CHP sadece 4-5 Kasım 2023 38. Kurultayını değil, aslında kimliğini ve nereye doğru değişeceğini, dönüşeceğini ”tartışıyor”… Tartışıyor derken aslında tartışmalı anlamında bir temenniden değil, zımnen bu tartışmanın yapıldığından bahsediyorum. Ancak bu tartışma çok zayıf bir fikri ve siyasi muhtevayla yapılıyor, o yüzden de iş çok şahsileşiyor, sathi, sembolik kalıyor, kıyıcı ve kırıcı oluyor…
CHP, bazı CHP’lilerin iddia ettiği gibi “devleti” kurmadı, tam aksine devleti elinde tutan bürokratik zümre tarafından Milli Mücadelenin kahramanı ve karizmatik siyasetçi Müşir Gazi Mustafa Kemal Paşa tarafından kuruldu… Devleti kurmak ile devlet tarafından kurulmak çok mühim bir farklılık… Bu sadece o güne değil, bugüne dair ve CHP’nin siyasi genetiğine dair de çok şey söylüyor. CHP, İttihat ve Terakki’nin tasfiye olunan birinci ve ikinci sınıf kadroları tarafından değil, üçüncü sınıf kadroları ve bürokratik zümresinin mirası üzerine kuruldu. İttihat ve Terakki’nin sivil ve liberal mirası önce Birinci dünya savaşında, sonra Milli Mücadele ve nihayet Cumhuriyetin kuruluşundaki savaş, olağanüstü haller, artan devletçilik, korporatist anlayış ve daralan sivil alan içerisinde ziyadesiyle zayıflamıştı. Bu devlet ve kadro tarafından kurulan CHP’nin siyasi müktesabatı, bu kadronun ve devletin ihtiyaçları istikametinde ve kendisine tanınan dar alanda gelişebildi. Evet dönem bir açıdan tek parti dönemiydi ama diğer açıdan bu tek parti; yani CHP, Türkiye’nin temel meseleleri hakkında karar verebilecek bir ideolojik doktriner her şeye hakim bir parti değildi. Bu bakımdan faşist, komünist, nasyonel sosyalist partilerden farklı; devleti ve bürokrasiyi yöneten değil, onlar tarafından yönetilen, korporatist düzenin sınırlı siyasi sorumlu bir partisiydi. CHP kendi içinden bir siyasi fikir inşa etmekten ziyade dünyadaki, devlet ve bürokrasi içinden esen cereyanlara tabiydi. Bu yüzden CHP kurulduğundan bu yana, bu cereyanlara ayak uydurmaya çalışan ve değişmeye çalışan bir siyasi parti olarak kaldı. Ancak bu değişim CHP’nin kuruluş misyonu, bürokratik karakteri ve toplumun bütününe hitap edemeyen dar sosyolojisi sebebiyle her zaman sorunlu, her zaman geç ve eksik olagelmiştir. Bu tarihi paradoks, bugün dahi CHP’nin peşini bırakmıyor.
CHP değişmek ve dönüşmek zorunda… Dünya, Türkiye’nin etrafındaki havzalar ve nihayet Türkiye çok katmanlı ve hızlanan dramatik bir değişim yaşıyor. CHP’nin kurulduğu ve çok partili hayata geçişle yeniden dizayn edildiği dönemin jeopolitik, ideolojik, sosyolojik, ekonomik ve teknolojik şartları değişti, değişiyor... En önemlisi, CHP’nin de içinde yer aldığı 27 Mayıs 1960 darbesi ve 1961 anayasasıyla inşa edilen vesayet sistemi ve ideolojisi çöktü. CHP artık batıdan, devlet ve bürokrasi içinden esecek cereyanlar ve ittifaklarla ku-de-ta ve vesayet oyunlarının dışında gerçekten halkla siyaset yapmak, imtiyazlarını terk etmek zorunda kaldı… CHP’nin “normal”, sıradan bir partiye dönüşmesi kaçınılmaz… Diğer taraftan Cumhurbaşkanlığı sistemi dolaysıyla CHP, seçimleri kazanmak için %50+1 oy alacak bir siyasi partiye dönüşmek veya bu oyu toplayacak bir ittifakın içinde yer almak mecburiyetinde… Bu da değişimi ve dönüşümü CHP açısından bir beka meselesi haline getiriyor. CHP içeride ve dışarıdan gelen bu cereyanlar ve baskılar sebebiyle muazzam bir karmaşa ve yönsüzlük içinde bocalıyor. Bu bocalama da, CHP’deki tartışmayı bir “iç savaş” haline getiriyor.
Ekrem İmamoğlu CHP’nin kendi sosyolojisi, geleneği ve ideolojisi içinde sorunlu, geç ve eksik değişme çabalarının yarattığı büyük boşluğu İstanbul Büyükşehir Belediyesinin lojistik imkanları, saldırgan müteahhit cüreti ve popülist demagog lider imajıyla aşabilecek bir seçenek sundu… CHP’nin neredeyse 80 yıldır karikatürleştirerek eleştirdiği bir müteahhit tipe muhtaç hale gelmesi çok, başlı başına çok manidardı... Bu seçeneği CHP delegasyonu ve kamuoyu, CHP kurultayını şaibeli hale getirmek pahasına “satın aldı”… CHP şimdi bu alış verişin, satın almanın yarattığı hukuki problemlerin sonuçlarını yaşıyor. Ancak CHP için asıl mesele, bu hukuki kriz değil, siyasi ihtiyaçların hala giderilememiş olması… CHP’de artık avukatların değil, fikir adamlarının, toplumun farklı kesimlerini temsil eden aktörlerin ve %50+1’yi ikna etmeyi hedef alan siyasetçilerin tartışması gerekiyor… Bu bakımdan Önder Sav gibi CHP’yi her türlü değişime ve dönüşüme kapayan, CHP hukuk bürokrasisinin ve içe kapanmasının temsilcisi olan bir ismin CHP önünde yeniden boy göstermesi; CHP açısından çok olumsuz ürkütücü bir işarettir… CHP’de mesele hukuki değil, siyasidir... CHP bunu kabul ederek siyasete, kendisini topluma açarak değişim ve dönüşüme yönelmediği, farklı sosyolojik ve kültürel kesimleri içine almayı başaramadığı, “herkesi yakala partisine” dönüşmediği sürece sinema filmindeki “davacı” gibi mahkeme kapılarında dolaşmaya ve ömür tüketmeye devam edecektir…







