
Münih Güvenlik Konferansı ABD'nin 8 yıllık mücadelesini bitirdi. Washington nihayet Batı Avrupa'ya kendi savunmasını üstlenmesi gerektiğini anlattı. Ama bu adım Avrupa Birliği içerisinde yeni bir tartışmayı başlattı. Şimdi kimin yolu izlenecek? Almanya'nın mı Fransa'nın mı?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 17 Şubat 2026 Salı - 00:00 | GDH Haber
Münih’te hesap kapandı… ABD ve Avrupa kendi yolunda
Donald Trump’ın şahsında şekillenen 21’inci yüzyılın yeni ABD’si, yaklaşık 10 yıldır Batı Avrupa’ya vermeye çalıştığı mesajı, bir Biden arasına rağmen, Münih’te düzenlenen 62. Güvenlik Konferansı ile tamamlamış bulunuyor. ABD Dışişleri Bakanı Rubio konferans kapsamında 14 Şubat günü yaptığı konuşmada sınır kontrollerinin artırılması, endüstrilerin canlandırılması ve en önemlisi ulusal egemenliğin güçlendirilmesi çağrısında bulundu. Küreselleşmenin ruhuna Fatiha okuyan konuşması bununla da kalmadı. “Batı Avrupa’nın kontrollü çöküşü sürecinde onlara nazik davranmak ve onların bakıcısıymışız gibi davranmaya devam etmemiz ABD’nin çıkarlarıyla örtüşmüyor” diyerek veda mektubunu masaya bıraktı. Artık her iki taraf da en azından ilişkinin askeri boyutları nedeniyle keskin bir kopuş yaşanmayacağının farkında. ABD Savaş Bakanlığı’nda görev yapan Müsteşar Elbridge Colby de Münih’teki toplantı öncesinde Brüksel’deki bir organizasyonda, NATO’dan vazgeçmediklerini ısrarla vurgulamakla beraber, yalnızca ABD’nin gücünün belirleyici rol oynayabileceği tehditlere öncelik vereceklerine işaret ederek, “Avrupa kendi konvansiyonel savunmasının birincil sorumluluğunu üstlenmelidir” demişti.
ABD 2018’de başlattığı süreci 2026’da tamamladı
Peki Batı Avrupa ya da Avrupa Birliği’nin gelinen bu noktayı; beklenmedik bir gelişme ya da bir sürpriz olarak algılaması gerçekçi mi? Münih Güvenlik Konferansı’na dair organizasyon başlarken paylaşılan raporun isminin “Under Destruction / Yıkım Altında” olarak belirlenmesi, Batı Avrupa’nın içerisinde bulunduğu durumu nihayet anladığını! ancak hazmedebilmek için hala çok zamana ihtiyacı olduğunu anlatıyor. Raporun ismi Avrupalıların bilinçaltına dair de önemli bir ipucu aslında: Yararımıza olmayan her şey yıkımdır! Avrupalılar bu hazım süreci için Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen yerine, kanaatimce günümüzde Avrupa’daki en gerçekçi hükümet lideri Belçika Başbakanı Bard de Wever’e kulak verseler travma sürecini hem çabuk hem de daha sağlıklı atlatırlar. De Wever, jeopolitik ilişkilerde duygusal hareket etmenin mümkün olmadığını vurgularken, ABD ve NATO ile ilişkilerin de bir gecede kesilmeyeceğini AB üyesi ülkelere hatırlattı. Dahası, ABD’den daha fazla F-35 almaktan başka seçenekleri olmadığına da işaret ederek, tüm Avrupa’nın 1992’den itibaren saf davrandığını ancak hayalini kurdukları dünyanın asla gerçekleşmediğini de itiraf etti. Peki De Wever tüm bu gerçeklerin farkındayken, günümüz Avrupasının hükümet ve devlet başkanları neden hala gerçeklerle barışmakta zorlanıyor? Bu sorunun yanıtı araken 2018 yılının Mayıs ayında Anadolu Ajansı için kaleme aldığım “Pax Americana Bitti Sırada Amerikan Kaosu Var” başlıklı makaleme geri döndüm. Bakınız 8 yıl önce dönemin Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk, X platformundaki hesabında paylaştığı mesajda ne demiş: "Donald Trump'ın son kararlarına bakan biri şunu düşünecektir: Böyle bir dostu olan düşmana neden ihtiyaç duysun. Aslında Avrupa Birliği olarak kendisine minnettar olmayız, bizi bir hayalden uyandırdı, ihtiyaç duyduğumuz yardım eli yine kendi kolumuzun bitimindeki kendi elimizmiş".
