
Eski ezberlerin çöktüğü, uluslararası sistemin kurallarının bizzat kurucusu tarafından yırtıldığı bu yeni dönemde; ABD neleri istiyor? Egemenliğini korumak isteyen devletler bu jeopolitik depreme nasıl hazırlanmalı?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:53 | GDH Haber
Dünya ABD’nin Venezuela’yı ablukaya almasının akabinde askeri bir operasyonla Venezuela’nın Devlet Başkanı Maduro’yu kaçırarak yargılamak üzere ABD’ye getirmesinin şokundan hala çıkamadı…Ancak dünyanın Trump’ın şimdiye kadarki açıklama ve mücadelesini yeterince ciddiye almadığı, Venezuela’ya askeri müdahalesinden sonra bir kez daha anlaşıldı. Mesele eski elitin yaptığı gibi Trump’ın fantazileri ve çılgınlığı meselesi olarak takdim edilemez. 2025‘in son ayında açıklanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi aslında ABD’deki değişimin bir başkan değişimi ötesinde yeni bir doktrin, yeni bir strateji olduğunu çok net bir şekilde bütün dünyaya ilan etmişti. Belge, çok sade, berrak ve nezaketten uzak bir kabalıkla ABD’nin ulusal çıkarlarının her şeyden önce geldiğini, ABD’nin her şeyiyle hatta gerekirse askeri gücü ve ölümcül silahlarla çıkarlarını savunacağını anlatıyor. Bu belge üzerinden ABD’nin ne istediğini anlamaya çalışmak, olup bitenleri anlayabilmek açısından bir başlangıç olacaktır. Bu tabiatıyla ABD’nin her istediği olacak anlamına gelmiyor. Diğer ülkelerin ABD’ye cevapları dünyanın geleceğini tayin edecek. Bakın ABD ulusal güvenlik stratejisinden ne anlıyor?
“Amerika'nın önümüzdeki on yıllar boyunca dünyanın en güçlü, en zengin, en kudretli ve en başarılı ülkesi olarak kalmasını sağlamak için ülkemizin dünyayla nasıl etkileşim kurduğuna dair tutarlı ve odaklanmış bir stratejiye ihtiyacı vardır. Bunu doğru yapabilmek için tüm Amerikalıların tam olarak ne yapmaya çalıştığımızı ve nedenini bilmesi gerekir. Bir ‘strateji’; amaçlar ve araçlar arasındaki temel bağlantıyı açıklayan somut ve gerçekçi bir plandır: Arzu edilen şeyin ve arzu edilen sonuçlara ulaşmak için mevcut olan veya gerçekçi bir şekilde yaratılabilecek araçların doğru bir değerlendirmesiyle başlar. Bir strateji değerlendirmeli, sınıflandırmalı ve önceliklendirmelidir. Her ülke, bölge, sorun veya dava —ne kadar değerli olursa olsun— Amerikan stratejisinin odağı olamaz. Dış politikanın amacı temel ulusal çıkarların korunmasıdır; bu stratejinin tek odağı budur.”
ABD kendisinden başka hiçbir ülke, bölge, sorun veya davanın ABD stratejisinin merkezinde yer alamayacağını çok net söylüyor. Bu, her şeyden önce ABD müttefiklerine söylenmiş bir söz. ABD’nin müttefikleriyle arasının açılmasının arkasında, işte bu “önce Amerika” yaklaşımı var. Almanya Şansölyesi Merz bunu çok net bir şekilde görmüş, Avrupa ve Almanya’yı da uyarmıştı. Keza çok farklı bir ekolden olan Macaristan Başbakanı Victor Orban da aynı zeminde, Merz’in bildiğimiz anlamda ABD barışının ortadan kalktığı tespitini teyit etmişti. ABD Ulusal Güvenlik Belgesi soğuk savaş sonrası dönemin ABD stratejisini ve dış politika elitlerini muğlaklık ve ideolojik belirsizliklerle dünyada müdahaleci bir politika izlediği için ABD stratejisinin odağını ve ulusal çıkarlarını koruyamamakla suçluyor. Belgede bu dönemin anlatıldığı bölümün başlığı çok çarpıcı: “Amerikan ‘Stratejisi Nasıl Yoldan Çıktı?’”… Bu bakımdan yeni ABD ulusal güvenlik stratejisinin soğuk savaş sonrasından bir kopuş olduğunun ve bu anlamda radikal değişiklikleri beraberinde getirdiğinin altını çizmekte fayda var. ABD’nin müdahale etmesi için tek kriterin, artık doğrudan ABD çıkarları olması gerektiğinin altını çiziyor.
“Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana Amerikan stratejileri yetersiz kalmıştır; bunlar isteklerin veya arzu edilen nihai durumların birer ‘temenni listesi’ olmuştur; ne istediğimizi net bir şekilde tanımlamamış, bunun yerine muğlak beylik laflar etmiş ve çoğu zaman neyi istememiz gerektiğini yanlış değerlendirmişlerdir. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra, Amerikan dış politika seçkinleri, tüm dünyanın kalıcı Amerikan hakimiyetinin ülkemizin çıkarlarına en uygun durum olduğuna kendilerini inandırdılar. Oysa diğer ülkelerin işleri, yalnızca faaliyetleri doğrudan çıkarlarımızı tehdit ederse bizi ilgilendirir.”
ABD artık temennilerle değil, doğrudan kendi tehdit ve çıkarlarıyla uğraşacağını müttefik ve hasımlarına deklare ediyor.
Belgede çok açıkça şu soruların cevabı aranıyor:
“Şu an önümüzdeki sorular şunlardır: 1) Amerika Birleşik Devletleri ne istemeli? 2) Bunu elde etmek için mevcut araçlarımız nelerdir? ve 3) Amaçlar ve araçları uygulanabilir bir Ulusal Güvenlik Stratejisinde nasıl birleştirebiliriz?”
ABD’nin tehdit algısı şöyle özetlenebilir:
“Bu ülkeyi, insanlarını, topraklarını, ekonomisini ve yaşam tarzını askeri saldırılardan ve casusluk, yağmacı ticaret uygulamaları, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı, yıkıcı propaganda ve nüfuz operasyonları, kültürel yıkım veya ulusumuza yönelik diğer herhangi bir tehdit gibi düşmanca yabancı etkilerden korumak istiyoruz.”
ABD yeniden güçlü ABD stratejisinin siklet merkezinin dış politika olduğunu vurguluyor ve ABD’nin dış politika çıkarlarını şöyle sıralıyor:
“● Batı Yarımküre'nin, Amerika Birleşik Devletleri'ne kitlesel göçü önleyecek ve caydıracak kadar makul ölçüde istikrarlı ve iyi yönetilmesini sağlamak istiyoruz; hükümetleri narko-teröristlere, kartellere ve diğer ulus-aşırı suç örgütlerine karşı bizimle işbirliği yapan bir Yarımküre istiyoruz; düşmanca yabancı saldırılardan veya kilit varlıkların mülkiyetinden uzak duran ve kritik tedarik zincirlerini destekleyen bir Yarımküre istiyoruz; ve kilit stratejik konumlara sürekli erişimimizi sağlamak istiyoruz.
