


Eğer başlıktaki soruya yanıtınız "Evet" ise yanıldınız. Yanılgınızı anlamak için ABD Başkanı Trump'ın 29 Eylül günü, İsrail Başbakanı Netanyahu ile Washington'dan dünyaya duyurduğu 20 maddelik "Gazze Planı"nı incelemeniz yeterli.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 01 Ekim 2025 Çarşamba - 10:51 | GDH Haber
Bu planda, Birleşik Krallık'ın Hindistan Yarımadası'nı sömürmek için icat ettiği "Doğu Hindistan Şirketi"nin isminin "Barış Kurulu" olarak uyarlandığını, "Sömürge Genel Valisi" yerine ise "Yönetim Kurulu Başkanı" tabirlerinin tercih edildiğini görebilirsiniz.
En sonda söyleyeceğimizi şimdiden söyleyelim: İçerisinde "barış" ve "Filistinliler için devlet" bulunmayan bu planın tek hedefi Hamas'ı teslim almak değil. Ortadoğu'daki tüm ulusal direniş hareketlerinin ve fikirlerinin son bulması, Ortadoğu'nun İsrail ordusuna teslim olması ve ABD ekonomik hegemonyasının kayıtsız şartsız kabulüne gidecek yolun açılması hedeflenmekte.
Nitekim Trump-Netanyahu ikilisi planı kamuoyu ile paylaşırken nihai hedeflerini gizlemeye de gerek duymadılar. Gazze Şeridi'nin teslim alınmasından sonraki hedef, 2020'de başlatılan "İbrahim Anlaşmaları" sürecinin tüm Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Körfez bölgesine dayatılması.
Bu dayatma ya silah zoruyla İsrail-CENTCOM enstrümanıyla güç yoluyla doğrudan gerçekleştirilecek ya da Filistin halkı katledilip rehin alınarak tüm başkentlerin gözü korkutularak hayata geçirilecek. Nitekim, "İbrahim Anlaşmaları"nın hedefi hâline geldiği yine Trump-Netanyahu ikilisi tarafından açıkça ilan edilen İran'ın 2025 yılı bitmeden yeni bir ABD-İsrail ortak saldırısına hedef olacağı da anlaşılmakta.
Gazze Planı'nın açıklanmasından hemen önce ABD'den Avrupa'ya sevk edilen 8 tanker uçak, yeni bir İran saldırısının alameti olarak değerlendiriliyor.
Öte yandan Washington'da ilan edilen plana büyük bir hevesle desteğini açıklayan iki ülkeyi de gözden kaçırmayalım. Bunlardan biri Almanya, diğeri ise İtalya. Buluştukları ortak nokta, 2019-2023 yılları arasında İsrail'in silahlanmasında ABD'nin ardında sıralanan ülkeler olmaları.
Amerika Birleşik Devletleri, bugün Gazze Şeridi'ni tarihî arka planından soyutlayarak ekonomik bir metaya indirgemek suretiyle 21'inci yüzyılın post sömürgecilik anlayışını inşa etmek istiyor.
Aslında bu girişimcilik ruhu, Washington DC'deki karar alıcıların benzer tarzdaki ilk teşebbüsü değil. 2003 yılında Irak'ın işgalinin ardından da benzer bir denemeyi yapmışlardı.
Paul Bremer adında diplomat taklidi yapan bir "sömürge valisi"ni demokrasi ihraç planları kapsamında Irak'ta kurulan geçici yönetimin başına atamışlardı.
Bremer, Baas Partisi'ni yasaklayan ve Irak ordusunu dağıtan kararnamelerle, bu ülkede yaklaşık 15 yıl sürecek kaos ve terör döneminin işaret fişeğini ateşlemiş oldu. Irak Geçici Yönetimi Konseyi'nin göstermelik iradesini, bu ülkenin petrol gelirini ABD'ye yönlendirmek için manipüle etti. Irak hazinesini ve arkeolojik zenginliklerini yağmaladı.
Bremer'in yalnızca 13 ay devam eden görev süresinin Irak'ta yarattığı yıkımın mali boyutunu bugün dahi hesaplamak kolay değil. 1980'li yıllarda ABD Başkanı Ronald Reagan'ın ekibinde "uluslararası terörizm uzmanı" olarak çalışan Paul Bremer, örtülü operasyonlar, istikrarsızlaştırma ve darbe düzenleme konularında uzman bir isimdi.
