


CHP’deki hiziplerin birbirleri aleyhine söylemediklerini bırakmadıklarını görüyoruz. Bu CHP’nin siyasi gelenek ve kültür koduna uygun maalesef… Vaktiyle Bülent Ecevit, eşi Rahşan Ecevit ve aileleri de bu saldırganlıktan nasiplerini ziyadesiyle almışlardı…
0:00
--:--
Son Güncelleme: 04 Ağustos 2025 Pazartesi - 07:00 | GDH Haber
CHP’deki hiziplerin birbirleri aleyhine söylemediklerini bırakmadıklarını görüyoruz. Bu CHP’nin siyasi gelenek ve kültür koduna uygun maalesef…
Vaktiyle Bülent Ecevit, eşi Rahşan Ecevit ve aileleri de bu saldırganlıktan nasiplerini ziyadesiyle almışlardı… Ecevitler aleyhinde her türlü insaf ve terbiye ölçülerinin dışına çıkan kampanyalar açıldığını hafızalarımızdan çıkmış değil.
Bu kampanyaların birinde mesela, Rahşan Ecevit’in babası Namık Kemal Aral hakkında sabetaycı bir dönme olmaktan radikal İslamcı olmaya kadar birbiriyle bağdaşmayan ithamlarda bulunulmuştu. Bu meseleyi ele alarak bu tür komplocu iddiaların anlamsızlığı üzerinde biraz duralım.
Rahşan Ecevit’in babası, Bülent Ecevit’in kayınpederi olan Namık Zeki Aral küçük yaşlarda yetim kalmış, imkansızlıklara rağmen çok başarılı bir tahsil hayatını takiben Mülkiye ve Hukuk fakültelerini bitirerek Maliye bakanlığı teftiş Heyetine girmiştir.
Çok başarılı ve ilkeli bir müfettiş olan Aral, baskıyla karşılaşınca istifa ederek, sinema bilet kontrolörlüğü yapmayı göze almıştır. Bu tavrıyla Maliye Teftiş Kurullarında hala anlatılan bir efsaneye dönüşen Aral daha sonra çok başarılı bir bankacı ve hoca olmuştur.
Bu sütunlarda daha önce anlatıldığı gibi 1944 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi dergisinde yazdığı bir yazıda, iddia edildiğinin aksine Türkiye bütçelerinin 1933 yılından itibaren açık verdiğini rakamlarıyla ortaya koyan bir yazı yazması üzerine tek parti yönetiminin hışmını üzerine çekerek hocalık görevinden ayrılmak zorunda kalacaktır.
Gazeteci Mehmet Çetingüleç, Rahşan isimli eserinde Aral’ı tanımamıza yardımcı olacak bilgiler veriyor. Bakınız Namık Zeki Aral, kızını nasıl nişanlandırmış:
Ecevitlerin Nişanını Diyanet İşleri Başkanı Takmıştı
“Nişan törenleri 1945 yılında Rahşanların Dağlar Apartmanındaki dairesinde yapıldı. Yüzüklerini Ecevit ailesinin Keçiören’de uzun yıllar komşuluk ettiği Diyanet İşleri Başkanı Hamdi Aksekili taktı ve mutlulukları için dua okudu. Ünlü bir din alimi olan Aksekili, yazdığı bazı kitapları da genç çifte hediye etti.”
Aral’la Ecevit, farklı görüşte olmalarına rağmen birbirlerini kırmayacak nezaketle ilişkilerini yürütürlerdi:
“Namık Zeki Aral ile müstakbel damadının sosyal ve ekonomik görüşleri taban tabana zıt, ancak demokrasiye olan inanç ortaktı. Namık Zeki bey, ekonomide muhafazakar bir bakışa sahipti. Buna rağmen Bülent’in görüşlerini hoşgörüyle dinlerdi. Aralarındaki tartışma hep uygarca, nezaket ortamı içinde geçti. Hiçbir zaman birbirlerini kırmadılar.”
1946’dan sonra gazetelerde yazmaya başlayan Aral, Demokrat Partiyi eleştirdiği için de uyarılınca aynı şahsiyetli tavrı gösterdiği için yargılanacaktır. Ulus gazetesinde yazarken yaşadığı bir hadise Aral’ın şahsiyetini tanımamıza yardımcı olacaktır. Hadiseye şahit olan Çetin Altan, Aral’ın Ulus gazetesine ilk gelişini şöyle anlatıyor:
Kuran’a Hakaret Edilince Bayılmıştı
“Nurullah Ataç, sol eliyle iki günlük sakalını sinirli sinirli kaşıyarak, sağ elini uzattı Aral’a ve kendine özgü kimliğini açıkladı:
“-Ben hem Müslüman değilim, hem de Müslüman düşmanıyım... Namık Zeki, şöyle bir afalladı ve fevkalade kibar bir sesle:
“-Zatıaliniz Kuran-ı Kerimi Azim-i Şan’ı kıraat buyurdunuz mu beyefendi, dedi.
