
Siyasi hedefi olmayan bir saldırının stratejisi neden muğlak kalır? Batı medyasının eleştirmeye çekindiği o gerçek: ABD'yi kendi stratejisine aykırı bir savaşa kim ikna etti?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 07 Mart 2026 Cumartesi - 11:47 | GDH Haber
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla başlayan savaş devam ediyor… ABD’nin İran’a niye saldırdığına ilişkin spekülasyonlar savaşın üzerinden gün geçtiği halde devam ediyor. ABD’nin savaştaki siyasi hedefinin olmadığı ve bu yüzden bir stratejisinin de berraklaşmadığı görülüyor. ABD Başkanı Trump’ın ve ABD yöneticilerinin İran’a saldırının başladığı andan itibaren yaptıkları açıklamaların birbiriyle tutarlılık arz etmeyen dağınıklığı, ABD’nin İran’da bir stratejisinin olup olmadığı tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Bu çok mühim çünkü ABD Suriye’de de uzun bir süre böyle “stratejik bocalama” yaşadığı için Suriye’de uzun bir iç savaş yaşandı.
Peki ABD’nin İran’da neden bir stratejisi yok? ABD bir stratejisi olmadığı halde neden İran’a saldırdı? Aslında bu sorulara ABD Dışişleri Bakanı Marco Robio “İsrail İran’a saldırma kararı aldığı için, ABD de İran’a saldırmak zorunda kaldı” mealinde bir cevap vermişti.
Gillian Tett The Financial Times’da yayınlanan “Trump neden kendi yarattığı karmaşayı düzeltmek istemiyor?” başlıklı yazısına “Kaos ve istikrarsızlık, ABD başkanının dış politika yaklaşımının bir kusuru değil, bir özelliğidir.” tespitiyle başlıyor. ABD’nin İran konusunda ne yapacağını bilmeme halinin köklerini aslında Mark Warner vurguluyor:
“Senato İstihbarat Komitesi'nin önde gelen Demokrat üyesi Mark Warner, ‘ikinci aşama’ planlamasının eksikliğinden şikayet ediyor . Ve BAE milyarder Khalaf Ahmad Al Habtoor, Trump'ın savaşın ‘yan etkilerini’ hesaplayıp hesaplamadığını sormaya cüret etti”
Edward Luce The Financial Times’da yayınlanan “Donald Trump'ın tehlikeli 'keyfi savaşı'” başlıklı yazısında Trump’ın fikirlerini değiştirerek barış inşa etmekten savaşa yönelmesindeki tutarsızlığa işaret ediyordu.
“Güçlü liderlerin sorunu, fikirlerini kolayca değiştirebilmeleridir. Başkan Donald Trump, geçen yılki göreve başlama konuşmasında, keyfi savaşları sona erdirecek bir ‘barış yapıcı’ olacağına söz vermişti. Şimdi ise İran'la rejim değişikliğinin en büyüğüne bulaşmış durumda. Belki de gerçekler onu bu hedefinden vazgeçmeye zorlayacaktır. Ancak kabinesi, Kongre ve ABD müttefikleri bile, çıkış planının neye benzediği konusunda karanlıkta kalmış durumda.”
Batı medyası İran saldırısını Trump’ın şahsi tutarsızlığıyla izah etmekle yetiniyor. Bu aslında Trump’ı ve ABD’yi ikna eden, hatta tutarsızlığa sevkeden İsrail‘i görünmez hale getirmenin ve tartışmamanın bir başka yolu değil mi? Batı medyası ve Batı siyaseti Trump’ı eleştirirken gösterdiği cesareti İsrail konusunda gösteremiyor.
Trump’ın İran konusundaki stratejisizliği ve tutarsızlığını en net göreceğimiz yer, 2025 yılı Aralık ayında açıklanan ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesindeki İran ve Ortadoğu değerlendirmeleriyle bugünkü İran Savaşını mukayese etmek olacaktır.