"Terör uzmanı" tabiri yanlış anlaşılmasın: Bremer terörle mücadele eden değil, terör icat eden bir uzmandı! Nitekim bu uzmanlığını Irak'ta da kullandığına dair haklı şüpheler mevcuttur.
19 Ağustos 2003 günü Birleşmiş Milletler Irak Özel Temsilcisi Sergio Vieria de Mello'nun hayatını kaybettiği bombalı araç saldırısı kanaatimce sonuçları itibarıyla Paul Bremer'in olağan şüpheli olarak değerlendirilmesini gerektiren bir terör eylemidir.
Mello, Irak Özel Temsilciliği görevine atandıktan sonra ABD'nin Guantanamo ve Ebu Gureyb cezaevlerindeki insanlık dışı muamelelerinin ve işkenceli sorgularının da peşine düşmüştü. Bağdat'taki Birleşmiş Milletler Karargâhının saldırıya uğradığı 19 Ağustos sabahı Mello, ABD Sömürge Valisi Paul Bremer'i kabul edecekti. Ne hikmetse Bremer randevuyu iptal etti ve onun yerine patlayıcı doldurulmuş bir çimento kamyonu Birleşmiş Milletler Karargâhına daldı.
Saldırı yalnızca Mello ve beraberinde 21 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmadı. Birleşmiş Milletler büyük bir hata yaparak, bu saldırı nedeniyle Irak'ı terk etme kararı aldı ve bu ülkenin kaderini tam anlamıyla ABD'ye teslim etti.
Bir sonraki aşamada ise el Kaide'nin Irak kolunun Usame Bin Ladin'i dahi tedirgin eden vahşetini, DEAŞ'ın ortaya çıkışını ve Irak'ın iç savaşa sürüklenmesini izledik.
Peki Mello'nun ölümünü üstlenen Irak el Kaide'sinin lideri Ebu Musab el Zerkavi'ye ne oldu? 7 Haziran 2006'da Bakuba'da Zerkavi'nin bulunduğu ev önce ABD uçakları tarafından bombalandı. Görgü tanıklarının ifadesine göre yıkıntıdan yaralı çıkan Zerkavi daha sonra ABD askerleri tarafından dövülerek öldürüldü. Belli ki birileri Zerkavi'nin sağ kalıp sorgulanmasını istemiyordu. Uzun lafın kısası, bölgenin ve dünyanın acilen Irak örneğinden ders çıkararak, ABD-İsrail ikilisi tarafından "Barış Planı" adı altında verilen bu ültimatomu reddetmesi gerekiyor.
Bu plana neden şüpheyle yaklaşmak gerektiğinin bir diğer gerekçesi de bizzat Donald Trump'ın kendisi. İkinci kez başkan olmasından bu yana Kamboçya ile Tayland, İran ile İsrail, Ruanda ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Hindistan ile Pakistan, Sırbistan ile Kosova arasında barışı sağladığını iddia ediyor.
Kamboçya ile Tayland sınırından gelen bilgiler her iki tarafın yeniden sınıra yığınak yaptıkları yönünde. İran meselesine değinmiştim, bu ülkeye ABD-İsrail ortaklığı yeni bir saldırı planlıyor. Ruanda ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti sınırındaki terör ve çatışmalar ise Trump'ın barışı sağladığını iddia ettiği günden daha da beter durumda. Neredeyse her hafta terör örgütlerinin de dâhil olduğu yeni katliam haberleri bölgeden akmakta. Hindistan ve Pakistan ile Sırbistan ve Kosova arasında yeni bir çatışma yaşanması ise "bir Franz Ferdinand" anına, yani ufak bir kıvılcıma bakıyor.
Elinde tuttuğu güç nedeniyle ABD Başkanı ile olabildiğince iyi geçinmek diplomasinin icabı olabilir ancak Irak'ın işgalini kepazece yalanlarıyla destekleyen eski İngiltere Başbakanı Tony Blair ile bir araya geldikleri meselelere aşırı ihtiyatla yaklaşmakta büyük fayda var.
Devamını Oku
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 08:35
Devamını Oku
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 07:50
Devamını Oku
29 Nisan 2026 Çarşamba - 07:00