


12 Eylül, Cumhuriyet tarihinin en kalıcı darbesi oldu. Modernleşmeyi ve demokrasiyi koruma iddiasıyla yapılan bu müdahale, aslında Türkiye’de askeri vesayeti derinleştirdi ve demokrasinin önünde en büyük engellerden biri haline geldi.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 13 Eylül 2025 Cumartesi - 09:23 | GDH Haber
12 Eylül 1980 askeri müdahalesi, Cumhuriyet döneminin başarılı olmuş ve etkileri en uzun süren darbesidir. Cumhuriyet dönemindeki ilk başarılı müdahale, 27 Mayıs 1960 darbesidir.
27 Mayıs demokratik siyasi hayatımıza hala içinden çıkamadığımız, bir askeri vesayet rejimi getirmiştir. Askeri vesayeti olağanlaştıran ve anayasal kurumlara taşıyan 1961 anayasasına rağmen, ordunun içine siyaset girince, bu vesayetin yönü konusundaki anlaşmazlıklar baş göstermiş, bu anlaşmazlıklarda birbirine rakip askeri hizipler oluşmasına yol açmıştır.
27 Mayıs'la başlayan bu süreçte ordu zaman zaman bütünlüğünü kaybetmiş, emir komuta zincirinin dışında ve komutanlara da karşı olan darbe hazırlıkları yapılmıştır.
12 Mart 1971 askeri muhtırası 9 Mart cuntacıları olarak bilinen böyle bir grubu engellemek adına yapılmıştır. İşin trajik tarafı, artık ordu, askeri müdahaleleri engellemek için müdahale etmeye başlamıştır.
12 Eylül bu bakımdan emir ve kumanda içinde yapılan tek askeri müdahaledir. Ancak böyle olmasına rağmen, 28 Şubatçıları saymazsak, 12 Eylül müdahalesi ve 12 Eylülcüler sonraki tarihlerde ordu içinde en çok eleştirilen darbeciler olacaktır.
12 Eylülcülerin de en büyük korkusu toplumdaki siyasi kutuplaşmanın orduyu da bölecek noktaya getirmesiydi. 12 Eylülcüler bu korkuyla, siyasete bulaştıklarını düşündükleri subay ve astsubayları ordudan ihraç ettiler. Hatta denilebilir ki, 27 Mayısçıların Eminsular olarak bilinen 5000'nin üzerinde subayı ordudan atmalarından sonra ve zaman içinde onu da geçen ordu içi tasfiye hareketi, 12 Eylülcüler tarafından yapılmıştır.
Ordu neden siyasete müdahale etmektedir? Bu konuyu 27 Mayıs müdahalesini önce hararetle desteklerken sonraları 27 Mayıs aleyhtarı olan bir siyasetçinin yorumuyla ele alalım.
Bahsettiğimiz siyasetçi 12 Mart askeri müdahalesinden sonra partisi CHP müdahaleyi desteklerken müdahaleye karşı çıkan ve CHP genel sekreterliğinden istifa eden, 12 Eylül müdahalesine tek başına karşı çıkan, 28 Şubatçıların dayatmalarına karşı çıkabilen Bülent Ecevit'tir. Ecevit ordunun müdahale mantığını şöyle özetliyor:
"Ordular güvenliği istikrarda aradıklarından, toplumda fazla değişiklikten ürkerler. Çoğulcu topluma geçişin, çağdaşlaşmanın ve gelişimin doğal sonucu olan değişimi de genellikle istikrarı sarsıcı bir etken gibi görme eğilimindedirler. Hemen belirteyim, ben genel olarak orduların sosyal, kültürel veya siyasal değişime öncülük ettiği veya edebileceği düşüncesine katılmıyorum." (Tercüman, 11 Temmuz 1986)
Esasen 12 Eylül, aksini düşünenleri caydırmak için çok iyi bir örnektir. 12 Eylül müdahalesiyle artık ordu, modernleşmeyi ve Cumhuriyeti kontrol etmek düşüncesinden, modernleşmenin ve demokratik bir Cumhuriyet rejiminin karşısında bir engel olmaya savrulmuştur.
Bu konuya daha sonra dönmek üzere şimdi müdahale günlerinde, darbecileri destekleyenlerden iki örnek vermek istiyorum. Örnekler ne yazık ki, ne bu iki kişiyle ne de bu görüşlerle sınırlıdır.
12 Eylül askeri müdahalesi milliyetçi-muhafazakar damarla ilişkili bazı İslamcı çevrelerde hararetli bir memnuniyetle karşılandı. İbrahim Canan'ın şu ifadeleri bu bakımdan temsil edici mahiyettedir:
"12 Eylül 1980 müdahalesini yaparak milletimizin tarihinde ikinci bir istiklal harbi mana ve ehemmiyetindeki hizmetiyle Devletimizi anarşi girdabından boğulmaktan kurtarmış bulunan ve oynadığı rolle milletimizin 'peygamber ocağı' tavsifine bihakkın layık olduğunu bir kere daha ispat eden Şanlı Ordumuza ithaf olunur."
Bu bakımdan Necip Fazıl'ın antikomünist olduğu için peşinen desteklediği 12 Eylül'e ilişkin ilk günkü hissiyatındaki vurgu da dikkat çekicidir:
''Kapak baskısını durdurduğumuz ve bu yazıyı kaleme aldığımız demde ( 12 Eylül saat 11 ) henüz hareketin renk ve çizgileri tam bir açıklığa kavuşmamış bulunuyor. Fakat komünistlere ve anarşistlere şiddetli zıt ve mübarek İslam aksiyonunu bozucu ve böyle bir tepkiyi davet edici yobazlara da aykırı bir davranış karşısında olduğumuz muhakkak... Din bayrağını açarak dini uçuruma sürenler başlarına toprak saçsın!..
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09
Devamını Oku
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:33