
İran, sadece İsrail ve ABD’ye değil, dünya ekonomisinin akışkanlığına meydan okuyor. Hürmüz’den Süveyş’e uzanan tehdit hattı, ABD’nin "Deniz İmparatorluğu" unvanını sarsıyor. Asimetrik teknoloji (İHA ve füzeler) devasa uçak gemilerini "savunmasız devlere" dönüştürüyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 27 Mart 2026 Cuma - 11:18 | GDH Haber
İran Savaşının seyri tartışılıyor… Savaş ABD’nin beklediği gibi gelişmedi. İran ağır bedeller ödemesine rağmen teslim olmadı. Körfez ülkelerine saldırarak bölgesel, Hürmüz boğazını kontrol ederek de hem bölgede hem de küresel bir şekilde ABD’ye meydan okudu. Türkiye ve bazı bölgesel aktörlerin savaş yerine diplomatik müzakereleri açma çalışmaları kesin bir sonuca ulaşmış değil. Tarafların beklentilerinin uzlaşmaya uzak olduğu değerlendiriliyor. ABD küçük bir askeri müdahale şeklinde planladığı savaşın orta ölçekli yıpratıcı bir savaşa dönmesinden endişeli. İsrail savaşın uzamasını ve kara harekatıyla derinleşmesini istiyor. İran ise körfez ülkeleri üzerinden bölgesel, Hürmüz Boğazı üzerinden küresel maliyetler ödeterek ABD’yi İran ile kalıcı bir barışa zorlamak istiyor.
ABD Başkanı Trump’ın sert bir seçim mücadelesini müteakiben ABD’nin dış politikasını değiştirme dönemine denk gelen İran Savaşı, ABD’yi yeni dış politika anlayışını uygulamaktan alıkoyacak bir oyalama savaşına dönüşebilir. Bunun da ötesinde İran’ın petrol ve doğalgaz ticaretini engelleyen tavrı, ABD açısından jeopolitik bir meydan okumaya dönüşmüş durumda… Halbuki 2025 sonunda Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde ABD, Ortadoğu’nun ana gündem olmaktan çıktığını, İsrail’in güvenliğinin tesis edildiğini, İran’ın zayıflatıldığını ve bölge ülkeleriyle işbirliği halinde ABD için talileşmiş bir Ortadoğu’dan bahsediyordu. ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde şöyle deniyor:
“Amerika'nın, Körfez enerji kaynaklarının açık bir düşmanın eline geçmemesini, Hürmüz Boğazı'nın açık kalmasını, Kızıldeniz'in seyrüsefere uygun kalmasını, bölgenin Amerikan çıkarlarına veya Amerikan anavatanına karşı terör için bir kuluçka makinesi veya ihracatçısı olmamasını ve İsrail'in güvende kalmasını sağlamada her zaman temel çıkarları olacaktır.” Belgede ABD’nin bunu sonsuz savaşlardan kaçınarak ve bölgesel işbirlikleriyle yapmak istediği kaydediliyordu.
Bugün İran Savaşı sonrasında ise ABD’nin dünya ticaret ve enerji yolları üzerindeki hakimiyeti bir meydan okumayla karşı karşıya… ABD bu meseleyi diplomasi veya savaş yoluyla ama muhakkak çözmek zorunda. Çünkü zaten tartışılan ABD hegemonyası, Hürmüz Boğazı ve belki de Kızıldeniz üzerinden hiç beklenmedik şekilde test edilebilir.
