
Ateşkesin sürüp sürmeyeceği merak edilirken ABD Başkanı Trump haftaya yine birbirinden çelişkili açıklamalarıyla başladı. WSJ'nin 3-5 Nisan tarihlerinde Beyaz Saray'da yaşananlara dair haberi hem bu çelişkileri hem de Trump'ın kontrolden çıkmış ruh halini izah ediyor
0:00
--:--
Son Güncelleme: 22 Nisan 2026 Çarşamba - 08:45 | GDH Haber
ABD-İsrail ikilisinin İran’a karşı 28 Şubat’ta başlattıkları savaşın kırılma noktası olarak tarih kitapları herhalde 20 Nisan 2026 gününü işaret edecekler. Donald Trump bu tarihte savaşın başından itibaren çizdiği zikzakların ve kafa karışıklığının zirve noktasına ulaştı. Başkan Yardımcısı JD Vance’in ikinci tur müzakereler için Pakistan’a gittiğini iddia etmesi ve bu bilginin Beyaz Saray tarafından dakikalar içerisinde yalanlanması basit bir kafa karışıklığı mıydı? Yoksa ABD bürokrasisi ile Trump arasında giderek açılan makasın son halkası mıydı? Bu sorunun yanıtı için 18 Nisan günü Wall Street Journal’da yayımlanan Josh Dawsey ve Annie Linskey imzalı “Behind Trump’s Public Bravado on the War, He Grapples With His Own Fears – Trump Kamuoyu Önünde Cesaret Gösterisi Yaparken, Kendi Korkularıyla Boğuşuyor” başlıklı habere bakacak olursak Trump sinirsel olarak iflas etmiş durumda. 20 Nisan Pazartesi günü önce yardımcısının Pakistan’a gidip gitmediği konusunda kamuoyunu yanıltan bilgiler vermesi, ardından kendisini savaşa İsrail’in zorlamadığı ve üzerinde zaman baskısı olmadığı konusundaki kime yanıt verdiğinin belli olmadığı açıklamaları Wall Street Journal’da aktarılan ruh haline dair bilgilerle paralellik taşıyor.
Trump’ın zihinsel çöküşünde dönüm noktası: F-15’in düşüşü
WSJ’nin haberine göre, 3 Nisan’da İran hava sahasında F-15E tipi savaş uçağının düşürülmesinin ardından başlatılan kurtarma operasyonu sırasında Beyaz Saray’da bu tür süreçlerin takip edildiği “Durum Odası”nda beklenmedik görüntüler yaşandı. Sinir krizinin eşiğinde olduğuna işaret eden davranışları nedeniyle ulusal güvenlik ekibi, operasyonun güvenliğini tehlikeye atacağı gerekçesiyle ABD Başkanı’nı “Durum Odası”ndan çıkarmak zorunda kaldı. Görgü tanıklarının ifadesine göre Trump Beyaz Saray’ın Batı kanadında 1979 yılında dönemin başkanı Jimmy Carter’ın başına gelenleri hatırlatarak saatlerce bağırdı.
Carter’ın başını İran’daki kurtar (ama)ma operasyonu yemişti
İran’da Şah rejiminin devrilmesinin ardından 4 Kasım 1979 günü Devrim Muhafızları tarafından yönlendirilen yaklaşık 3 bin üniversite öğrencisi Tahran’daki ABD Büyükelçiliğini basmıştı. 63 ABD vatandaşı rehin alındı. Müzakereler esnasında 10 ABD’li serbest bırakıldı. Ancak Başkan Carter’ın acelesi vardı ve yaklaşan seçimler nedeniyle rehinelerin bir an önce serbest kalması gerekiyordu. Bu noktada Carter ve ekibi büyük bir kumar oynadılar. 24 Nisan 1980 günü rehinileri kurtarmak için hazırlanan “Operation Eagle Claw” için Beyaz Saray’dan yeşil ışık yakıldı. Arap Denizi’ndeki USS Nimitz uçak gemisinden havalanan 8 helikopter, Tahran’ın 350 kilometre güneydoğusunda bir tuz gölünde bekleyen ABD’ye ait 6 C-130 nakliye uçağı ile buluşmak üzere yola çıktı. Ancak şiddetli bir kum fırtınasına maruz kalan ekip operasyonu gerçekleştiremeyecek hale geldi. Başkan Carter operasyonun iptal etmesini emretti. Ancak dönüş için havalanan yedek yakıt yüklü bir C-130 ile bir helikopterin düşük görüş mesafesi nedeniyle çarpışması skandalın başlangıcı oldu. Kazada 5 havacı ve 3 deniz piyadesi hayatını kaybetti. Dahası, Amerikalılar askerlerinin naaşlarını alamadılar. İran’daki yeni yönetim bu askerlerin cesetleri ile haftalarca televizyonlarda şov yaptı. Bu görüntüler 4 Kasım 1980 günü yapılan seçimde Carter’ın Ronald Reagan karşısında hüsrana uğramasına yol açtı. Yıllar sonra anlaşılacağı üzere Reagan’ın A Takımı İran’daki yeni rejimle çoktan el altından pazarlık yapmıştı. Reagan’ın başkanlık koltuğuna oturmasından yalnızca dakikalar sonra İran 53 ABD’li rehineyi serbest bırakma kararını duyurdu. Reagan yönetimi bu diyetin bedelini İsrail ile beraber İran’a gizlice silah satışı yaparak ödeyecekti.
