
Dünya ekseninden kayıyor, Batı kendi içinde çatlıyor; ancak Türkiye’nin Batıcı dış politika eliti hâlâ 1920’lerin 'mutlak üstünlük' kodlarıyla düşünüyor. Fikir hayatımız, Ahmet Ağaoğlu’nun 'ya hep ya hiç' mantığından kurtulup bugünün gerçeklerine intibak edebilecek mi?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 30 Ocak 2026 Cuma - 08:24 | GDH Haber
Dünyadaki jeopolitik deprem devam ediyor. Batının içinde giderek büyüyen bir çatlak var. Avrupa ciddi bir arayış içinde. Türkiye’de Batıcı dış politika eliti duruma intibak etmekte zorlanıyor…Radikal batıcılıktan vazgeçmiyorlar, jeopolitikle ideolojik tercihler özdeşleşiyor, tefrik edilemiyor…Bu mantığı anlayabilmek için, bu mantığın teşekkül dönemine gitmek lazım. Buradaki sembol isim Ahmet Ağaoğlu’dur…
Osmanlı aydınları, Batı karşısında önlenemeyen gerileme ve yenilgilerin sebebinin askerî ve teknolojik gelişmeler ötesinde, Batı'nın sosyal, siyasî ve iktisadî yapısından kaynaklandığını düşünerek bütün bunları içine alan "medeniyet" kavramı esasında düşünmeye başlamışlardır. Özellikle Tanzimat sonrası "medeniyet" esasında bir tür ideolojik arayış yaşanmış ve artık Batı medeniyetinin hangi unsurlarının alınacağı, kendi medeniyetinin hangi unsurlarının muhafaza edileceği üzerine tartışmalar başlamıştır. Bu tartışmalardan sonra Osmanlı-Türk siyasî düşüncesi bu konuda takınılan tavra göre tahlil edilebilir.
Bu durum Osmanlıya has değildir; Rusya'da da benzeri gelişmeler sözkonusudur ve çağdaş Rusya'nın fikir tarihini bütünüyle belirleyen Rusya ile batı arasındaki ilişkidir. İşgal altındaki müslüman toplumlarda da buna benzer tartışmalar yapılmıştır. Ahmet Ağaoğlu Rus işgali altında bulunan Azerbaycan'da, bu sorunu daha eğitim hayatına başlarken yaşamaya başlamıştır. Önce Rus okullarında sonra Fransız okullarında okuyan Ahmet Ağaoğlu Batı'nın gelişmesini, Doğu'nun geri kalmasını bireyin varlığı ve yokluğuyla açıklamaktadır. Ağaoğlu fikirlerinin omurgasını teşkil eden bu “liberalizm” anlayışıyla Doğu'da bireyin önceleri İran'da ortaya çıkabileceğini düşünmüşken , daha sonra bu konuda Osmanlı'da karar kılmış ve II. Meşrutiyet sonrası Rusya'dan ayrılarak İstanbul'a gelmiştir.
Ağaoğlu, İstanbul'da İttihat ve Terakki Fırkasının ve Türkçülüğün önde gelenlerinden biri olmuştur. Bu sebeple mütareke döneminde Malta'ya sürülen Ağaoğlu'nun Malta’da 1919-1920’de yazdığı ve daha sonra Türk Yurdu'nda yayınlanan, bilâhare 1927’de kitaplaşan Üç Medeniyet denemesi "medeniyet" meselesinde Tanzimattan beri gelen mütereddit durumdan kopuşu haber vermektedir. Muasırlaşma karşılığında da kullanılan bir Batıcı olan Ağaoğlu Türkçü, modernist islamcı ve liberal olmaktan önce bir Batıcıdır. Diğer fikirleri esasen batıcılığının bir sonucu olmaktadır. Gençliğinde Azerbaycan'da "frenk Ahmet" olarak bilinen Ağaoğlu Mehmet Emin Resulzade'nin işaret ettiği üzere Batıcılığının nihaî sınırlarına varmıştır. Ağaoğlu, Üç Medeniyet'teki yaklaşımı ve medeniyet tanımıyla ad vermeden Ziya Gökalp'le polemik yapmaktadır Bilindiği gibi, Gökalp Batı medeniyetinden seçmeci bir aktarmacılık yapma düşüncesini medeniyet ve hars (kültür) ayrımı ile ifade ediyor. Buna göre Batı'nın ilim ve fenni "medeniyet" olarak alınırken, harsından ve ahlâkından uzak durulacaktır. Medeniyet Avrupa'dan alınabilir bir şeyken hars (kültür) millî olacaktır. Gökalp bu ayrımı esas alarak içtimaî mefkûresini şöyle ifade edecektir: "Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim."
