


Şimdilik “Tukidides Tuzağı”ndan uzak, göreli stratejik bir istikrar ve iş ilişkileri varken, ABD-Çin ilişkileri nasıl gelişecek? Sorunun cevabı artık sadece ABD’nin değil Çin’in yapacaklarıyla da yakından ilişkili…
0:00
--:--
Son Güncelleme: 16 Mayıs 2026 Cumartesi - 11:04 | GDH Haber
ABD-Çin müzakereleri dünyadaki büyük jeopolitik deprem karşısında Çin Devlet başkanı Xi’in uyardığı ‘Tukidides Tuzağı’na düşmeyen ve Xi’in kapanış konuşmasında vurguladığı stratejik istikrarı esas alan nispeten olumlu bir çerçeve çizmiş oldu. İlişkiler sert yaklaşımların masaya gelmediği, iş görüşmeleri çerçevesinde gelişti. Hatta bırakın siyasi konuları ekonomik anlaşmazlık konuları ve Trump’ın Çin’in ekonomik politikalarını değiştirme dahi fikrinin de masaya gelmediği görülüyor.
Financial Times yayın kurulu yaptığı değerlendirmede (https://www.ft.com/content/09e3a61b-505d-4685-a2fe-99a446f0a865?syn-25a6b1a6=1) şöyle diyordu:
“Büyük küresel zorluklar ve iki ülkeyi doğrudan etkileyen gerilimler göz ardı edilmiş gibi görünüyor. ABD, şimdilik küresel dengesizliklerle mücadele etme veya hatta bu konuda konuşma ve Çin'in ekonomik politikalarını etkileme fikrinden vazgeçmiş gibi görünüyor. Çin'in birçok nadir toprak minerali üzerindeki hakimiyetinin yarattığı zorluk da bir kenara bırakılmış gibi görünüyor. Ayrıca Çin'in İran'ı nükleer programı konusunda ABD ile bir anlaşmaya varması için baskı yapmaya ikna etmeyi teklif ettiğine dair hiçbir işaret yoktu.”
Tayvan konusu ilişkilerin geleceğini tayin edecek bir konu olmaya devam ediyor. Çin Devlet başkanı Xi Tayvan sorunu ABD’ye dönüş yolunda Tayvan’a sorununun kötü yönetilmesinin çatışma riskini doğuracağını açıkça söyledi. Trump da ABD’ye dönüş yolunda Tayvan’a yapılması düşünülen 14 milyar dolarlık silah satışı konusunda henüz karar vermediğini açıkladı. Bu konuda bir geri adımın ABD’nin bölgedeki müttefiklerini nasıl etkileyeceği konusu ayrı bir tartışma konusu.
Evet ortada şimdilik “Tukidides Tuzağı”ndan uzak, göreli stratejik bir istikrar ve iş ilişkileri varken, ABD-Çin ilişkileri nasıl gelişecek? Sorunun cevabı artık sadece ABD’nin değil Çin’in yapacaklarıyla da yakından ilişkili… Çünkü Çin sadece ekonomide ve içeride değişmiyor, dış politikada da değişmek zorunda. Çünkü Çin büyüyor, büyüyen ekonomisini korumak için güvenlik tedbirleri de almak zorunda. Sam Chetwin George 14 Mayıs 2016’da Foreign Affairs’de yayınlanan “Çin, Anarşi Çağına Hazırdı Türbülansın Pekin'i Neden Daha İddialı Hale Getireceği” başlıklı dikkat çekici yazısında Çin’in bu değişim paradoksunu tartışıyor.
Afyon isyanından sonra Çin’in deniz kuvvetlerine sınır çizilerek Çin adeta karaya hapsedildi. Mao da antiemperyalizm siyasetiyle dışarıya müdahale etmemeyi bir prensip olarak ilan etti. Ancak bu bir tür propagandaydı. Mao Çin’ide komünist isyanları destekledi, Kore’ye gönüllüler gönderdi, Vietnam ve Hindistan’da savaştı. Ancak bunlar ABD tarzı açık müdahalelerle jeopolitik bir düzeye yükselmedi. Çin ABD’nin tesis ettiği küresel ve bölgesel güvenlikten istifade ederek ekonomik olarak kalkındı ve askeri modernizasyonunu tamamladı:
“On yıllarca Çin, sürdürmek zorunda olmadığı ABD liderliğindeki bir güvenlik düzeni şemsiyesi altında bu yaklaşımı sürdürebildi. Analist Zoe Liu'nun Foreign Affairs'te savunduğu gibi, bu düzen Çin'i önemli konularda kısıtladı, ancak aynı zamanda küresel ticaret yollarının ve finans sistemlerinin istikrarını da destekleyerek Pekin'in kaynaklarının çoğunu ekonomik kalkınmaya ve askeri modernizasyona yönlendirmesine olanak sağladı. Bu düzen çözülürken ve ABD Başkanı Donald Trump yurtdışında güç kullanmaya başlarken, Çin, Arktik'in mineral yataklarından ve nakliye yollarından Körfez'in petrol akışlarına kadar küreselleşmiş ticari, teknolojik ve güvenlik çıkarlarının acil risk altında olduğunu görüyor. Pekin, yükselen tüm güçlerin karşılaştığı kaçınılmaz mantığa çekiliyor: yurtdışındaki çıkarlarını korumak için, düzeni sağlamanın maliyetlerinin daha büyük bir kısmını üstlenmek zorunda.”