“Ataç’ın cevabı insaf ve seviye dışıydı...Namık Zeki’nin yüzü sapsarı kesildi, çenesi açıldı, kapandı ve yere yığılıverdi. Ataç da sıvıştı kapıdan.
“Bir daha gazeteye hiç gelmedi Namık Zeki... Nurallah Ataç da, karısını yitirdikten sonra, kendisini ‘Müslüman düşmanıyım’ diye takdim etmekten vazgeçti.”
Namık Zeki Aral Mezar Taşı Bile İstemedi
Namık Zeki Aral yoksul çocukları okutan ve mezar taşı bile istemeyecek sadeliği Müslümanlığın bir icabı sayan gerçekten yüksek meziyetlere sahip bir isim olarak ortaya çıkıyor.
“Rahşan’ın babası için eğitim her şeyin önünde geliyordu. Kendi çocuklarının dışında, sekiz yoksul çocuğu daha okuttu, ama bunu ailesi dahi bilmedi. Çocuklarına hep iyiliğin konuşulmaması gerektiğini telkin etmiş ve öğrettiği gibi yaşamıştı.
Sekiz çocuk okuttuğunu, o öldükten sonra ailesine yakın bir arkadaşı söyledi. Çocukların kimliği ise Namık Zeki Aral’la mezara gömülen bir sır olarak kaldı.
“Sadeliği Müslümanlığın gereği sayıyor, mezar taşı konulmasını doğru bulmuyordu. Yaşarken buna özen göstermiş, öldüğünde de özen gösterilmesini istemişti. Vasiyeti yerine getirildi. Dönülmez yolculuğa uğurlanırken, mezarının ne başına taş konuldu ne ayak ucuna. Sadece toprağa karıştı. Mezarlıkta değil, çocuklarının, öğrencilerinin, yakınlarının belleğinde iz bırakmayı tercih etmişti.” (Mehmet Çetingüleç, Rahşan, ss58-59)
Gazeteci Fatih Dağıstanlı ise Ecevitlerin aleyhindeki kampanyalar sırasında yazdığı Rahşaniçe isimli kitabında Rahşan hanımın babasını radikal İslamcı olarak nitelemekten kaçınmıyordu:
Radikal İslamcı mıydı?
“Namık Zeki Aral, faizsiz bankacılık ya da İslami banka fikrini savunan radikal İslamcı bir ekonomistti. Aral, faize o kadar karşıydı ki, dönemin faiz yerine çekiliş karşılığı hediye veren bankalarının bu yöndeki tekliflerini dahi geri çevirecekti. Aral, piyangoyu ‘kumar’ olarak nitelendiriyordu. ‘Tasarruf Mevduatımız’ başlığı altında yazdığı yazıda piyangonun bankaları zarara uğrattığını da savunuyordu:
“Hülasa, piyango dediğiniz kumarın haddi zatında tasarruf fikrini öldürür mahiyetinden sarf-ı nazar, bu usul bankalar arasındaki rekabeti şiddetlendirmek ve binnetice bankaların karlarını azaltmak gibi mahzurlar da doğurmaktadır.”
Tabii maksat anlamak değil de suçlamak olunca böyle hakikatla bağdaşmayan iddialar ortaya çıkar. Namık Zeki Bey, radikal bir İslamcı değildir, hoş bu kavram o zamanlarda zaten yoktu ya... Aral, piyasa ekonomisini savunan bir liberal olarak, İslamın da esas itibarile piyasa ekonomisiyle ve hürriyet nizamıyla uyum içerinde olduğunu göstermeye çalışmaktadır.
Namık zeki Aral’ın iktisadi fikirlerine bir ara yeniden döneriz. Değil dindar bir insanın, Türkiye’de yaşayan herhangi bir iktisatçının Kuran-ı Kerim’in bu konudaki ayetleri nelerdir diye merak edip incelemesinden daha tabii ne olabilir?
Üstelik faiz yerine, çekiliş yapmanın kumar olduğu çok açık değil mi? Bu usulün yanlışlığı görüldüğü için bugün bu usulden vaz geçilmedi mi? Ekonomide aslolan faiz değil, reel üretim değil midir? Sorular çoğaltılabilir...
Ama niyet sosyal bilimler çerçevesinde olup biteni anlamak olmayınca, bu sorular yerine komplo teorileri daha cazip gelir. Dileriz Ecevitler etraflarındaki komplonun cazibesine kapılmış isimler yerine, sosyal bilimcilerin görüşlerine kulak verirler. CHP artık kendi içindeki farklılıklara ve ayrılıklara tahammül edecek bir siyasi olgunluğa ulaşabilmeli…
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09
Devamını Oku
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:33