
Ortadoğu’da 20 yıllık "Parçalama Politikası" çökerken, sahneye sürülen ve devletleştirilmeye çalışılan aktörlerin cenaze töreni başladı. PYD/YPG neden Şam ile anlaşmıyor? Murat Karayılan kimi "ihanetle" suçluyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 21 Ocak 2026 Çarşamba - 08:41 | GDH Haber
Geride bıraktığımız 17-18 Ocak haftasonu, 2002 yılında Ortadoğu’yu hedef alan “Fragmentation Policy / Parçalama Politikası” kapsamında tasarımı yapılan ve 2012-1014 yılları arasında aktif hale getirilen iki silahlı devlet dışı aktörün cenaze törenine sahne oldu. PYD/YPG/PKK terör örgütü aslında 2018 yılından bu yana değişmekte olan rüzgarları hazmedemediği için sizin bu makaleyi okuduğunuz sıralarda Suriye’nin kuzey doğusu ile Ayn el Arab’daki çatışmalar muhtemelen devam ediyor olacak. PYD/YPG/PKK’nın Şam yönetimi tarafından gündeme getirilen her türlü mutabakatı neden reddettiği sorusunun yanıtını bulmak için yalnızca Suriye ordusunun Fırat Nehri’nin doğusuna başlattığı operasyonun ilk 24 saatinde ele geçirdiği petrol ve doğalgaz sahalarına bakmak yeterli:
▪️Ömer Petrol Sahası
▪️Tenk Petrol Sahası
▪️Koniko Doğal Gaz Sahaları
▪️Cefra Petrol Sahası
▪️Azba Petrol Sahası
▪️Tayyane Petrol Sahaları
▪️Ceydu (Jidu) Petrol Sahası
▪️Malih Petrol Sahası
▪️Azrak Petrol Sahası
Sadece bu petrol sahalarının günlük üretim kapasiteleri Türkiye’nin günlük 180 bin varillik ham petrol üretiminin üzerinde kapasiteye sahip. Uzun yıllardır maruz kaldığı ambargolardan kurtulan Suriye’nin buraya yapılacak yatırımlarla nasıl bir zenginliğe ulaşacağını tahmin etmek zor olmasa gerek. İşte PYD/YPG/PKK terör örgütü ile bağlantılı savaş ağaları yıllarca Suriye halkının malı olan bu zenginliğin üzerine çökerek tatlı hayatlarını sürdürdüler. 2022 yılı tahminlerine göre PYD/YPG/PKK’nın yalnızca Suriye’deki enerji sahalarından elde ettiği gelir 600 milyon dolar civarındaydı. Buna bir de 1 buçuk milyar dolara ulaştığı tahmin edilen uyuşturucu kaçakçılığı gelirini eklediğinizde, terör gruplarının neden Şam yönetimi ile mutabakata uymamakta ayak dirediklerini ve İsrail ile ortak besteledikleri “DEAŞ türküleri” ile ABD, İngiltere, Almanya ve Fransa’yı yardıma çağırdıklarını anlayabilirsiniz.
DEAŞ türküsü artık liste başı değil
PKK terör örgütünün Kandil’deki sözde lider kadrosunun zihnen fosilleşmiş numunelerinden Murat Karayılan’ın 20 Ocak günü sosyal medyaya yansıyan açıklamaları bu anlamda ibret vesikasıdır. “Bu yaşananlar ABD, Birleşik Krallık, Fransa ve diğer koalisyon ülkeleri için kara bir lekedir. Siz bu insanlara ( PYD/YPG ) müttefikleri olduğunu söylediniz. Peki şimdi böyle bir saldırı karşısında müttefiklerinizi neden terk ediyorsunuz?”.
Unutmayalım ki bundan 30 yıl önce ülkemizde terör örgütlerinin batı ile bağlantılarını dile getirenler ‘Sevr Sendromu’ndan mustarip olmakla itham edilirdi. Karayılan gibi bozuk bir saat bile doğruyu gösterdiğine göre sıra herhalde ülkemizdeki terör severlere de gelecektir.
Tasarım örgüt DEAŞ’ın raf ömrü bitti
Oysa 10 yıl öncesinin paradigmasının artık geçerliliğini yitirdiğini anlamak için yine 17-18 Ocak tarihlerinde Irak’ta yaşanan bir başka gelişmenin üzerine düşünmek yeterliydi. 18 Ocak Pazar günü, 2024 yılının Eylül ayında Irak ve ABD devletlerinin üzerinde uzlaştığı anlaşma kapsamında el Esad Hava Üssü’nde DEAŞ ile mücadele koalisyonu kapsamında görev yapan ABD askerlerinin tahliyesi tamamlandı. DEAŞ ile Mücadele Koalisyonu’na mensup ABD askerleri 2021 yılında sahadaki muharebe görevlerine son vermişler ve danışman olarak hizmet vermekteydiler. Yani Trump ve pek çok ABD’li yetkilinin de ifade etmiş olduğu gibi, eski ABD başkanları Clinton ve Obama döneminde şekillendirilerek sahaya sürülmüş olan DEAŞ terör örgütünün bir tehdit olmaktan çıktığı Beyaz Saray ve Pentagon tarafından da tasdik edilmiş durumda. Haliyle bu şartlar altında DEAŞ üzerinden, Irak-Suriye-Doğu Akdeniz hattında kurulacak terör koridoru için sahaya salınan ve devletleştirilmeye çalışılan PYD/YPG/PKK’nın da son kullanım tarihinin dolduğunun kabul edilmesi gerekiyor. Peki öncelikle bu gerçekle kimlerin barışması gerekiyor? Doğu Akdeniz’den Somaliland’a, Suriye’nin kuzeyinden Arap Yarımadası’nın güneyine kadar olan coğrafyada “Fragmentation Policy / Parçalama Politikası”nın mucitleri olan İsrail-BAE ikilisinin değişen paradigmayı sindirmeleri gerekiyor. Bu ikiliye katılması gereken bir başka unsur ise İran.
Görünen o ki Türkiye, ABD ve Suudi Arabistan en azından Ortadoğu’da terör örgütleri ya da devlet dışı silahlı aktörler aracılığıyla oynanan “Vekalet Satrancına” nokta koyma konusunda uzlaşmış durumdalar. PYD/YPG/PKK’nın yardım çağrılarına İsrail’in bu denli duyarsız kalması, tasarım terör örgütlerinin finansörü rejim ve iktidarlarının da ömrünün dolduğuna işaret ediyor olabilir.
Devamını Oku
14 Ocak 2026 Çarşamba - 00:00
Devamını Oku
08 Ocak 2026 Perşembe - 16:12
Devamını Oku
31 Aralık 2025 Çarşamba - 08:32