


Trump'ın Avrupa'ya sırtını dönüp Çin ile el sıkıştığı tarihi Pekin ziyareti, küresel dengelerde sarsıcı bir paradigma değişiminin kapısını araladı. İki süper gücün jeoekonomik frenlerle kurduğu pragmatik ortaklığa; yalnızlaşan Avrupa ve dünyanın geri kalanı ne diyecek?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 18 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:22 | GDH Haber
ABD-Çin ilişkilerinin niteliğini ve geleceğini anlamak, bugünkü dünyanın şartlarını anlamak demek… Çünkü ABD ve Çin, bugün dünyanın açık ara en büyük iki ekonomik gücü… O yüzden İran Savaşı dahi, bu iki ülke arasındaki ilişkiler ekseninde veya ona etkisi nispetinde değerlendiriliyor.
Trump ABD- Çin ilişkilerinde ABD aleyhine gelişen dinamikleri geriletmek ve Çin’in askeri olarak etrafındaki ilk adalarda sınırlandırılması ve caydırılması şeklindeki politikasını agresif bir şekilde dile getirmekten vazgeçmiş durumda… Bunu Trump’ın son Çin ziyaretinde gördük. Bu yıl “Yıkım Altında” mottosuyla gerçekleşen Münih Güvenlik Konferansında odadaki fil olarak tarif edilen Trump’ın, Çin’de bu yıkıcı tavrından eser görülmedi. Güç kaybeden eski müttefikleri karşısında yıkıcı bir tavır takınan Trump, ekonomik hasmı ve askeri olarak sınırlandırılması gereken bir rakip olarak görülen Çin’e karşı yapıcı bir tavır takındı. Trump Avrupa’ya karşı yıkıcı, Çin’e karşı yapıcıydı… Münih Konferansının “Yıkım Altında” mottosuna karşı, ABD-Çin ilişkilerinin mottosu da “Yapıcı Stratejik İstikrar” olarak ifade edilebilir…
Trump’ın Çin ziyaretinde adeta ABD- Çin ilişkilerinin adı konuldu: “Yapıcı Stratejik İstikrar İlişkisi”… Bu kavramı Çin liderlerine ABD-Çin ilişkileri konusunda danışmanlık yapan Fudan'da uluslararası ilişkiler profesörü olan Wu Xinbo yorumluyor… Wu’ya göre, buradaki istikrar soğuk savaş döneminde nükleer silahların yarattığı dehşet dengesinin olumsuz istikrarından farklı olarak olumlu bir istikrarı ifade ediyor.
Çin Devlet Başkanı Xi ABD- Çin ilişkilerini dört sütunla yorumlamıştı… Ortak çıkarlar pastayı büyütmek; kazanan hepsini alır sıfır toplamlı bir oyuna girmemek; ilişkide rollerin coaster gibi dalgalanmamasını sağlamak; ve çatışma, konfrontasyon veya savaştan kaçınmak.
Xi’in dört sütunu, istikrarı yapıcı kılan muhtevayı tanımlıyor. Şüphesiz bu çerçeve önümüzdeki yıllarda doldurulabilir ve ilişki adı konulduğu şekilde gelişirse iki ülke arasındaki stratejik istikrar dönemi uzayabilir. Bu da ABD-Çin arasındaki Tukidides Tuzağının sonucunda çatışma paradigması yerine, hegemon güçle yükselen güç arasında uyum, işbirliği, barış ve beraber kazanmadan oluşan farklı bir paradigmanın önünü açabilecektir.
Trump’ın birinci döneminde ve ikinci döneminin başlangıcındaki Çin karşıtı sert politikadan uzaklaştığı görülüyor. Trump pragmatik bir şekilde Çin ziyareti sonrasında G2’den bahsederek daha ileri bir pozisyondan bahsediyor gibi… Bunu “dünyayı beraber yönetmek” teklifi olarak yorumlamak aşırı bir yorum mu olur acaba?
Trump’ın Çin ziyaretinde yaşananlar ABD-Çin arasında artan jeopolitik rekabet ve muhtemel Tukidides Tuzağına karşı, iki ülke arasındaki güçlü ekonomik ilişki ve bağımlılıkla “jeoekonomik fren mekanizmasının” ve “pragmatik büyük devlet aklının” devreye girmesi anlamına geliyor. ABD revizyonist bir Çin yerine ortak bir Çin’i tercih ettiğini; Çin ise acele ve mücadele yerine, sabrı ve uyumu tercih ettiğini göstermiş oldu. Peki ABD ve Çin’in, Trump’ın ifadesiyle yeni G2’nin ortak menfaatine olan bu gelişmeye eski G7, ABD’nin eski müttefikleri, ABD’nin düşmanı Çin’in dostu İran ve dünyanın geri kalanı acaba ne diyecek?
Devamını Oku
16 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:04
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09