda edilmiştir. Üstelik bu süreç Trump’ın değil Biden’ın başkanlık döneminde işlemeye başlamıştır. 2023 yılında Sudan’da başlayan iç savaş karşısında Birleşmiş Milletler’in düştüğü aciz durum bu çok taraflı uluslararası kuruluşun da sahneyi terk ettiğinin ilanıdır.
Kendimiz Nasıl Koruyacağız: Uluslararası Hukuk mu Caydırıcılık mı?
Maduro’nun kaçırılmasını uluslararası hukuk açısından tartışanlara sormak lazım: ABD’nin 2 Eylül’den itibaren 20’den fazla tekneyi Atlantik ve Pasifik Okyanuslarında uyuşturucu taşıdıkları iddiasıyla vurması ve bu teknelerde 100’den fazla kişinin öldürülmesi hangi uluslararası hukukla açıklanabilir? ABD ne bu teknelerde uyuşturucu taşındığına ne de öldürülenlerin uyuşturucu kaçakçısı olduklarına dair uluslararası topluma tek bir kanıt sunmaya dahi tenezzül etmemiştir. Akabinde Venezuela’ya yönelik deniz ablukası da yine Birleşmiş Milletler gündemine getirilmeden uygulanmaya başlanmıştır. Tüm bu hukuksuz operasyonlara karşı Avrupa Birliği’nden cılız itiraz sesleri yükseldiğinde ise ABD Dışişleri Bakanı Rubio “kendi işinize bakın, sizin kimseye ders verecek durumunuz” yok içerikli bir cevap vermiş, Brüksel’den de bir daha itiraz sesi duyulmamıştır. Bayanlar, baylar, ABD yönetimi çok taraflı uluslararası kurumlar ve müttefikleri bir yana kendi kongresinin onayını dahi alma gereği duymamıştır Maduro’nun kaçırılma operasyonu için. Hibrit savaş tarzında bir özel operasyonla bir devlet başkanının kaçırılması dünyada bir ilktir ve ne yazık ki son da olmayacaktır. Maduro’nun kaçırılması, ABD’nin çizmeye başladığı küresel haritanın üzerinde yalnızca mikroskobik bir ayrıntıdır. 3 Ocak itibarıyla uluslararası hukuktan, Birleşmiş Milletler’den ve Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kavramlardan ve kurumlardan bahsetmek beyhudedir.
2025 ABD Ulusal Güvenlik ve Strateji Belgesini Anlamak ya da Anlamamak … İşte Bütün Mesele
Medyadaki kısır tartışmalara maruz kalanlara tavsiyem şudur: Medyada boy gösterenlerin büyük çoğunluğunun kesinlikle okumadıkları dahası haberdar dahi olmadıkları anlaşılan bir belge söz konusu. Dünyanın gidişatını anlamak istiyorsanız, ABD’nin Aralık ayında uluslararası kamuoyu ile paylaştığı “2025 Ulusal Güvenlik ve Strateji Belgesi”ni okuyunuz. Bu belgede ABD’nin dünyayı ideolojik sınırlarla değil tamamen coğrafi bir bölüşümle algıladığı net bir şekilde anlatılmakta. ABD, Batı Yarımkürenin yani Amerika kıtasının kuzeyi ve güneyi ile tamamının ve Grönland’ın kendisine ait olduğunu iddia etmekte. 1823’te dönemin ABD Başkanı Monroe’nun gündeme getirdiği ve onun adıyla anılan doktrini canlandıran bu yaklaşımı, yeni yıldan hemen önce ABD Dışişleri Bakanı Rubio bir basın toplantısında Ukrayna-Rusya Savaşı ile ilgili soruyu yanıtlarken açıkça ifade etti: “Bu başka bir kıtanın savaşı”. ABD’nin bu yeni yaklaşımını okumayan, anlayamayan, hazmedemeyenlerin Trump’ın bundan sonraki hamlelerini de anlamlandırmaları mümkün değildir. Mümkün olmadığı için de “Acaba Maduro’nun bu şekilde yakalanıp ABD’ye götürülmesi uluslararası hukuka uygun mudur? ABD’de çok ayıp etti canım”düzeyindeki fikir beyanlarından öteye geçilememektedir.
Uluslararası hukuk tartışmaya meraklı olanlara bir başka taze örnek daha hatırlatmak gerekebilir. Yılbaşı öncesinde İsrail’in soykırım harekatının mimarı Netanyahu ABD’ye giderken onu taşıyan uçak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf üç ülkenin hava sahasını kullanmıştır. Baş yardakçıları Yunanistan, İtalya ve Fransa. Peki bu ülkeler UCM’yi tehdit eden ve şantaj operasyonları yürüten Netanyahu hakkında ne yapmışlardır? Hiç… Gelişmeler orman kanunlarının gittikçe ağırlık kazandığı dünyamızda ayakta kalabilmenin ilk şartının sahip olunan caydırıcılıkla doğru orantılı olduğuna işaret etmekte.
Hızlandırılmış ABD’yi Anlama Kılavuzu
Günümüz ABD politikası dünyayı iki parçaya ayırırken, eylemlerinin merkezine iki fikir oturuyor:
1 – ABD’ye doğrudan ekonomik faydası olmayan hiçbir ülke ya da grupla (Avrupa Birliği hatta NATO) işbirliği yapmamak.
2- Sahip olduğu kaynakları uluslararası kapitalist sistemin (ABD) yararına ve verimli bir şekilde kullanmayan tüm yönetimler tasfiye edilebilir.
