
Terör bir sonuç değil, yüzyıllardır Anadolu topraklarında kurulan dev bir 'borsa'dır. Sahi, Türkiye düşmanlarının kurduğu 'Terör Borsası' nasıl işliyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 31 Aralık 2025 Çarşamba - 08:32 | GDH Haber
ABD’nin ‘tasarım’ terör örgütü DEAŞ ile mücadele için yakın geçmişteki partneri PKK / PYD / YPG terör örgütünü terk ederek Şam yönetimi ve Türkiye ile işbirliği geliştirdikçe bölgemizdeki provokasyonların şiddeti de bu gelişmeye paralel bir seyir izlemekte. ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper’ın 30 Kasım tarihinden itibaren DEAŞ ile mücadelede Suriye hükümeti ile işbirliğini öven ve PKK / PYD / YPG terör örgütünü 10 Mart mutabakatına uymaya çağıran açıklamalarıyla beraber, Türkiye’ye karşı terörden medet umanların eylemleri tırmanışa geçti. 19 Aralık’ta Suriye’nin doğusundaki Palmira’da 2 ABD askeri ve 1 ABD’li çevirmeni hedef alan saldırı, PKK / PYD / YPG ile işbirliğini gizlemeye artık gerek duymayan, hatta Washington Post gazetesinin haberine göre, Şam yönetimi ile çatışan Dürzi grupları da PKK / PYD / YPG üzerinden desteklediği alenileşen İsrail’in Washington yönetimine bir uyarısıydı. ABD yönetimi bu saldırıya cevaben Ürdün silahlı kuvvetleri ile beraber 19 Aralık’ta Suriye’nin orta ve doğu kesimlerindeki 70 kadar DEAŞ hedefini vurmakla yetinmedi. 24-25 Aralık tarihlerinde Ürdün Hava Kuvvetleri’ni kullanarak, İsrail’in desteklediği ve Esad rejimi sonrasında bölgedeki uyuşturucu kaçakçılığı trafiğini üstlenen Suriye’nin güneyindeki Dürzi grupları da vurdu. Bölgede kimin dost kimin düşman olduğunun anlaşılmadığı, mesajların devlet dışı aktörler ve terör örgütleri ile verildiği bir süreçten geçiyoruz.
Türkiye-ABD İşbirliğinin Artışına Karşı DEAŞ Aktif Hale Getirildi
DEAŞ terör aparatının Türkiye’ye karşı yeniden harekete geçirileceğinin alametleri Haziran ayından itibaren görülmeye başladı. Gazze’de ateşkes anlaşmasının sağlanmasına yönelik Türkiye-ABD işbirliğinin geliştiği sıralarda Pakistan-Afganistan sınırında DEAŞ bağlantılı teröristler Özgür Altun ve Mehmet Gören Milli İstihbarat Teşkilatı’nın operasyonları ile ele geçirildiler. Operasyonlar Aralık ayında Türkiye içerisine yönlendi ve 100’den fazla şüphelinin gözaltına alındığı operasyonlar sırasında DEAŞ’ın yılbaşında saldırı hazırlıklarını yürüttüğü tespit edilen İbrahim Burtakuçin Malatya’da yakalandı. 29 Aralık sabaha karşı ise bu operasyon dalgasının en kritik anları yaşandı. Yalova’da bir şüpheliyi gözaltına alma girişiminde bulunan polislere DEAŞ hücresinin ateşle karşılık vermesi sonucu 3 polis şehit düştü. Yalova’nın Elmalık köyünde yaklaşık 9 saat süren çatışma sırasında ortaya çıkan görüntüler 17 Ocak 2000 tarihinde Hizbullah terör örgütünün İstanbul Beykoz’daki hücre evine düzenlenen operasyonu anımsatır nitelikteydi. Tüm bu yaşananlar günümüzden yaklaşık 240 yıl öncesinden başlayarak Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu’daki Türk varlığını geriletmek ve mümkünse yok etmek için terör borsasının yeniden kurulduğunu gösteriyor.
