
Trump, Netanyahu'nun aklına uyarak girdiği savaşta Hürmüz Boğazı'na boğuluyor. 1956 Süveyş Krizi'ndekine benzer bir final Hürmüz'de de tekrar edebilir mi? ABD'nin süper güç kimliğinin sorgulanacağı bir ortam yaklaşıyor mu?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 18 Mart 2026 Çarşamba - 00:00 | GDH Haber
“Er Ryan’ı Kurtarmak” adlı sinema eseri 6 Haziran 1944 günü Fransa’nın Normandiya sahillerine yapılan müttefik güçlerin çıkarma harekatının canlandırıldığı ikonik bir sahneyle başlar. Filmin devamında Normandiya’da karaya çıkan bir grup askere, Ryan ailesinin cepheye gönderdiği 4 erkek çocuğundan hayatta kalan tek kişi olan James Francis Ryan’ı bulma görevi verilir. Filmin devamında 7 kişilik grubun, Er Ryan’ı bulup cephe hattından çıkartmak için Fransa içlerine yaptıkları yolculuğu izleriz. Amerika Birleşik Devletleri-İsrail ikilisinin İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattıkları savaş da giderek bir kurtarma vakasına ihtiyaç duyacak istikamette ilerliyor. Bu defa birilerinin ABD Başkanı Donald Trump’ı kurtarmak için Hürmüz Boğazı’nı aşması gerekecek. Savaşın gidişatının her boyutu, işlerin hiç de 11-12 Şubat tarihlerinde Netanyahu’nun Washington ziyaretinde Trump’a verdiği garantiler istikametinde ilerlemediğini gösteriyor. Dahası, Netanyahu’nun başına ne geldiği, nerede olduğu gibi konular da ciddi bir spekülasyon haline geldi. Savaş süreçlerinde İsrail siyasi liderliğinin savaşan kadrolarla beraber görüntü vermeleri, cephe hatlarını ziyaret etmeleri bir nevi teamüldür. Bu defa ise, değil Netanyahu’yu, hükümetinin herhangi bir bakanını en azından 17 Mart tarihine kadar sahnede görmedik. Netanyahu’nun aklına uyup İran savaşına girişen Trump, bugün sadece Hürmüz Boğazı’nı açık tutmayı başarabilirse kendisini zafer kazanmış sayacak hale geldi. 10 uçak gemisi, 14’ü balistik, 4’ü güdümlü füze fırlatma kapasitesine sahip 53 denizaltıya sahip ABD donanması bugün Hürmüz Boğazı’na yaklaşamıyor.
ABD’nin Hürmüz’deki değersiz yalnızlığı
ABD-İsrail ikilisinin Körfez ülkelerini savaşa dahil etme çabaları boşa gittiği gibi, Ortadoğu petrolünün önde gelen müşterileri Japonya ve Güney Kore’ye yapılan Hürmüz Boğazı’na savaş gemileri göndermeleri için yapılan teklifler de karşılıksız kaldı. Hızını alamayan Trump, Hürmüz Savaşı’na katılmadıkları için NATO üyelerini dahi tehdit edecek noktaya geldi. ABD Başkanı’nın içerisine düştüğü durum tam bir çaresizliğin resmi. Dahası henüz savaş başlamadan önce, 24 Şubat’tan itibaren ABD’li senatörlere verilen kapalı brifinglerin ardından özellikle Demokrat Partili senatörlerin tespitlerini doğrulayan bir durum söz konusu. Trump’ın ne bir stratejisi var ne de B ya da C Planı bir yana bir A Planı olduğu bile şüpheli.
