
Son dönemde Keçiören istifasından Meclis'teki yemin törenlerine kadar her olayda sergilenen "asabiyet", aslında bir asırlık bir yönsüzleşme krizinin dışavurumu mu? Vesayet sisteminin tasfiyesiyle savrulan CHP, % 50+1 mecburiyeti karşısında ideolojik bir felç mi yaşıyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 17 Şubat 2026 Salı - 10:50 | GDH Haber
Türkiye’de solun ve CHP’nin problemi hem muhalefetin hem de ülkenin geleceği açısından ciddi bir endişe yaratıyor. Vesayet sisteminin tasfiyesiyle vesayet sisteminin bir ortağı ve aparatı olan CHP ciddi bir yönsüzleşme, savrulma ve kriz sarmalının içine girdi. Bu savrulmalar zaten netleşme problemi yaşayan CHP’yi iyice muğlaklaştırdı. Cumhurbaşkanlığı sisteminin getirdiği % 50+1’i bulma mecburiyeti CHP’yi değişmeye zorluyor. Ancak CHP sosyolojisi ve ideolojisi değişime, diğer sosyal ve siyasi kesimlerle beraber olmaya tahammül edemiyor. Son zamanlarda Keçiören Belediye Başkanı’nın istifa süreci ve iki yeni bakanın TBMM’deki yemin etmesi karşısında CHP yönetiminin yaşadığı adeta sinir krizi bu bakımdan problemin devam ettiğini gösteriyor. CHP’deki problemin Kılıçdaroğlu hizbinin mücadeleyi bırakmamasıyla derinleşmesi ve krize dönüşmesi kuvvetle muhtemel… Çünkü CHP temel meselelerini çözebilmiş değil…
26 Nisan 2017’deki referandumla Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilmesi % 50lik bir bloğu yakalayamayan partilerin tasfiye sürecini başlattı. CHP bu süreçten istifade ederek baş edemeyeceği anlaşılan iç problemleri aşabilmek için en geniş ittifakı kuracağı bir siyaseti tercih etti. Bu tercihin getireceği bir başarının CHP’yi dağılmaktan kurtaracağı varsayılıyordu. Ancak CHP’nin artık bir asra dayanan ontolojik ve ideolojik problemleri CHP’nin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanıyor. CHP’nin 1 Nisan 2019’dan itibaren bu problemlerle yüzleşmekten kaçınamayacağı ortada. Bu yüzleşmede sanki yokmuş gibi davranılan Bülent Ecevit’in fikirleri ve siyasi mücadelesi ile siyasi mirasını taşıyan DSP’nin gündeme gelmesi de kaçınılmaz olacaktır. Çünkü Ecevit bu problemlerle ilk yüzleşen ve problemleri çözemediği için CHP mirasını reddeden ilk Genel Başkan, ilk liderdir. Bu bakımdan Ecevit’i hatırlamak ve tartışmak CHP’de yaşanan “iç savaşın” anlaşılmasını sağlayacaktır.
CHP 1930’daki Serbest Cumhuriyet Fırkası karşısında belediye seçimlerinde uğradığı fiili mağlubiyetin “Jandarma Fırkası”nın katkısıyla aşılmasından sonra bugüne kadar devam eden değişmeye çalışırken değişememe ikilemine hapsolmuştur. Türkiye’nin 1946 yılında yeniden çok partili hayata geçmesiyle aynı krizi tekrar tekrar yaşayan CHP, o tarihten bu yana hiçbir serbest seçimi kazanamamıştır. CHP tek parti diktatörlüğünün yanına seçim yolsuzlukları, darbeye yol açan muhalefet ve darbecileri ortağı parti gibi sıfatları da alarak tarihi yükünü arttırarak demokrasi suçları açısından sicilini iyice bozmuştur.
CHP’nin bu tarihi yüklerine rağmen sağın seçim başarıları ve kalkınmadaki demokratik başarıları, CHP’nin değişmesine yönelik iç ve dış baskıları arttırmıştır. Bu değişim ve demokratikleşme baskılarının yarattığı enerjiyi, Bülent Ecevit parti içi bir mücadeleye ve başarıya dönüşecektir. Bir başka ifadeyle Bülent Ecevit’in başarısının ardındaki enerji CHP’nin başarısızlığına karşılık, sağın önlenemeyen başarılarıdır. Ecevit’in CHP içindeki tecrübesi ve CHP’nin açık başarısızlığı, CHP’deki problemin üzerine düşünmeye ve giderek bir tartışmaya dönüşmüştür. Bilhassa 27 Mayıs darbecilerinin desteğine ve Menderes’in idamına rağmen, CHP’nin başarısız olması CHP içinde tartışma ve kırılmalara yol açmıştır. 1965 seçimlerinde AP’nin orduya rağmen ezici bir seçim zaferi kazanması CHP’deki muhalefetin önünü açacaktır.
1965 gelmeden Ecevit’in CHP hakkındaki fikirlerini Prof Dr Kemal Karpat Bir Ömrün İnsanları adlı kitabından öğrenebiliyoruz:
"1964'lü yıllar. Ecevit, Long Island'a yani Newyork'a 100 km mesafedeki küçük bir köydeki evime geldi. Evimdeki sohbetlerimizde Bülent Bey, Halk Partisi'nden memnun olmadığını, partinin değişmesi gerektiğini defalarca belirtti. Halk Partisi'ne hakim olan gruplardan söz etti. Benim nazarımda, bunlar hâlâ ilk parti döneminden kalmış, elitist mantaliteye sahip, demokrasiyi şeklen kabul etmiş ancak içine sindirememiş kimselerdi. Bunlar partide kaldıkça Halk Partisi'nin gerçek manada demokrasiyi benimseyerek halkı kendisine çekmesinin mümkün olmayacağını söyledim. Bülent Bey bu görüşleri tamamıyla kabul etti. Doğrudur, fakat güçlük, bunların partiden nasıl çıkartılacağıdır. Öyle köklü yerleşmişler ki, söküp atmak imkansız dedi."
Devamını Oku
16 Şubat 2026 Pazartesi - 09:17
Devamını Oku
13 Şubat 2026 Cuma - 10:10
Devamını Oku
12 Şubat 2026 Perşembe - 09:43