


Atatürk'ün çözemediği kısım tek parti rejiminin açmazıdır; rejim demokratik değilse ve parti müfettişinin de valiyi denetlemesi yanlışsa, halk, medya, vatandaş valiyi kime şikayet edecek ve vali nasıl denetlenecektir?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 16 Eylül 2025 Salı - 10:41 | GDH Haber
Milli Mücadeleyi yöneten ve Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ilk Reisi, TBMM ordusunun Meclis tarafından atanan Başkomutanı ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa, tarihi yerine henüz yerleştirilemediği için polemik konusu olmaya devam ediyor.
Atatürk'ün CHP'nin kurucu genel başkanı olduğu doğru olmakla beraber, ne Atatürk'ü sadece bir tek parti yönetiminin şefi olarak hatırlamak, ne de bugün demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından sayılan partilerinden biri olan CHP'yi tek parti diktatörlüğüne indirgemek doğru olur.
Başlangıçta Atatürk'ün kendisiyle beraber memleketin tek hakimi olmasını isteyen İsmet İnönü’nün, iş kendisinin de dışlanmasına gelince Atatürk'ü muhaliflerin bile cesaret edemeyeceği bir lisanla eleştirdiğini ileride anlatacağım.
Bu yazıda, Atatürk'ün CHP'nin içinde, devleti, bir parti-devleti haline getirmek isteyenlerden farklı düşünmesini ele alalım. Otoriter bir tek parti yönetiminin sakıncalarını, bu yönetimin başındaki insanların ifadesiyle okumak ve bunlar üzerinde düşünmek, demokrasi tarihimizin doğru bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunacaktır.
Ayrıca Milli Mücadeleyi yöneten Birinci Meclis ve komutanlar arasında, hatta Atatürk ile İnönü arasında dahi anlaşmazlık ve tartışmaların yaşandığını bilmek, kolay ve anti-demokratik çözüm arayışlarının varabileceği vahim yanlışlıklardan onların da kaçınamadıklarını göstermesi bakımından öğretici olacaktır.
Atatürk, İnönü, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir gibi isimlerin hayatları ancak bu nazarla incelenirse, "demokratik cumhuriyet" kültürünün gelişmesine hizmet edebilir.
Atatürk İzmir valisi Kazım Dirik ile CHP Parti Müfettişi ve Balıkesir mebusu Hacim Muhittin Çarıklı arasında yaşanan anlaşmazlık dolayısıyla, Parti Müfettişliği kurumunu eleştirmiştir.
Parti- devlet ilişkileri sadece tek parti dönemlerinin değil, çok partili hayatın da temel tartışma konularından biri olması hasebiyle konunun güncel boyutlarına da dikkatinizi çekmek isterim.
Şimdi bu eleştirileri, Atatürk'ün özel kalem müdürlüğünü ve genel sekreterliğini yapan Hasan Rıza Soyak'ın Atatürk'ten Hatıralar isimli kitabından aktaralım:
Vilayete Vali mi Müfettiş mi Hükmedecek ?
"Efendim, vali bulunduğu vilayette Devletin mümessilidir; oranın her halinden kanunen o mesuldür; Parti müfettişinin ise orada kanuni ve resmi hiçbir sıfatı, tabiatiyle de hiçbir nevi sorumluluğu yoktur; onun vazifesi, nihayet, Parti işlerini düzenlemekten ibarettir; icra işlerine müdahale edemez, etmemesi lazımdır.
Fakat bizde ta İttihat ve Terakki murahhaslarından kalma sakim bir itiyat vardır… Bu zatlar kendilerini icra işlerinde de vazifeli ve yetkili saymakta, öyle hareket etmekteydiler. Şimdi görüyorum ki, muhtelif vilayetlerde bulunan bizim Parti müfettişleri ve reisleri de aynı yolu tutmuşlardır ve Partinin başında bulunan arkadaşlar da bu vaziyeti adeta tabii buluyorlar:
'Vali ve müfettiş iki samimi arkadaş gibi başbaşa verir, konuşur, anlaşır ve işleri elbirliğiyle yürütürler?
Mütalaasında bulunuyorlar; bu mütalaa katiyen yanlıştır. Ne kadar iyi geçinen, anlaşabilen yakın arkadaşlar olurlarsa olsunlar iki insanın her meselede aynı görüş ve düşünüşe sahip olması imkansız bir şeydir. Şu halde düşünelim!.. Parti müfettiş ve reislerinin icra işlerine karışmasını hoş görmekte devam edersek netice ne olacaktır?..
