
Halk bu zulmün mağduru olduğundan, bir kısım bürokrat ve CHP'li de eski otoritelerine yeniden kavuşmak istediklerinden bu meseleler halen tazeliğini koruyor. Bugün musikinin yerini başka konular almış durunda…
Son Güncelleme: 24 Temmuz 2025 Perşembe - 07:00 | GDH Haber
Bir Leylek Ayağından Çıkarılan Bileziğin Gönderildiğini Anlatır…
Hikâyemiz 1939 Haziranında başlar, o zamanın Türkiye ve dünya şartlarını bir hatırlayın: Türkiye’de tek parti idaresi devam etmektedir, Atatürk henüz ölmüş, İsmet İnönü CHP’nin değişmez Genel Başkanı ve Millî Şef olmuştur. Dünya birkaç ay sonra çıkacak İkinci Cihan Harbi’nin barut kokusunu teneffüs etmeye başlamıştır. İşte bu şartlarda Tarsus’ta bir leylek ölür.
Bir leyleğin orada ve o tarihte ölmüş olması, tarihe girmesi için yeterli değildir. Tarih, zoolojinin ötesinde bir şeydir ve bunu sağlayan da insanın varlığı ve onun beşerî müdahalesidir. Bizim hikâyemizde leyleğin ölümünü tarihî bir hadise haline getiren beşerî müdahale, leyleğin boynundaki bilezik ve onu bulan Tarsus CHP Halkevi Köycülük Şubesine üye Vahit Erkaç’tan gelecektir.
Vahit Erkaç Tarsus'da ölen leyleği ve leyleğin ayağındaki bileziği bulunca bunu, bir dilekçeyle CHP genel merkezine gönderir. Önce bu dilekçeyi okuyalım:
CHP Genel Sekreterliği Yüce Katına
ANKARA
Evimiz köycülük şubesi üyesinden Bay Vahit Erkaç tarafından 1.6.939 tarihinde Kargılı köyü civarında ölü bir leylek ayağında görüp çıkardığı aşağıda yazısı bulunan bileziğin, aynı günkü posta ile taktim kılındığı saygı ile arz olunur.
Halkevi Başkanı
Bilezikteki yazı:
Vertır Musee Royal
Sofia Bulgaria
N. 25577
Cevabını arayacağımız ilk soru, bu hikâyenin neden CHP Genel Sekreterliği’ne yazılmış olabileceğidir?
Yukarıda söylediğimiz gibi, CHP dönemin tek partisi ve bu tek parti idaresi otoriter, hatta yer yer “yarı totaliter” bir karakterde. Dolayısıyla sadece uçan kuştan değil, ölen leyleğin kolundaki bilezikten de haberdar olmak, haberdar edilmek isteyen bir CHP var karşımızda.
CHP’nin bir yan kuruluşu olan Halkevleri de sadece vazifesini yerine getiriyor, yani bir işgüzarlık peşinde değil. Hoş bu bileziği Halkevinden birisi değil, Tarsus İdman Yurdu’nda top koşturan bir kimse bulmuş olsa da gideceği yer CHP olacaktı. Çünkü o dönemde spor kulüpleri de, diğer bütün dernekler gibi, CHP’nin bir yan kuruluşuydu.
Bu önemsiz gibi görülebilecek belge, dönemin şartlarını çok iyi yansıtıyor. Bu kurşun gibi ağır havadan, daha eğlenceli bir metne geçebiliriz. Aradan altı yıl geçmiş, İkinci Cihan Harbi’ni demokrasi cephesi kazanmış ve Türkiye, Sovyet tehdidine karşı bir tedbir olarak demokrasiye geçme kararı almıştır. Bakın hava dönünce ve hürriyet havası teneffüs edilmeye başlanınca TBMM’de neler konuşuluyor:
“Davul Zurna İstiyoruz!”
Cemil Barlas (Meclis’te) “Radyonun garp müziği bakımından faydası büyüktür. Fakat pazar günü köylü, garp müziği istemiyor. Davul zurna istiyoruz. Öğleye kadar bunu çalmalıyız. (Aferin aferin sesleri)"
“Ulustaki Bazı Baş Yazıların Anlaşılmadığı”
Fahri Ecevit bu husustaki şikâyetini dile getiriyor; yani, artık Hassolar, Memolar da anlasın istiyorlar, çünkü onlardan oy isteyecekler.
“Basın ve Yayın Müdürü Bir Ata Binsin!”
Berç Türker, turizmin ehemmiyetinden, Türk musikisinin ihmal edilmemesinden bahsederek, alkışlarla karşılanan şu teklifi getiriyor: “Basın Umum Müdürü bir ata binsin, bütün memleketi gezsin ve bir kanun hazırlasın” Halktan kopuk bürokratik oligarşinin tahtının sallandığını gösterecek daha veciz bir ifade zor bulunur.
“Türk Musikisi Doğmuş Değildir”
Hamdullah Suphi Türk musikisine yönelik ilgisizliği ve hatta bir ara yasaklanmasının arkasındaki zihniyetin bir örneğini veriyor: “Türk müziğini ikiye ayırmak lâzımdır. Ben bugünkü İstanbul müziğini uyuşturucu musiki olarak bilmişimdir. Bugün Türk musikisi henüz doğmuş değildir. İlerde içimizden çıkacak istidatlar bunu sağlayacaklardır.”
“Halk Musikisi İstiyoruz!”
Muhittin Baha Pars “Söz söylemeyecektim, fakat Hamdullah Suphi’nin vurduğu hançer beni konuşturdu. Sen de mi Brütüs?” (Bir uğultu) “Türk musikisi çok lâkaydiye uğradı. Musikimiz ilerlemiş diyorsa, ne yaptınız ki bu musiki ilerlesin? Dünyanın en güzel memleketi içindeyiz. İstanbul, Bursa, İzmir bugün bir harabe halindedir. Ona bakmadınız onun için harabedir, musikiye bakmadınız.
Yoksa musikimiz zengindir. Musikide istikbal arıyorum. Halk musikisi istiyoruz” diyerek musiki üzerinde uzun izahlarda bulunur.
Tek parti döneminde bürokrasinin ve CHP'nin halktan ne ölçüde koptuğu, halkın istediği musikiyi dinleme hakkından bile mahrum olduğu görülüyor… Halk bu zulmün mağduru olduğundan, bir kısım bürokrat ve CHP'li de eski otoritelerine yeniden kavuşmak istediklerinden bu meseleler halen tazeliğini koruyor. Bugün musikinin yerini başka konular almış durunda…
CHP Kurultaylarında bu ana meseleyle hesaplaşılıp, halktan özür dilenmedikçe ve anti-demokratik yollardan vazgeçilmedikçe; CHP, çözüm üretemeyen "Kurultaylar partisi" olmaya devam edecektir.
CHP'deki parti içi muhalefet geçmişte Bülent Ecevit ve Turan Güneş'in bu minvaldeki çizgisi istikametinde bir program oluşturmaz ve zihni yapıyı değiştirmezse, mevcut genel başkanın yerine kim gelirse gelsin onun kaderinden kurtulamayacaktır.
Devamını Oku
14 Aralık 2025 Pazar - 10:46
Devamını Oku
13 Aralık 2025 Cumartesi - 08:55
Devamını Oku
12 Aralık 2025 Cuma - 09:19