Öncelikle Belgede Trump’a atfen vurgulanan Amerikan dış, savunma ve istihbarat politikalarının temel ilkeleriyle İran’a saldırının bağdaşmadığı açıkça görülüyor. İlkelerden bazılarını burada saymakta fayda var: Ulusal çıkarın odaklanmış tanımı; güç yoluyla barış; müdahalecilikten kaçınma eğilimi; esnek realizm; ulusların önceliği; egemenlik ve saygı…
Belgede Ortadoğu’da ABD’yi bölgeye saplayan büyük maliyetler üreten sonsuz savaşlardan kaçınmak isteğinin altı çiziliyor:
“Orta Doğu'ya, petrol ve gaz kaynaklarına ve bunların geçtiği geçiş noktalarına düşman bir gücün hakim olmasını önlemek istiyoruz, bunu yaparken bizi büyük maliyetlerle o bölgeye saplayan "sonsuz savaşlardan" kaçınmak istiyoruz”
Belgede İsrail’in güvenliği ve İran’ın nükleer programının 12 gün savaşıyla zayıflatıldığı ifade ediliyor:
“Çatışma Orta Doğu'nun en sorunlu dinamiği olmaya devam ediyor, ancak bugün bu sorunda manşetlerin inandırabileceğinden daha az şey var. Bölgenin baş istikrarsızlaştırıcı gücü olan İran, 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail eylemleri ve Başkan Trump'ın Haziran 2025'teki İran'ın nükleer programını önemli ölçüde zayıflatıldı. İsrail-Filistin çatışması dikenli olmaya devam ediyor, ancak ateşkes ve Başkan Trump'ın müzakere ettiği rehinelerin serbest bırakılması sayesinde daha kalıcı bir barışa doğru ilerleme kaydedildi. Hamas'ın baş destekçileri zayıflatıldı veya geri çekildi. Suriye potansiyel bir sorun olmaya devam ediyor, ancak Amerikan, Arap, İsrail ve Türk desteğiyle istikrara kavuşabilir ve bölgede ayrılmaz, pozitif bir oyuncu olarak hak ettiği yeri yeniden alabilir.”
ABD Ulusal Güvenlik Strateji Belgesinde Ortadoğu’nun ABD’nin uzun vadeli ve aktüel olarak ABD dış politikasını tayin eden hakim konulardan çıktığı, üstelik şükredilerek ilan ediliyor:
“Ancak Orta Doğu'nun hem uzun vadeli planlamada hem de günlük uygulamada Amerikan dış politikasına hakim olduğu günler şükürler olsun ki sona erdi —Orta Doğu artık önemli olmadığı için değil, bir zamanlar olduğu gibi artık sürekli bir rahatsızlık kaynağı ve yakın felaket potansiyeli kaynağı olmadığı için. Aksine, ortaklık, dostluk ve yatırım yeri olarak ortaya çıkıyor —memnuniyetle karşılanması ve teşvik edilmesi gereken bir eğilim. Aslında, Başkan Trump'ın Şarm El-Şeyh'te Arap dünyasını barış ve normalleşme arayışında birleştirme yeteneği, Amerika Birleşik Devletleri'nin nihayet Amerikan çıkarlarını önceliklendirmesine izin verecektir.”
Görüldüğü gibi ABD birkaç ay önce İran’ın nükleer tehdidinin zayıflatıldığı, İsrail’in güvenliğinin sağlandığı, Ortadoğu’nun ABD’nin ana gündemi olmaktan çıktığından ve barış umudundan bahsederken birkaç ay sonra İran’a saldırmasının sebeplerini ABD Ulusal Güvenlik strateji belgesinde bulmak mümkün değil… Dolayısıyla İran saldırısının ABD devlet aklı ve menfaatiyle ilişkisini kurmak çok zor… ABD ve Trump’daki bu tutarsızlığın İsrail faktörü dışında bir izahı mümkün değil… Batı ise İsrail’i gerçek boyutları ve sorumluluğuyla tartışmatan hala çok uzak. ABD Başkanına gücü yeten Batının, İsrail’e gücü yetmiyor. ABD’nin İran konusundaki stratejisizliğinin, geçmişte Suriye sahasındaki “stratejik bocalaması”yla beraber düşünüldüğünde bölgede muazzam bir kaosun kapısını açması kuvvetle muhtemeldir. Bu bakımdan bölge ülkelerinin savaşı sona erdirecek, İsrail’e karşı bir denge oluşturacak diplomatik seçeneği zorlaması gerekiyor.
/
Devamını Oku
06 Mart 2026 Cuma - 11:52
Devamını Oku
03 Mart 2026 Salı - 12:30
Devamını Oku
02 Mart 2026 Pazartesi - 10:59