Pascal Gauchon Jeopolitiğin 100 Yeri isimli kitabında petrol yolları başlığı altında 5 yerden bahseder. Bunlardan birincisi Hürmüz Boğazı’dır. İkincisi Kızıldeniz girişindeki Badülmendep Boğazı, üçüncüsü Süveyş Kanalıdır. İran ilkini kapadı, Badülmendep’i vekil güçlerinden Husiler üzerinden, Süveyş Kanalını da balistik füzeler üzerinden tehdit etme potansiyeline sahip. İran Hürmüz boğazına askeri bir müdahale halinde Badülmendep’te karşılık vereceğini de ilan etmiş durumda…
ABD, modern bir deniz imparatorluğu ve A Mahan’ın deniz hakimiyeti teorisini fiilen uyguluyor. Bu bakımdan Hürmüz, Badülmendep veya Süveyş üzerindeki tehditler, ABD için bölgesel bir mesele olmanın ötesinde dünya hakimiyetine bir meydan okuma olarak değerlendirilebilir. Pascal Gauchon’un Jeans Marc Hulssoud ile beraber kaleme aldığı 100 Kavramla Jeopoliik kitabındaki Deniz İmparatorluğu maddesini okumak İran’ın meydan okumasının boyutunu ve ABD’nin bu meydan okumaya cevap verme mecburiyetini anlamamıza yardımcı olacaktır.
“Klasik jeopolitik, ana karasal güçler ile deniz güçleri arasındaki karşıtlığa değer verir. A. Mahan’a (1890) göre ikincisi uzun vadede birinciye üstün gelir: Denizin kontrolü, istilalara karşı güvenlik ve uzaklardan tedarik olanağı sağlar. Bir dizi ada, liman ve deniz üssü ile desteklenen deniz imparatorlukları, böylece ağların ülkeler üzerindeki zaferini habercisi oldu. Zaten bu kavramı, denizlerin kontrolünü ekonominin tüm akışkan unsurlarının (bilgi akışı, sermaye ve işgalci akışı) kontrolüyle ilişkilendirecek şekilde geliştirebiliriz. Bu açıdan Amerika Birleşik Devletleri tarihin ilk modern deniz imparatorluğunu oluşturmaktadır.” (s44)
ABD’nin Çin’i çevrelemesinin, jeopolitik hedefinin Çin’in bir deniz imparatorluğuna dönüşmesini engellemek olduğunu da hatırlatalım. ABD’nin Çin donanmasının yayılmasını, anakara dışında üsler elde etmesini engellemek için olağanüstü bir dikkat gösterdiğini vurgulamak gerekiyor. Tarihi olarak İngiltere’nin de, Çin’in donanmaya sahip olmasını özellikle engellediğini de unutmamak lazım. Paul Kennedy Büyük Güçlerin Yükselişi ve Düşüşü adlı mühim kitabında bu hususun altını çizer.
Pascal Gauchon Jeopolitiğin 100 Yeri kitabındaki “Deniz Gücü, Ana Karasal Güç Uygun Bir Yol Ayrımı mı?” başlıklı maddesinde yeni teknolojinin deniz imparatorluğu için oluşturduğu riske işaret ediliyor.
“Son dönemde bunu önemli ölçüde değiştiren teknik dönüşümlere de sahne oldu. Bu dönüşümler, görece sınırlı olanaklarla deniz engelini aşmayı ve stratejik derinliğin etkilerini görmezden gelmeyi mümkün kılabilirler. Bugün İran ve Kuzey Kore gibi ikincil güçlerin oluşturduğu risk, buradan gelmektedir. Kaynakları seferber etme yeteneği ve klasik denizci ve ana karasal güçler arasındaki karşıtlığın karıştığı yıpratma savaşı, yerini ön alma ve hızlı karşılık verme zorunluluğuna bırakıyor ki bu tüm ülkelerin strateji uzmanlarını askeri konularda devrim ve jeopolitik risk yönetimi üzerinde düşünmeye yönlendiriyor.” (s.188)
İran’ın balistik füzelerle ABD’nin üslerine, deniz güçlerine, uçak gemilerine ve hatta Diego Garsia üssüne dahi tehdidi Pascal Gauchon’un uyarılarının isabetini gösteriyor. Bu bakımdan ABD’nin İran’ın Hürmüz tehdidine diplomatik çözüm bulamazsa çok sert müdahale etmesi kaçınılmaz görünüyor…
Devamını Oku
24 Mart 2026 Salı - 10:02
Devamını Oku
23 Mart 2026 Pazartesi - 11:56
Devamını Oku
22 Mart 2026 Pazar - 00:20