Kanunen Sorumsuz Fiilen Yetkili 'Parti Müfettişi'
“Evvela Parti müfettişlerini ele alalım; ya vali müfettişi, yahut da müfettiş valiyi, yani behemehal ikisinden biri ötekini tesiri altına alacaktır...Eğer vali, Parti müfettişini yedeğine alırsa, müfettiş bey, dolayısıyla ondan bu sahada beklenen hizmet, sıfır olmuş demektir; o halde neden, boş yere adam kullanıp emek ve para harcamalıdır öyle değil mi?..
Yardım dersek, valilerin yanlarında ve emirlerinde zaten yardımcıları vardır; icap ederse, en liyakatlı olanlarından seçmek suretiyle bu yardımcıların adedi çoğaltabilir de...
Aksine, eğer Parti müfettişi, valiye hükmeden bir duruma gelirse orada Devlet işleri ve otoritesi, kanunen sorumsuz bir adamın eline geçmiş demektir ki, böyle bir hal, Devlet idaresinde, zararları ölçülemeyecek kadar büyük bir felaket, bir fecaat olur. Parti reisleri için de hal aynıdır.
İttihatçılar da Aynı Yanlış Yaptı
"İttihat ve Terakki'nin başarısızlığa uğramasının en mühim sebeplerinden biri, idareyi mesullerden ziyade, gayrımesullerin eline bırakmış olmasıdır; bu yüzden memleketin her bakımdan ne kadar büyük, ne kadar ağır ziyanlara uğradığını hep biliyoruz.
Sorumluluk Ortada Kalır
"Parti müfettişi veya reislerinin icra işlerine karışmaları yüzünden herhangi bir yerde mesuliyeti icap eden bir hal olursa ne yapılacaktır?... Kanunen valiyi sorguya çekmek lazım değil mi?...
Evet ama bunu hangi vicdanla ve nasıl yapabiliriz ki, Biçarenin başına Parti müfettişini, yahut reisini, bile bile biz musallat etmişizdir. Müfettiş ve reis beylere gelince, onlar müdahale ve tazyiklerini inkar etmeseler bile, pekala 'Biz bunu bir mütalaa olarak söylemiştik, mesul olan vali bey mütalaamızı kabul etmez, bildiği gibi hareket edebilirdi' diyerek işin içinden çıkabilirler.
Bu şu demektir ki, mesuliyet ortada kalmıştır. Söylediklerimin yalnız valiler ve Parti müfettiş ve reisleri için değil, bütün Devlet memurları ile partililer arası münasebetler için de varittir.
"Sorumlu Devlet memurlarının kanuni selahiyetlerini, mesuliyetlerini de gözden uzak tutmayarak, her zaman tam ve serbest olarak kullanmalarını temin etmeli, icra işlerine kim olursa olsun, sorumsuz adamları karışmamalıdır."
Bu meselede, Atatürk'ün çözemediği kısım tek parti rejiminin açmazıdır; rejim demokratik değilse ve parti müfettişinin de valiyi denetlemesi yanlışsa, halk, medya, vatandaş valiyi kime şikayet edecek ve vali nasıl denetlenecektir?
Atatürk parti müfettişlerinin valinin üzerinde tahakküm kurmasına karşı çıkarken doğru yapıyor ama valinin halk üzerinde kuracağı tahakküm ve hatalarının tek parti yönetiminde nasıl denetlenebileceğini izah etmiyor. Parti elitleriyle bürokratik elitler arasında açmaz kaçınılmaz oluyor.
CHP bu anlaşmazlığı aşmak için ikisini parti bünyesinde birleştirerek faşist ve komünist rejimler gibi parti- devlet bütünleşmesine yönelmiş, bu da çok daha kötü ve otoriter neticeler doğurmuştur.
Bu yollar kapalı olunca da bütün şikayetler parti müfettişi ve partiye gidiyor kaçınılmaz olarak… Bu şikayetler de, bürokrat- parti dengesi gözetildiği için netice alamıyor. Sonuçta halk ve vatandaş derdini anlatacak bir merci bulamıyor… Tek parti rejimlerinin ve diktatörlüklerinin açmazı işte buradadır.
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09
Devamını Oku
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:33