“● Hint-Pasifik'i özgür ve açık tutarken, tüm kritik deniz yollarında seyrüsefer serbestliğini korurken ve güvenli ve güvenilir tedarik zincirlerini ve kritik malzemelere erişimi sürdürürken, yabancı aktörlerin Amerikan ekonomisine verdiği devam eden zararı durdurmak ve tersine çevirmek istiyoruz;
“● Müttefiklerimizi Avrupa'nın özgürlüğünü ve güvenliğini koruma konusunda desteklemek, aynı zamanda Avrupa'nın medeniyet özgüvenini ve Batı kimliğini restore etmek istiyoruz;
“● Orta Doğu'ya, petrol ve gaz kaynaklarına ve bunların geçtiği geçiş noktalarına düşman bir gücün hakim olmasını önlemek istiyoruz, bunu yaparken bizi büyük maliyetlerle o bölgeye saplayan ‘sonsuz savaşlardan’ kaçınmak istiyoruz…”
ABD önceliğinin Batı yarımküre veya Amerikan kıtası olduğunu bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Venezuela müdahalesi bunun teorik bir öncelikten öte fiili bir öncelik olduğunu da gösterdi. ABD’nin Çin’e bakışı belgede daha yumuşak ve ekonomik rekabet perspektifiyle ortaya konuluyor. Avrupa’yı yalnız başına bırakıyor, çöküşe karşı uyarıyor. Trump ABD’si, Rusya’yı Çin’den koparacak “tersine Kissenger” yaklaşımını tercih ediyor ve bu istikamette Rusya ile özel ilişkiler geliştiriyor. Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini esas almakla beraber, petrol konusunda eskisi kadar Ortadoğu’ya bağımlı olmadığını söylüyor. Ancak İran’ın, hem İsrail’e ve körfeze tehdit olması hem de Çin’in çevrelenmesi bakımından hala hedefte olduğu anlaşılıyor. Afrika sadece ekonomik işbirliği yapılacak bir bölge olarak görülüyor. ABD öncelikli olmayan bölgelerde müttefikleri üzerinden bir kontrolü amaçlıyor, bu da bölgesel güçlerin ortaya çıkmasını teşvik ediyor.
ABD çok net olarak odaksız ve her yerle ilgilenen bir strateji olamayacağını, stratejinin bir odaklanma ve önceliklendirme meselesi olduğunu çok berrak bir şekilde ortaya koyuyor:
“Bunun gibi belgelerde dünyanın her bölgesinden ve sorundan bahsetmek, herhangi bir ihmalin bir kör nokta veya hakaret anlamına geldiği varsayımıyla geleneksel hale gelmiştir. Sonuç olarak, bu tür belgeler şişkin ve odaksız hale gelir. Bir stratejinin olması gerekenin tam tersi odaklanmak ve önceliklendirmek seçmektir; her şeyin herkes için eşit derecede önemli olmadığını kabul etmektir. Bu, herhangi bir halkın, bölgenin veya ülkenin bir şekilde özünde önemsiz olduğunu iddia etmek değildir. Amerika Birleşik Devletleri her ölçüye göre tarihin en cömert ulusudur; ancak dünyadaki her bölgeye ve her soruna eşit derecede özen göstermeyi göze alamayız.”
ABD yeni ulusal güvenlik stratejisinde eski dönemin jeopolitik ve ideolojik bakış açısından koptuğunu açıklıyor. Bunun İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan uluslararası sistem, değer ve kurallarıyla beraber ittifak sistemlerinin de değişeceği anlamına geliyor. Dünya bunu jeopolitik bir deprem olarak görüyor. Bu değişim getireceği alt üst oluşlara karşı, her ülkenin ve ittifakın ciddiyetle eski ezberlerini bir yana bırakarak, analitik ve gerçekçi bir şekilde politik durum muhakemesi yapması, kendi ulusal güvenlik stratejilerini tayin etmesi ve buna uygun reformlara yönelmesi gerekiyor. Bunu biran önce yapan ülkeler yeni durumun yarattığı risklere karşı tedbir almak, imkanları kullanmak bakımından da avantajlı olacaktır. ABD neleri istediğini ve neleri istemediğini çok açıkça bütün dünyaya ilan ediyor, şimdi egemenliğini korumak ve milli çıkarlarını korumak isteyen ülkelerin neleri istemeyip neleri istediklerini ve bunları engelleyip yapabilmek için ellerindeki güçleri planlama, odaklanma ve önceliklendirme zamanı…
Devamını Oku
06 Ocak 2026 Salı - 12:25
Devamını Oku
03 Ocak 2026 Cumartesi - 11:43
Devamını Oku
02 Ocak 2026 Cuma - 13:53