
Soğuk Savaş bitti ama ideolojik depremler dinmedi. Bugün sadece sınırlar değil, vicdanlar da büyük bir sınav veriyor. Gazze’deki sessizlik, aslında "büyük medeniyet kaybının" bir çığlığı mı? Farklılıkları korkuya değil, zenginliğe dönüştürmenin yolu nereden geçiyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 09 Ocak 2026 Cuma - 08:39 | GDH Haber
Dünyanın soğuk savaştan sonra ne tür bir kutuplaşmaya ve şekle bürüneceği geçtiğimiz dönemin en çok tartışılan konusu olmuştur. Bu tartışma bugün de devam ediyor. Dünyadaki jeopolitik ve ideolojik deprem maalesef bu tartışmayı derinleştiriyor…Venezuela’nın başına gelenler ve uluslararası siyasetin dili, aklı başında herkesi endişelendiriyor…Gazze’de bütün dünyanın gözü önünde yaşanan ve hala devam eden soykırım, sadece soykırımı yapan İsrail devletini değil bu soykırımı engelleyemeyen ve uzun bir süre susan insanlığın büyük medeniyet kaybını haykırmıyor mu? Acaba insanlık binlerce yıllık medeniyet kazanımlarını kaybederek korkuyla yeniden barbarları mı bekleyecek? Bu bakımdan, Samuel Huntington'ın "medeniyetler çatışması" tezi tartışmayı en çok tahrik eden tez sayılabilir. Huntington'ın tezi kendi ifadeleriyle şöyle özetlenebilir:
"Yeni dünyada mücadelenin esas kaynağı öncelikle ideolojik ve ekonomik olmayacak. Beşeriyet arasındaki büyük bölünmeler ve hâkim mücadele kaynağı kültürel olacak. Millî devletler dünyadaki hadiselerin yine en güçlü aktörleri olacak fakat, global politikanın asıl mücadeleleri farklı medeniyetlere mensup grup ve milletler arasında meydana gelecek. Medeniyetlerin çatışması global politikaya hâkim olacak. Medeniyetlerarasındaki fay hatları geleceğin muharebe hatlarını teşkil edecek. Medeniyetlerarasındaki mücadele, modern dünyadaki mücadelenin evriminde nihaî safha olacak."
Huntington'ın tezinin tartışılmasıyla ve dünyada son dönemde meydana gelen kimi meselelerle bugün artık insanlığın önünde medeniyetler çatışmasını engellemek üzere bir uzlaşma, diyalog ve barış misyonu durmaktadır. Bu misyonun ardında yatan tutku, sadece çatışmayı engellemek ve barışa ulaşmak gibi negatif bir muhtevayla tanımlanamaz. Bu tutkunun ardında yatan pozitif yön farklı medeniyetler arasında gerçekleşecek diyalogun bir bütün olarak insanlığın medenî seviye ve birikiminde sıçramalı artışlara yol açacak olmasıdır. Bu tezin dile getirilmesinden bu yana yaşanan meşum olaylar, savaşlar, katliamlar ve nihayet Gazze soykırımı medeniyetler arasında bir çatışma değil, büyük bir medeniyet kaybını uzun bir süre insanlığın gözünden ve vicdanından saklayabildi…
