13°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌

GDH, dünya gündemini yakından takip eden haber platformu.

Gizlilik politikamızı okuyun.

Ana SayfaCanlı GelişmelerHava DurumuGazete ManşetleriİnfografikPodcastGaleriGündemDünyaYerel Haberler
EkonomiSavunmaTeknolojiSporKültür & SanatTarihSağlıkYaşamEğitimYakın Plan
YazarlarCuma HutbeleriDeprem HaritasıBiyografiUzayPozitifTeknofestTelevizyonSeçim
Hakkımızdaİletişim BilgileriKünyeReklam ve İş BirliğiBize Haber GönderGizlilik PolitikasıKullanım KoşullarıÇerez PolitikasıSosyal MedyaKariyer
© 2026 gdh.digital
Bizi Takip Edin:
HEMEN İNDİR
App Store
HEMEN İNDİR
Google Play
13°
PodcastArşivGaleri

GDH TV

text
text

Ana Sayfa

Gündem

Dünya

Ekonomi

Savunma

Teknoloji

Kültür & Sanat

Spor

Sağlık

Yakın Plan

Yazarlar

Uzay

Tarih

Pozitif

Teknofest

Yaşam

İnfografik

Podcast

Seçim

Galeri

Televizyon

Biyografi

Canlı Gelişmeler

Eğitim

‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
‌
  • GDH
  • Yazarlar
  • Murat Yılmaz
  • ABD saldırganlığının sebebi ABD’nin enerji bağımsızlığı mı?
Murat Yılmaz
Murat Yılmaz

[email protected]

Sosyal Medya Hesapları:

Sosyal Medya Hesapları:

ABD saldırganlığının sebebi ABD’nin enerji bağımsızlığı mı?

ABD’nin enerji bağımsızlığı, dünyayı daha tehlikeli bir yer mi yapıyor? Bush ve Obama dönemlerinde petrol fiyatları nedeniyle durdurulan 'İran’a müdahale' senaryosu, bugün ABD’nin enerji ihraç eden bir süper güce dönüşmesiyle gerçeğe dönüştü.

0:00

--:--

Son Güncelleme: 18 Nisan 2026 Cumartesi - 12:47 | GDH Haber

editor avatar
Murat Yılmaz

Yazar

Abone Ol

Google News Logo
NSosyal Logo
NSosyal Logo

ABD ve İsrail’in 6 ay arayla iki defa İran’a saldırmasının arkasındaki sebepler dünya kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor… Trump’ın şahsi saldırganlığından Epstein dosyalarıyla ABD Başkanının tehdit edildiğine kadar şahsi ve magazinel argümanların yanında, Çin’in ve Avrupa’nın petrol kaynaklarına erişiminin kontrol altına alınmasına kadar bir çok jeopolitik teoriden bahsediliyor.

Eski ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’in Netanyahu’nun daha önceki ABD Başkanlarını İran’a saldırı konusunda ikna edemediğini açıklaması da, bu tartışmaları tahrik etti. Kerry şöyle diyordu:

"Netanyahu, İran'a saldırmamızı istedi. Obama'ya geldi. Saldırma talebinde bulunmak için bir sunum yaptı. Başkan Obama reddetti. Başkan Biden reddetti. Başkan Bush reddetti. Buna açıkça razı olan tek başkan, Başkan Trump'tır."

Bush, Obama ve Biden gibi üç ABD Başkanının reddettiği Netanya’nun İran’a saldırı planını, Trump neden kabul etmiş olabilir? Bu soruyu cevaplandırırken üzerinde durulması gereken konulardan biri de ABD’nin enerji politikaları ve ABD’nin enerji bağımsızlığı meselesidir. Yoksa sadece komplo teorileri ve şahsi magazin haberleri üzerinden konunun anlaşılması zordur. Aslında 2025 Aralık sonunda açıklanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesine bakıldığında ABD’nin enerji konusunda Ortadoğu başta olmak üzere yurt dışına bağımlılığının azaldığı görülüyor.