Gökalp'in bu medeniyet tanımına karşılık Ağaoğlu'nun medeniyet tanımı bu ayrımı reddeden kültürü de içine alacak genişliktedir. Ağaoğlu'na göre, medeniyet bir hayat tarzıdır: "Yalnız hayat kavramını en geniş ve şümullü bir manada almalıdır. Hayatın bütün tecellilerini, maddî ve manevî bütün olaylarını o kavram içine koymalıdır. (...) Maddî kısım meselâ elbiselerin şekli, binaların biçimi, ibadet ve ayinlerin yapılış tarzı vs. den ibarettir. Manevî kısım ise, düşünce ve duyguya ait olduğundan, yayılış sahası daha geniştir. Genellikle denebilir ki, her medeniyetin kendine göre ortak bir düşünme gücü, bir zekâsı vardır; adeta bir dimağa sahiptir. Bunun gibi, her medeniyetin bir kalbi vardır. Bir duyuş tarzı vardır. Dolayısıyla, ortak bir ahlâka, bir değer duygusuna, ortak bir iyi ve kötü, güzel ve çirkin görüşüne sahiptir."
Dünyada bu şekilde üç ayrı medeniyet vardır: 1. Buda-Brahma medeniyeti 2. İslam Medeniyeti 3. Batı veya Avrupa medeniyeti. Bu medeniyetler birbirinden birer Çin Seddi ile ayrılmış değildir, birbirleriyle ilişkileri ve etkilenmeleri sözkonusudur. Ancak sonuç olarak tamamen ayrı varlıklardır. Bu üç medeniyet birbirleriyle tarih boyunca mücadele etmişlerdir. Bugün ise Avrupa veya Batı medeniyeti karşısında Buda-Brahma ve İslam medeniyeti madden ve manen kesin olarak yenilmiştir. Yenilgi ise başkasının şahsiyetini kabul etmek ve onun iradesine teslim olmak anlamına gelmektedir. Mağlupların önündeki tek yol Avrupa medeniyetini tamamen örnek almaktan ibarettir. Bu bir hayat memat meselesidir ve aksi halde mağlup medeniyetlere mensup olanlar eriyip gideceklerdir.
Avrupa medeniyetinin üstünlüğü genel olarak kabul edilmekle birlikte, bu üstünlüğü Avrupa medeniyetinin ilim ve fen gibi bazı unsurlarıyla izah ederek Avrupa medeniyetinin diğer özelliklerinden vazgeçmek isteyenler vardır. Bu şekilde Avrupa medeniyetinin eksik ve "iğrenç" taraflarından uzak durulabileceği düşünülmektedir. Halbuki Ağaoğlu'na göre bu düşünce yanlıştır ve cahilcedir: "... bir medeniyet zümresi bölünemez bir bütündür, parçalanamaz. Süzgeçten geçirilemez. Galibiyet ve üstünlüğü kazanan onun bütünüdür." Zaten Avrupa medeniyetini parça parça alma çalışmalarının bir sonuç vermediği yaşanan tecrübelerle ortaya çıkmıştır.
Evet radikal batıcı düşünce, batının mutlak hakimiyeti altında teşekkül etmiştir. Bugün batı, sanayi devriminden bı yana artan mutlak hakimiyeti nicel verilerle, üretim oranlarıyla tartışma konusu… Batının kendi içinde muazzam bir jeopolitik ve ideolojik tartışma, hatta Kanada Başbakanı Carney’in ifadesiyle kopuş var. Maalesef fikir dünyamız bu yeni gerçeklere intibak edebilmiş değil… Fikir hayatımızın geçmişte donmak yerine, bugüne intibak etmesi gerekiyor… Bunu yapamazsak elitlerimizin bir kısmı, Batının mutlak ve bütünlük halindeki hakimiyeti nostaljisini terk edemeyecek… Dünya değişiyor, fikir ve siyasetin de kendimn yenilemesi gerekiyor.
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:51
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:49
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 08:58