İşte Wall Street Journal’a göre, 5 Nisan Pazar günü ikinci ABD’li pilot da kurtarılana kadar Trump’ın sinir krizinin kaynağı Carter’ın kaderini paylaşacağı korkusuydu. İlginç olan ise ABD yasalarına göre Trump’ın bir daha seçilme şansı olmamasına rağmen neden bu korkuyu yaşadığı sorusu olsa gerek. Bu korku halinin yarattığı paniğin yıkıcı boyutları ABD Başkanı’nın tabiri caizse “Durum Odası”ndan şutlanmasına yol açtı. Daha sonra ulusal güvenlik ekibi ve askeri kadro Trump’ı dakika dakika bilgilendirmek yerine yalnızca kritik anlara dair bilgi vermekle yetindi. Dünya yaklaşık 15 gündür tükenmişlik sendromu yaşayan bir ABD Başkanı’nın tutarsız açıklamalarının enerji fiyatları üzerinde yarattığı baskının faturasını ödüyor.
Rubin küçük ama mide bulandırıyor
Gelelim FETÖ terör örgütünün sözcüsü eski Pentagon memuru Siyonist terörizmin Washington’daki avukatı Michael Rubin’in 17 Nisan’da sosyal medyada yayınladığı ve İsrail’in Türkiye’nin F-16 filosunu yok etmesi gerektiği ana fikrini savunan makalesine. Bu süprüntüye yanıt vermek bile abes ancak sinek küçük olsa bile mide bulandırır şiarıyla bir hususun üzerinde durmak lazım. Rubin Türkiye’yi hedef gösterdiği makalesinde 1967 yılında İsrail’in Mısır’a saldırısıyla başlayan savaşı örnek veriyor. Ve dönemin Mısır lideri Nasır’ın İsrail’e yönelik tehditleri nedeniyle önleyici saldırı yapıldığını iddia ediyor. İsrail’in yıllarca öne sürdüğü bu “önleyici saldırı” palavrası bizzat Irak kökenli Yahudi tarihçi Avi Shlaim ile tarihçi ve İsrail eski Dışişleri Bakanı Sholomo Ben Ami tarafından çürütülmüştür. Shlaim ve Ben Ami’ye göre dönemin Genelkurmay Başkanı ve daha sonra Başbakan olacak İzak Rabin, 1967 öncesinde Suriye ve Mısır’ı sistematik olarak taciz ederek savaşa tahrik etmişti. 1967 savaşında Genelkurmay Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan ( daha sonra Cumhurbaşkanı ) Ezer Weizman, 1967 Savaşı için “İkinci Bağımsızlık Savaşının kenarındayız” ifadesini kullanmış, bu savaşı İsrail’in işgal ettiği topraklarda kalıcı olmasının yolu olarak gördüğünü vurgulamıştı. 1982’de Lübnan’ın işgali sırasında Başbakanlık koltuğunda oturan Menahem Begin de, 1967 Savaşı ile ilgili olarak “Burada dürüst olmak zorundayız. Nasır’a saldırmayı biz istedik” diyerek gerçeği yıllar sonra itiraf etmişti. Raf ömrü dolmuş olsa da Rubin’in kimlerin bilinçaltının yükselen sesi olduğunu unutmamalıyız.
Devamını Oku
15 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00
Devamını Oku
08 Nisan 2026 Çarşamba - 08:48
Devamını Oku
01 Nisan 2026 Çarşamba - 00:00