Dahası, Trump’ın kendi kazdığı kuyuya düşmesi Avrupa’daki NATO müttefiklerini de fazlasıyla memnun etmiş görünüyor. Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius 16 Mart Pazartesi günü, Berlin’de Letonya Savunma Bakanı Andris Spruds’u misafir ederken, düşene bir de kendisinin vurmasının keyfini yaşadı. NATO müttefiklerinin Hürmüz’de savaşa çağırılması fikrini eleştirirken bakınız ne dedi: "Dünya ve Donald Trump ne bekliyor? Hürmüz Boğazı'nda Amerikan donanmasının tek başına başaramayacağı bir şeyi bir kaç Avrupa fırkateyninden mi bekliyor? Bu soru aklıma geliyor. Ve NATO bölgesi dışında bir karar vermeden önce bu adımı atmadan önce çok iyi düşünürdüm. Bunu yapmak için hiçbir neden görmüyorum. Bu bizim savaşımız değil. Biz başlatmadık. Diplomatik çözümler ve hızlı bir son istiyoruz.”
Pistorius, 2018 yılından bu yana Trump ve bakanlarının Alman hükümetlerine yönelik aşağılamalarının Berlin’de biriken bilinçaltı tortusunu böylece kusmuş oldu. Eğer Trump, İran konusunda yuttuğu büyük lokmayı yutmayı başarırsa herhalde ilk kapısını çalacağı kişilerden biri Almanya Savunma Bakanı olacaktır. Yok eğer o lokmayı yutamazsa ya da en azından savaşın en başında çıtayı yükselttiği İran’da rejim değişikliği, nükleer programını yok etme, füze kapasitesini ortadan kaldırma gibi hedefler seviyesinde bu savaşı kazanamazsa, ABD’nin “süper güç olup olmadığının” sorgulanacağı bir döneme gireceğiz demektir.
1956 Süveyş Krizi İngiltere’yi tahtından etmişti
Bu noktada ABD’li yatırımcı Ray Dalio’nun 16 Mart Pazartesi günü bağımsız internet medya mecrası “Substack”ta yayımlanan “It All Comes Down to Who Controls the Strait of Hormuz: The Final Battle" başlıklı makalesine ilgilenenler mutlaka göz atmalılar. Dalio bu makalesinde deniz gücüne dayanarak küresel hegemonya kuran imparatorlukların çöküşü ile ABD’nin şu anda içerisinde bulunduğu Hürmüz sınavı arasında paralellikler kuruyor. Makalenin özellikle 1956 Süveyş Krizi ile günümüzdeki savaş arasındaki benzerlikleri vurgulayan kısmı önemli. 1956 yılında Fransa ve İngiltere, bugün olduğu gibi İsrail’in kışkırtmasıyla Mısır lideri Cemal Abdülnasır tarafından millileştirilen Süveyş Kanalı’nı ele geçirmek için işgale girişmişlerdi. İsrail, bu iki ülkeyi savaşa sokarken yine kendisine özel bir amacı güdüyordu. İsrail’in hedefi Fransız ve İngiliz ordularının arkasına saklanarak Sina Yarımadası ve haliyle Gazze Şeridi’ni ele geçirmekti. Ancak işler planladıkları gibi gitmedi. Sovyetler Birliği’nin masaya sürdüğü nükleer saldırı tehdidi ABD’nin harekete geçmesine yol açtı. Kendisinden habersiz girişilen bu eylem nedeniyle Sovyetler ile karşı karşıya gelmiş olmaktan hoşlanmayan Washington yönetimi Fransa-İngiltere-İsrail üçlüsüne geri adım attırdı. Her üç ülke askeri ve siyasi hedeflerine ulaşamamakla kalmadılar, İngiltere dünyanın bir numaralı askeri ve ekonomik gücü unvanını da ABD’ye devretmek zorunda kaldı. Kriz süper güçler tahtının değişmesine yol açmıştı. Hürmüz Boğazı’na girmeye cesaret edemeyen ABD de belki bugün tahtı devretmeyecek ama tek kutuplu dünyanın liderlik tahtı ciddi bir sarsıntı geçirmiş olacak.
Devamını Oku
03 Mart 2026 Salı - 00:00
Devamını Oku
24 Şubat 2026 Salı - 08:25
Devamını Oku
17 Şubat 2026 Salı - 00:00