Türk Varlığını Geriletmenin Çaresi: Terör
1877 Osmanlı-Rus Savaşı ile Avrupa topraklarından Türkleri tasfiye etme yolunda önemli mesafe kat eden Birleşik Krallık, Rus Çarlığı ve Fransa üçlüsü, yalnızca Balkanlar’daki azınlıkları ayaklandırmakla amaçlarına ulaşmayacağına kanaat getirmiş, terörü Anadolu’ya taşımanın yolu olarak Taşnak ve Hınçak terör örgütlerini harekete geçirmişlerdi. Bu örgütlerin 1896 yılında İstanbul’daki Osmanlı Bankası baskınları tam anlamıyla El Kaide ve DEAŞ’ın Avrupa başkentleri, ABD ve Hindistan’ı hedef alan terör saldırılarına model teşkil edecek organize bir terör saldırısı örneğidir. Hınçak ve Taşnak örgütleri, Galata’daki Osmanlı Bankası’nı basıp buradaki Avrupa ülkelerinin vatandaşlarını rehin alırken, eş zamanlı olarak Beyoğlu çevresindeki karakollara saldırmayı planlamışlardı. Nihai hedef İstanbul’daki Türklerin bir misillemeye girişmeleri böylece düveli muazzamanın yani 19’uncu yüzyılın 5 büyük devletinin (İngiltere-Fransa-Rusya-Prusya-Avusturya Macaristan İmparatorluğu) İstanbul’a askeri müdahalesi için zemin oluşturmaktı. Bu girişim arzu ettikleri sonuca ulaşamadı. Osmanlı Bankası’nı basan teröristler Fransa ve Rusya’nın girişimiyle adaletten kaçırıldı. Bu teröristler arasında bulunan Karekin Pastırmacıyan daha sonra Osmanlı Meclis-i Mebusan’ına seçilecek, hayatını ise Ermenistan’ın ABD Büyükelçiliği’ni yürütürken tamamlayacaktı.
İlginçtir ki sözde Ermeni soykırımını savunanlar Erivan’ı ve Avrupa başkentlerini Türkiye aleyhtarı anıtlarla donatırken, bugün Osmanlı Bankası baskınının yaşandığı İstanbul’daki binada bir plaket dahi bulunmamaktadır.
Paris-Moskova güdümünde hareket eden Taşnak ve Hınçak terörizminin çağının ötesindeki eylemleri bununla da sınırlı kalmamıştır. 21 Temmuz 1905 günü bu defa “Yıldız Suikasti” adıyla anılacak bir başka terör eylemi gerçekleştirirler. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’i Beşiktaş Yıldız Camii çıkışında hedef alan suikast de sonuca ulaşamamıştır. Ancak bu suikastta kullanılan yöntemler fevkalade önemlidir. Saldırı özel olarak tasarlanmış bir at arabasına yerleştirilen zaman ayarlı bombayla gerçekleştirilmiştir. Bombayı hazırlaması için Belçika’dan bir uzman transfer edilmiştir. Hınçak ve Taşnak terör örgütleri yalnızca İstanbul’da değil Doğu Anadolu’da da pek çok terör eylemine imza atmıştır. Hatta Osmanlı yanlısı Ermeniler bu iki örgütün suikast eylemlerinin başlıca hedefi haline gelmişlerdir. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra ise terör eylemleri yerini etnik ve dini temelli isyanlara bırakmıştır. 1924 yılında Nasturi ayaklanması ile başlayıp Şeyh Sait İsyanı ile devam eden isyanlar silsilesi 1938’de Tunceli’deki ayaklanmalara kadar kesintisiz devam etmiş, 30’dan fazla irili ufaklı ayaklanma ile genç Cumhuriyetin tökezlemesi için Avrupa kaynaklı girişimler aralıksız sürmüştür. İkinci Dünya Savaşı, Türkiye’yi hedef alan terör ve ayaklanma operasyonlarına ara verilmesini sağlamıştır. Malum olduğu üzere İngilizler kaynaklarını o dönemde savaşa harcamayı tercih ederken Türkiye’yi kazanmaya yoğunlaşmışlardı. İkinci Dünya Savaşı ile Türkiye’nin terörden ve isyanlardan kurtulduğu görece bir sükunet dönemi başladı. Ancak bu esnada Kıbrıs Adası’nda EOKA terör örgütü yaratılmış, adadaki Türk varlığı 1963 Noelindeki soykırım girişimi ile ortadan kaldırılmaya çalışılmıştı. Türkiye EOKA terör örgütüne doğrudan askeri müdahale ile karşılık vererek Kıbrıs’ta dengeyi tesis etti.