Jason Bordoff Financial Times’da 17 Nisan 2026’da yayınladığı ”Enerji bağımsızlığı Amerika'yı daha saldırgan hale getirebilir” başlıklı yazısında bu konuyu tartışıyor. Bordıff’un tezini özetleyen cümlesi şöyle:

“Net ihracatçı olmak, enerji şoklarının artık ABD dış politikasını eskisi gibi kısıtlamadığı anlamına gelir.”

ABD’nin bu defa İran’a saldırmasının arkasındaki sebeplerin analiz edilmesi fevkalade mühim... Bu sebebin Trump’ın şahsi şantaj veya saldırganlığından ibaret olmaması; ABD’nin petrol ve doğalgaz konusunda ithalatçılıktan net ihracatçı pozisyonuna geçmesinin getirdiği petrol krizine karşı dayanıklılık kapasitesi kazanmasının, İran’a benzer başka bir müdahalelerin kapısını açabilecek yeni bir jeopolitik duruma yol açması kuvvetle muhtemeldir. Bu durumda mesele ABD Başkanının şahsi ve geçici durumuyla değil, kalıcı jeopolitik ve ekonomik veri setleri bağlamda ele alınmalıdır.

Bordoff’un fikirlerini ciddiye almamızı icap ettirecek bir kariyeri var. Bordoff, Küresel Enerji Politikası Merkezi'nin kurucu direktörü ve Columbia Üniversitesi'nde profesörü... Daha önce Barack Obama yönetimi sırasında ABD Ulusal Güvenlik Konseyi'nde enerji ve iklim değişikliğinden sorumlu kıdemli direktör olarak görev yapmış.

“Mart 2012'de İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İran'ın nükleer emellerini yavaşlatmak için ABD başkanına baskı yapmak üzere Washington'a geldi. Beyaz Saray'da ikilem çok açıktı. ABD, Tahran'a ekonomik baskıyı artırmak istiyordu, ancak tüketicileri etkileyecek, kırılgan bir toparlanmayı rayından çıkaracak ve Barack Obama'nın yeniden seçilmesini tehlikeye atacak bir petrol şokuna yol açmak istemiyordu. Yaklaşık 14 yıl sonra, Netanyahu yine Washington'a gelerek, çok farklı bir ABD başkanını İran tehdidini etkisiz hale getirmeye çağırdı. ABD bir kez daha, stratejik güç kullanımının gerekçesini enerji şoku riskiyle karşılaştırmak zorunda kaldı. 2012'yi 2026'dan ayıran şey sadece karakterler değil, Amerika'nın enerji pozisyonundaki dönüşümdür. Kaya gazı devrimi, küresel enerji piyasalarının ABD dış politikasını ne kadar kısıtladığını temelden değiştirdi.”

Bordoff’un verdiği bilgilere göre 2012’de ABD petrol arzının azalmasına ve fiyatların artışına çok az hazırlıklıydı. ABD petrol üretimi 2009’da 5 milyon varilken, 2025 yılında 14 milyon varile çıktı. 20 yıl önce ABD petrol ihtiyacının %60’ını ithal ederken bugün net petrol ihracatçısı ve dünyanın en büyük gaz satıcısı. O yüzden Netanyahu’nun 2012’de Obama’yı ziyaretinde petrol, ABD dış politikası üzerinde kısıtlayıcı bir rol oynuyordu. Bu da ABD’nin saldırganlığını sınırlıyordu.

“Yine de, mevcut kriz, ABD'nin diğer büyük tüketicilere kıyasla Orta Doğu'daki arz kesintilerine çok daha az maruz kaldığı birkaç aylık bir fırsat penceresine sahip olduğunu göstermektedir. Bu artan direnç, hem artan arzın hem de daha önemlisi, ABD ekonomisinde petrolün azalan rolünün bir öyküsüdür.”