İnsanlık tarihindeki büyük sıçramaların ardında da, medeniyetler arasındaki bu tür diyalog ve alışverişler vardır. Bu, bugün; dünden daha önemlidir… Çünkü bugün insan, kabile, şehir ve ülkesinin ötesinde gittikçe küreselleşen bir dünyada yaşamaktadır. Bugün, iletişim ve diyaloğu kolaylaştıran daha çok teknolojik imkân ve insanî tecrübe söz konusudur. Küreselleşme bu imkânlar yanında kimi tehlikeleri de beraberinde getirmektedir. İnsan, artık, farklı millet ve medeniyetlerden insanlarla eskisinden daha çok karşılaşabilmektedir. Hiç olmazsa, medya ve sosyal medya marifetiyle, bu daha çok gerçekleşmektedir. Bu durum, özellikle yeterli eğitimi ve donanımı olmayan kesimlerde yabancılara karşı tepkiyi ve içe kapanmacılığı tahrik etmekte, bu da medeniyetler çatışmasına yol açabilmektedir. Küreselleşmenin yarattığı bu tehlike, medeniyetlerarası diyalog çalışmalarının önemini daha da arttırmaktadır. Ancak bu diyalog kapısını dahi insanlığın kadim değerlerini, kimliklerin ve hatta dinleri ifsat emek için kullanmaya çalışan yapıların olduğunu gördük…
Diyalog çalışmalarının amacı, medeniyetlerin karşılaşmalarını öngörerek insanları bu karşılaşmalardan verimli bir şekilde istifade edebilecek şekilde hazırlamak olmalıdır. Bu hazırlığın ilk ve önemli ayağı eğitimdir. Sosyal bilimler, küreselleşme ve medeniyetlerarası diyaloğun entelektüel boyutunu müfredata ve pratiğe aktaracak çalışmalar üzerinde yoğunlaşmalıdır.
Bu çalışmalarda, mevcut medeniyetler yanında geçmişte kalan medeniyetler de ele alınmalı ve tarihteki medeniyetlerle de diyalog kurularak insanlığın bütün mirasına sahip çıkılmalıdır. İnsanlığın bütününü kapsayan bu diyalog insanlığın bütün birikimini harekete geçirecek bir motivasyon sağlayacaktır.
Farklılıklar bilinmezlikler getirir, bilinmezliklerin bir korkuya dönüşmemesi ise bilinçli bir çaba ile mümkündür. Bilgimizi ve ufkumuzu zenginleştirecek olan bildiklerimiz değil bilmediklerimizdir. Bizi, bilmediklerimizle karşılaştıracak olanlar ise farklılıklar ve başka medeniyetlerdir. Büyük tarihçi Collingwood'un sözleri en çok medeniyet karşılaşmaları için geçerli olsa gerektir:
"Bilgi 'bilinenden bilinmeze doğru' değil, 'bilinmez'den 'bilinen'e doğru yol alarak ilerler. Bizi daha çok ve daha sistemli düşünmeye iten bu tür bilinmez konular zekamızı biler ve böylece bildik konuları düşünürken çoğu kez akıl gücümüzü saran önyargı ve kör inanç sisini dağıtmamıza yardımcı olur."
Kapımız daima başka medeniyetlere açık olmalıdır; bu, şüphesiz, bütün medeniyetlerin yararına olacaktır… Farklı medeniyetler bizlere kendi medeniyetimizin kapısını da açacak ve kadim bilgeliğin kuralını bizlere hatırlatacaktır: “Kendini tanı…” Kendini tanımak aynı zamanda kendi şahsiyet ve üslubunu da muhafaza edebilmektir.
Dünyanın bugün içine girdiği sert jeopolitik ve ideolojik mücadele insanlığın ortak medeniyet kimliğine büyük bir zarar veriyor. Her görüş ve alanda büyük bir medeniyet kaybı yaşıyoruz… Son dönemdeki Trump’ın kabalığı, bize Biden döneminin kadim medeniyet ortak paydasına verdiği zararları unutturmamalı… İki taraftan gelen bu radikalleşmenin insanlığı çıkmaz bir sokağa sürüklediğini görüyoruz. İnsanlık, önündeki problemleri medeniyet kaybıyla değil, medeniyet(ler)e sahip çıkarak ve medeniyet duvarına yeni taşlar koyarak aşabilir.
Devamını Oku
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:10
Devamını Oku
07 Ocak 2026 Çarşamba - 08:56
Devamını Oku
06 Ocak 2026 Salı - 12:25