Uzun lafın kısası ABD için fikir ve ideolojiler hiçbir anlam ifade etmiyor. Mühim olan hedef tahtasına oturtulan devletin başındakilerin yönetim kabiliyetleri ve ABD’ye katkılarının olup olmadığı.
Büyük Resmin Parçaları Birleşirken Biz Ne yapmalıyız?
Bu şartlar altında Maduro vakasını aşıp büyük resme acilen ulaşmamız gerekiyor. Büyük resim yani ABD’nin Venezuela’dan sonraki hedefleri nereler ya da kimler? ABD bu hedeflere yönelirken Türkiye ne yapmalı?
Öncelikle Venezuela’da olanlar nedeniyle Rusya ve Çin Halk Cumhuriyeti’nden “anlamlı tepkiler” bekleyenleri dinlemeyerek işe başlayabiliriz. Rusya, Birinci Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana silah ve enerji sattığı hiçbir ülkeye ne diplomatik ne de askeri düzeyde koruma sağlamamıştır. Dahası 15 Ağustos Alaska Zirvesi’nden sonra Ukrayna’ya dair masaya konan planlara bakacak olursak, Kremlin yönetimi yeni dünya düzeni için ABD ile paylaşım anlaşmasını yapmıştır ve kendi payına düşene razı olmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Latin Amerika’daki çıkarlarından vazgeçme karşılığında Tayvan Adası ile yetinip yetinmeyeceğini ise kısa vadede göreceğiz.
Şu anda Trump’ın ikinci kez başkanlık koltuğuna oturmasının ardından savurduğu tehditlerle de doğru orantılı olarak Küba, Grönland ve Meksika ilk hedefler haline gelmiştir. Ancak bu iki ülke ve özerk bölgeyi sollayıp geçmiş olan İran-Hizbullah faktörleri şu anda en sıcak noktaları oluşturmaktalar. Bu konuda ABD Dışişleri Bakanı Rubio’nun, Maduro operasyonundan sonra söylediklerine göz atmak yeterli: İran ve Hizbullah’ın Venezuela üzerinden yürüttükleri operasyonları durduracağız, yönetimimiz terör grupları ile düşman rejimlerin Batı Yarımkürede serbestçe hareket etmelerine izin vermeyecektir.Rubio’nun bu sözlerine 5 Ocak itibarıyla Avrupa ve Doğu Akdeniz istikametinde yoğunlaşan ABD tanker uçakları, erken uyarı uçakları ve savaş uçakları trafiğini de eklerseniz meselenin gidişatına dair daha net bir bakış açısı edinebilirsiniz.
Potansiyel Hedef İran’a ilk Darbe: İran Para Birimindeki Tarihi Düşüş ve Sokak Eylemleri
İran için artık açık ve yakın hale gelen tehlikenin başlangıç noktası olan 28 Aralık 2025 Pazar gününe dönelim. Ortada Maduro’nun kaçırılışı gibi vakalar yokken ve İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ABD Başkanı Trump ile Washington’da bir araya gelmesinden 1 gün önce İran’da ekonomik bir deprem yaşandı. Tahran’da serbest piyasada 1 Amerikan dolarının, 1,42 milyon riyal seviyesinden işlem görmesi piyasayı tam anlamıyla çökertti. İran riyali tarihindeki en düşük seviyeye gerilerken Tahran esnafı kepenk kapattı. Rejim karşıtı eylemler 2017, 2019 ve 2022 yıllarında yaşanan benzerlerinden çok farklı bir şekilde ülkenin batısındaki şehirlerde hızla yayıldı. Rejim yanlısı Besic milislerinin merkezleri, polis arabaları, karakollar ateşe verildi. Rejim güçleri büyük şehirlerde sokağa inen kalabalıklara karşı direnişte yetersiz kaldı, gözden uzak küçük şehirlerde ise ateşli silahlara başvurmaktan çekinmedi. Çeşitli tipte hafif silah taşıyan gruplar rejim güçleriyle çatışmalara girdi. Merkez Bankası Başkanı Muhammed Reza Farzin 29 Aralık Pazartesi günü istifa etti. Parlamentonun bütçe komitesi aynı gün, hükümetin Mart ayında yürürlüğe koymayı planladığı yeni mali yıla ilişkin bütçe teklifini reddetti.
Yeterince uzamış olan bu yazı için son sözü söyleyelim. Unutmamak gerekir ki, İran ve Venezuela dünyanın ispatlanmış en zengin ve çok kaliteli petrol rezervlerine sahip ülkeler. Her iki ülke ABD ve Avrupalı enerji şirketlerini ülkelerinden kovarak petrol kaynaklarını millileştirdiler. İran, rejim değişikliği sonrası devrim ihracını petrol gelirleriyle finanse etme yoluna gitti. Kurdukları iskambil kağıdından şatoların yerle bir olması için 2024-2025 yıllarında Esad rejiminin çökmesi ve Hizbullah’ın lider kadrolarının ortadan kaldırılması yeterli oldu. Venezuela ise 1970’li yıllarda patlama yapan petrol gelirlerini doğru yönetemememin ve ekonomisini çeşitlendirmemiş olmamasının bedelini ödemekte. Rusya’ya dayanarak silahlanan ve Maduro gibi kaçırılmadan yalnızca 5 saat önce Çin heyetiyle görüşmüş olan her iki ülkenin akıbetleri 2026 yılı ve ilerisine damga vuracak.
Devamını Oku
31 Aralık 2025 Çarşamba - 08:32
Devamını Oku
24 Aralık 2025 Çarşamba - 08:55
Devamını Oku
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:10