Ancak Çin artık öyle bir noktaya geldi ki yeni bir karar vermek zorunda. Yurtdışındaki ekonomik yatırımlarını, ulaşım koridorlarını, tedarik zincirlerini ve stratejik kaynaklarını korumak için savunma ve dış politikasını bir tür müdahalecilikle değiştirmek zorunda:
“Pekin, Çin'in gücünü sürdüren ulaşım koridorlarını, tedarik zincirlerini ve stratejik kaynaklarını savunmak için güvenlik aygıtını hazırlıyor. Çin Devlet Güvenlik Bakanı, Çin'in denizaşırı çıkarlarını korumak için ‘tüm zincir boyunca’ entegre bir sistem kurması için ulusal güvenlik bürokrasisine talimat verdi; bu da muhtemelen Çin'in ileriye dönük konuşlandırılmış istihbarat ve savunma yeteneklerinin genişletilmesini gerektirecektir. Çin'in küresel bağımlılıklarının doğası, bu sistemin sadece ülkenin yakın çevresinde duramayacağı, Panama Kanalı ve Orta Afrika madenleri gibi uzak bölgelerdeki riskleri de önlemesi gerektiği anlamına geliyor. Buna paralel olarak, partiye sadık entelektüeller, Çin'in müdahale etmeme taahhüdünü resmen gözden geçirmesi gerekip gerekmediğini tartışıyorlar. Anti-emperyalist bir hikaye üzerine kurulu bir ülke, isteksizce de olsa, imparatorluğun yüklerinin daha büyük bir kısmını üstlenmek zorunda kaldığı noktaya geldi.”
Çin dünyanın en büyük ticaret devletlerinden birine dönüşmüş durumda… ABD ise gerileyen bir hegemon güç olarak bazı alandan çekilirken bazı alanlarda müdahalelerde bulunuyor ve her ikisi de Çin açısından büyük riskler taşıyor:
“Çin, 150'den fazla ülkede faaliyet gösteren binlerce şirketi, yurt dışında yaşayan ve çalışan milyonlarca vatandaşı ve istikrarsız bölgelere yayılan Kuşak ve Yol Girişimi (BRI) olarak bilinen devasa altyapı yatırım programıyla dünyanın en büyük ticaret devleti konumunda. Bu küresel ticari imparatorluk, ABD'nin bazı alanlardan çekilmesi ve Washington'un diğer alanlardaki kaotik müdahalesi gibi iki büyük tehlike nedeniyle şu anda risk altında.”
Çin devlet aklı artık bu yeni risklerin durum muhakemesini yapıyor. Kamuoyuna yansıyan tartışmalarda Chen’in “tüm zincir boyunca seferberlik” yaklaşımı Çin ekonomisinin korunmasını amaçlıyor… Zeng’in “Müdahalecilik 2.0” kavramlaştırması, Çin müdahaleciliğinin kaçınılmazlığını anlatıyor… Jin’in “barış hastalığı” ifadesi Çin’in yeni duruma intibak etmesinin sebebi olarak uzun barış döneminin oluşturduğu rehavete işaret ediyor… Çin için mesele artık müdahale edilsin edilmesin tartışmasını aşmış durumda… Çin’in yurt dışına müdahalesinin ne zaman, nasıl ve hangi meşru gerekçelerle müdahale edebileceğini tartışıyor…
Müdahalecilik ise Çin’i vaktiyle ABD’nin girdiği yıpratıcı, maliyetli ve riskli yola sokacaktır:
“Hangi biçimde olursa olsun, müdahale tırmanma eğilimindedir: çıkarlar koruma gerektirir, koruma varlık gerektirir, varlık direnişi davet eder ve direniş daha fazla koruma gerektirir. Bu mekanizma emperyal makineyi harekete geçirir ve potansiyel olarak tehlikeli karışıklıklara ve aşırıya kaçmaya yol açar. Mao, ABD askeri üslerini Amerikan imparatorluğunu sonunda boğacak ilmekler olarak tanımlamıştı. Ancak Pekin dışa doğru genişledikçe, küresel çıkarlarının kendi yarattığı bir tuzağa dönüştüğünü keşfedebilir.”
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09
Devamını Oku
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:33