1968…Türkiye’yi Hedef Alan Terörün Kapıları Yeniden Açıldı
1968 yılında ise ABD’nin afyon ekimi yasağı için Türkiye üzerinde başlattığı baskıya dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in ağır sanayi tesisleri kurmak amacıyla Sovyetler Birliği ile ilişkileri geliştirme çabaları eklenince yeni bir terör döneminin de kapıları açıldı. 1969 yılının Ekim ayında Türkiye İşçi Partisi’nin güdümündeki Fikir Kulüpleri Federasyonu Kongresi’nde şehir gerillası ile devrim yapma sevdasındaki grupların galebe çalması yaklaşan terör döneminin dönüm noktasını teşkil edecekti. FKF’yi (Fikir Kulüpleri Federasyonu) Dev-Genç’e evrilten bu süreç 12 Mart Muhtırası’nın da önüne açacaktı. Günümüzden geriye doğru bakıldığında afyon yasağını uygulamak için istediği sonucu elde edemeyen ve Türkiye-SSCB yakınlaşmasını engellemek arzusundaki ABD’nin darbe yoluyla Türkiye’yi kontrol altına almak için gençlik kesimini provoke ettiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak bu esnada Lübnan’daki kamplarda eğitim gören, Suriye üzerinden silah kaçakçılığına bulaşan bir genç kuşak da ortaya çıkmıştı. 1967’de Bolivya’da öldürülen Che’nin Küba Devrimine dair özeleştirilerini, Kongo ve Bolivya tecrübelerini dikkate almayan bu kitle 1970’li yıllarda Türkiye’nin kaynaklarını tüketen terör sürecinin figüranı haline geldi. Bu esnada Türkiye uluslararası silah kaçakçılığının hedeflerinden biri haline geliyordu. 19 Aralık 1972 günü THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) mensubu Abuzer Aksüt’ün gözaltına alınmasını takiben yürütülen operasyonlarda çoğu Çin malı 23 ağır ve hafif makineli tüfek, 13 bin otomatik tüfek mermisi, 19 roket atar mermisi ve gerilla harbinden kullanılmaya uygun bol miktarda malzeme ele geçirilmişti. Güvenlik güçlerinin 1973 yılında THKO’nun sözde komuta kademesinin mensuplarına yolladığı direktifin kimi maddeleri 10 yıl sonra PKK terör örgütü tarafından uygulanacaktı:
1-Kahramanmaraş, Gaziantep, Malatya ve Adıyaman illerinin dağ köylerine yakın yerlerde depo, mağara ve yuvalanma yerleri tespit edilecek.
2-Bölgedeki ihbarcılar yok edilerek arınmış bir bölge tesis edilecek.
3-Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 3. Ordusu’nun kuzeyden bölgeye müdahalesini önlemek için Dersim Boğazı kapatılacak.
1970’li yıllarda Türkiye’yi hedef alan silah kaçakçılığının içerisinde yalnızca komşularımız değil müttefikimiz! NATO ülkeleri ile Varşova Paktı üyesi Bulgaristan gibi ülkelerin devlet lojistik şirketleri de vardı.