Tusk’ın bu acı teşhisinin sebeplerinden biri tam o günlerde ABD’nin, Obama’nın başkanlığı döneminde İran ile varılan nükleer programa dair anlaşmadan çekilmesiydi. Trump o günlerde anlaşmadan çekilmekle de kalmamış, İran’a getirdiği yeni yaptırımlar Fransız enerji şirketi Total’in İran Körfezi’ndeki Pars Doğalgaz Sahası’ndan çekilmesine yol açmıştı. Ancak Covid-19 salgını ve akabinde Trump’ın ikinci seçimini kaybetmesi belli ki Avrupalılarda, işlerin eskiye döneceği izlenimini uyandırdı. Stratejik özerklik arayışlarını başka bir bahara ertelemeyi tercih eden Avrupa şimdi “güç siyasetinin” geri döndüğü, uluslararası hukuktan ziyade güçlü olanın hukukunun geçerli olduğu fırtınanın göbeğinde yeni rotasını çizmeye zorlanıyor.
ABD Avrupa ile vedalaşırken Almanya-Fransa cepheleşmesi de yeniden canlandı
Ancak henüz yola çıkılmadan, kimin rotasının takip edileceğine dair kavga başladı bile. Fransa, Avrupa’nın kendi liderliği altında bir nükleer savunma şemsiyesi altında toplanması gerektiğini ileri sürerken, Almanya ABD’ye olan bağımlılığı kademeli olarak azaltırken Türkiye, Japonya, İngiltere ve Kanada ile stratejik işbirliğini artırmaktan yana. İtalya ve Polonya ise ABD ile bağları kesinlikle koparmamaktan yanalar. Bu noktada mevcut Alman hükümeti ile Avrupa Komisyonu Başkanı ve 2013-2019 yılları arasında Almanya Savunma Bakanlığı görevinde bulunmuş olan Ursula Von der Leyen’in yaklaşımlarının ayrıştığına da dikkat çekmek gerekiyor. Von der Leyen, ABD ile mutlak bir ayrışmayı savunurken, stratejik işbirliği yapılacak ülkeler arasında Türkiye’nin adını zikretmiyor. Avrupa’nın gecikmiş stratejik özerklik hamlelerine dair daha ayrıntılı bilgi edinmek isteyenlere NTV Brüksel Temsilcisi Güldener Sonumut’un Milliyet gazetesinde 15-16 Şubat tarihlerinde yayımlanan yazılarını tavsiye ederim. Peki ortak savunma kimliği oluşturma konusunda Birinci Soğuk Savaş’ın bitimini yani yaklaşık 35 yılı ziyan edenler bu saatten sonra ABD’siz bir çözüm üretebilirler mi? Yoksa Avrupa Birliği’nin varlık sebebi olan “Fransa ve Almanya’yı savaştırmama” hedefi de süreçten zarar görecek mi? Münih Güvenlik Konferansı’nda yapılan konuşmaların henüz dumanı tüterken Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Fransa’yı hedef alan şu sözlerini bir kenara not etmek gerekir:
“Fransa Avrupa’nın egemenliği konusunda büyük sözler söylüyorsa bunu destekleyecek kadar savunma harcaması yapmalı. Bundan söz eden kendi ülkesinde buna uygun şekilde hareket etmelidir. Fransa Cumhuriyeti’nde şimdiye kadarki çabalar yetersiz kalmıştır. Bugün ABD’den bağımsız olmaktan söz edenler önce kendi ülkelerinde ev ödevlerini yapmalıdırlar”.
Evet değerli gdh okuyucuları, görüldüğü üzere son Münih Güvenlik Konferansı Batı Avrupa-ABD ilişkilerinde bir dönemin perdesini kapatırken, Avrupa içerisindeki kavganın perdesini açtı. Fransa ve Almanya sürecin henüz birinci dakikasından itibaren farklı cephelerde konumlandılar. Ülkemizde kullanılan bir tabirle ifade edersek, Avrupa’nın güvenliği tartışması bu gidişle karakolda biter.
Devamını Oku
11 Şubat 2026 Çarşamba - 10:59
Devamını Oku
04 Şubat 2026 Çarşamba - 08:38
Devamını Oku
28 Ocak 2026 Çarşamba - 00:00