Savaş dolayısıyla enerji fiyatlarının artışı ve arzın azalışı, hala ABD ekonomisini ve dış politikasının üzerinde sınırlandırıcı bir baskı oluşturduğu görülüyor. Ancak ABD dünyaya göre bu baskıyı daha geç ve daha az hissedecek bir kapasiteye sahiptir. Bu da ABD’ye bu tür müdahalelerde bulunabilecek “birkaç aylık fırsat penceresini” ortaya çıkarmaktadır. Kaldı ki enerji fiyatlarındaki değişme, net ihracatçı pozisyonu dolayısıyla ABD’nin ulusal gelirinin azalması anlamına gelmeyecek petrol sektörünün payının artmasını anlamına da gelecektir. Bu bir yönüyle ABD yöneetimine, ekonomiye müdahale edebilecek bir gri alanın açılması anlamına da gelebilecektir.

“Enerji, yükselen fiyatlar enflasyona katkıda bulunduğu ve tüketiciler benzin istasyonlarında hâlâ zorluk çektiği için ABD dış politikasını hâlâ kısıtlıyor. Ancak petrol şokları artık ulusal geliri doğrudan düşürmekten ziyade dağılımsal bir kayma anlamına geliyor: Amerikalıların çoğu kaybederken, daha küçük bir üretici ve yatırımcı grubu kazanıyor. ABD ayrıca, eskiden sahip olmadığı politika seçenekleriyle de bu zararlı etkileri telafi edebiliyor.”

ABD’nin Ortadoğu başta olmak üzere kendi dışındaki petrol ve doğalgaza artık muhtaç olmaması, net ihracatçı olması ABD’nin dış politikasında petrol yüzünden ortaya çıkan sınırlılığın eskisi kadar tayin edici olmayabileceğini İran ve Venezuella müdahaleleri dünyaya göstermiş durumda.

“On yıllarca, Körfez'de ve diğer petrol üreten bölgelerde ekonomik ve askeri baskının kullanımını kısıtlayan en önemli faktörlerden biri, bu tür eylemlerin ABD'ye verebileceği zarardı. Bu kısıtlama zayıfladıkça, kısıtlama için teşvik de azalabilir. Diğerleri, enerji krizlerinin Amerikan gücü üzerinde eskisi kadar büyük bir engel teşkil etmediği bir dünyaya hazırlanmalıdır.”

ABD’nin enerji bağımsızlığı dünya ve özellikle petrol ve doğalgaz üreticisi dünya için artık daha tekin olmayan bir dönem anlamına geliyor olabilir.

yazarın diğer yazıları

İngiltere Süveyş’te çökmüştü, ABD de Hürmüz’de çöker mi?

Hürmüz, Amerika’nın Süveyş’i mi oluyor? 1956’da İngiltere’nin çöküşünü hazırlayan hata, 2026’da Trump ve Netanyahu eliyle mi tekerrür ediyor?

Devamını Oku

17 Nisan 2026 Cuma - 08:32

Hürmüz’de zaman İran’ın lehine ABD’nin aleyhine İşliyor

“Donald Trump, ‘anlaşma sanatı’nda usta olduğunu iddia ediyor. Ancak sabırlı müzakereler onun tarzı değil. İran Savaşı ve Hürmüz Boğazı meselesinin aşılmasının Trump’ın tarzıyla halledilmesinin güç olduğu ve ciddi yeteneklere ihtiyaç duyulacağı artık çok aşikar.

Devamını Oku

15 Nisan 2026 Çarşamba - 08:11

ABD diplomasisi neden başarısız?

28 Şubat’ta başlayan operasyon, Washington’un "rakiplerini dönüştürme" hülyasının coğrafyanın kadim kurallarına tosladığı bir kırılma noktasına dönüştü. İslamabad’daki başarısızlık sadece bir "hazırlıksızlık" sorunu mu, yoksa Amerikan diplomatik aklının köklü bir çöküşü mü?

Devamını Oku

14 Nisan 2026 Salı - 08:45

Yazarın Tüm Yazıları

diğer yazarlar

Yazar
Murat Yılmaz
[email protected]

Yazar
Fazıl Ergüt
[email protected]

Yazar
Mehmet Kancı
[email protected]

Yazar
Yusuf Alabarda
[email protected]

Yazar
Hasan Basri Akdemir
[email protected]

Yazar
Taceddin Kutay
[email protected]