Öldürülmesinin faili hala belirlenemeyen gazeteci Uğur Mumcu 1983 yılında 7’inci baskısını yapan “Silah Kaçakçılığı ve Terör” adlı kitabında 1970’li yıllarda Türkiye’yi hedef alan silah kaçakçılığı vakalarından birini şu şekilde aktarır:
“06.09.1972 tarihinde Yunanistan'ın Kalimnos Adası yakınlarında “Liberta” gemisinde yapılan aramada 5 bin 309 tabanca, 24 tane otomatik. 2 tane makinalı, 502 bin tabanca mermisi ile 2 bin 40 makinalı tabanca mermisi ele geçer. Yapılan sorgulamada “Hugo” adı belirlenir. Hugo yakalanır. Verdiği ifadede malların Türkiye'ye gönderildiği söylenir. “Hugo”, Beyrutlu Salim Meclis'in emri altında çalıştıklarını söyler ve çeşitli uyrukta bazı kaçakçıların adlarını verir. Silahlar kimlere gidecekti? Verilen ifadelerde silahların Marmara Denizi’nde ve Karadeniz kıyısında bazı Türkler tarafından teslim alınacağı belirlenmiştir. Ama o Türklerin adı belli değildir. Atina'da yayınlanan “Elefteros Kosmos” gazetesi, 05.02.1981 günlü sayısında, Yunan polisinin Atina yakınlarında bir ambarda kalaşnikof tipi silah, bomba ve dinamit bulduğunu, bu silahların Türkiye'ye gönderilmek üzereyken ele geçtiğini bildirir. Olay bu haberle geçiştirilir. Bu silahların kime gönderildiği belli değildir.”
Türkiye’deki bağlantıları belli olmayan bir başka olay da, İskenderun'da 400 tane silahla yakalanan Pakistan uyruklu TIR şoförü Sadık Hüseyin Şah’ın yakalanması olayıdır. Pakistanlı şoför, patlayan lastiklerinden birini onartmak için bir lastik tamircisine gider ve tamircinin silahları görmesi ile ihbar edilir ve ele geçer. Silâhlar Münih'te kamyonuna yüklenmiştir.”
Kıbrıs Barış Harekatı ve ASALA / JCAG / PKK Terörü
Türkiye’ye akıtılan silahlar ve ülke içerisinde kurulan terör örgütleri her şeye rağmen bunları finanse eden ülkelerin amaçlarını gerçekleştirmelerine yetmedi. 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı Türkiye’yi terör yoluyla hedef alanları yeni arayışlara itti. Ülke içerisindeki organizasyonlarının yetersiz kaldığını gören odaklar 1974’ten yılından itibaren eski bir yöntemi yeni isimlerle piyasaya sürdüler: ASALA ve JCAG… Türkiye’nin yurt dışındaki diplomatik misyonlarını hedef alan saldırılara odaklanan bu iki terör örgütünün temsilcileri 8 Nisan 1980’de PKK temsilcileri ile Lübnan’ın Sayda kentinde düzenledikleri basın toplantısı ile Türkiye aleyhtarı cepheyi ilan ettiler. 9 Kasım 1980’de Strasbourg’daki Türk Başkonsolosluğu, 19 Kasım 1980’de Roma’daki Türk Hava Yolları bürosu ve 14 Ocak 1982'de Türkiye'nin Toronto Fahri Konsolosluğu'na saldırılar PKK-ASALA işbirliği ile düzenlendi. ASALA ile JCAG 1982 yılında Ankara Esenboğa Havalimanını, 1983’te ise Paris’te Orly Havalimanı ile Kapalıçarşı’yı hedef alan saldırılarıyla eşik atladılar. Ancak Orly Havalimanında 4 Fransa ve 1 ABD vatandaşının hayatını kaybetmesi ASALA ve JCAG’ın Paris ve Washington’dan temin ettiği hoşgörünün noktalanmasına yol açtı. Nitekim 1984 yılı ASALA’nın sahneden tamamen çekilip yerini PKK’ya bıraktığı yıl oldu. 1988 yılında ASALA lideri Agop Agopyan’ın Atina’da öldürülmesi bu örgütün tamamen sahneden çekilmesine yol açtı.
Hınçak / Taşnak Teröründen PKK / YPG / PYD / DEAŞ Günlerine
Evet gdh’nın değerli takipçileri Türkiye bugün Suriye’deki PKK/YPG/PYD tehdidini ortadan kaldırmanın eşiğine gelmişken DEAŞ belası ile neden karşı karşıya bırakıldığının sebeplerini nerede aramamızın gerektiğinin kısa tarihi. Bugünün geçmişten farkı karşımızdaki terör örgütleri silsilesinin kim ya da kimler tarafından tetiklendiğinin yanıtının apaçık oluşudur.
Devamını Oku
24 Aralık 2025 Çarşamba - 08:55
Devamını Oku
17 Aralık 2025 Çarşamba - 10:10
Devamını Oku
10 Aralık 2025 Çarşamba - 15:58