
CHP’nin sunduğu rapor, partinin aktüel ve ideolojik bir yorgunluk içerisinde olduğunu gösteriyor. Önsözündeki 'çalakalem' üsluptan, somut önerilerdeki özensizliğe kadar CHP, sürece katkı vermek yerine kendi iç dengelerine hapsolmuş durumda.
Son Güncelleme: 01 Ocak 2026 Perşembe - 13:53 | GDH Haber
CHP, milli dayanışma sürecine katkı vermek yerine kendi iç dengelerine hapsolmuş durumda.
CHP’nin Terörsüz Türkiye Projesi kapsamında TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na sunduğu rapor, CHP’nin çok ciddi bir odaklanma problemi yaşadığını gösteriyor. CHP, PKK’nın bütün unsurlarıyla tasfiye edilmesi amacıyla başlayan sürece katkı vermek için oluşturulan TBMM’deki komisyonunun kurulma ve faaliyet amacından ziyade, kendi gündemiyle ilgili bütünlükten ve tutarlılıktan yoksun, dağınık bir öneriler demeti ortaya koyuyor. Üstelik rapor, yeni de değil. CHP’nin 12 Ağustos 2025 tarihinde 29 maddelik demokrasi paketinin genişletilmiş halinden ibaret… CHP’nin odaklanma sorununun tarihi ve ideolojik temelini, dünkü yazımızda bulabilirsiniz. CHP’nin odaklanma sorunun aktüel sebebiyse Ekrem İmamoğlu ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafında yürüyen yolsuzluk soruşturmaları ve CHP’deki parti içi kavganın getirdiği yorgunluk olmalı…
CHP Komisyon Raporu’nun açmaz, yetersizlik ve tutarsızlıkları aslında raporun “Cumhuriyet Halk Partisi, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna Neden Katıldı?” başlıklı önsözünden çok net anlaşılıyor. Raporu yazanlar da problemlerin az çok farkındalar. O yüzden önsözde siyasi polemiklerle raporun açmaz, yetersizlik ve tutarsızlıklarının üzerini örtmeye çalışıyorlar. Ancak burada bile çalakalem üslup dikkat çekiyor.
CHP onaylamamasına rağmen komisyona katılmakta tereddüt göstermediklerini ifade ederek rapora başlıyor. CHP komisyonun kanunla kurulmaması yüzünden komisyona karşı olduğu anlaşılıyor. CHP, Terörsüz Türkiye sürecinin nasıl başladığı, formülünün ne olduğu, PKK’nın kurucu isminin 27 Şubat çağrısı, bu çağrıda kültüralist talepler dahil etnik taleplerden vazgeçildiği, PKK’nın fesih kongresi gibi gelişmeler hiç olmamış ve komisyon niçin toplanmış habersizmiş gibi bir eda içinde CHP raporunu tanzim etmiş. CHP raporda, komisyonu şöyle eleştiriyor:
“Komisyona egemen olan anlayış, Kürt sorununu; sadece terör meselesi ve bu çerçevede silahların bırakılması ve eve dönüş ile sınırlı olarak ele alma gayretinde olmuştur.”
CHP raporunda ise “terör meselesi, silahların bırakılması, eve dönüş” ve PKK’nın tasfiyesiyle ilgili hiçbir görüş, öneri ve değerlendirme yer almamıştır. CHP adeta komisyon niye kurulmuş olursa olsun, hangi konularda çalışılmış olursa olsun “benim başka önceliklerim” var diyerek raporunu da bu şekilde sunmuştur.
CHP raporunun bakış açısını önsözden bir paragrafı okuyarak anlayabiliriz.
“Türkiye’de demokrasi, hukuk devleti, eşit yurttaşlık 86 milyonun ihtiyacıdır. Hiçbir yurttaşın kendini güvende hissetmediği, kurulan birkaç cümlenin Cumhurbaşkanına fiili saldırı sayılıp tutuklama nedeni haline getirilebildiği, siyasi nedenlerle aydınların, gazetecilerin, sivil toplum liderlerinin tutuklandığı, Anayasada ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde güvence altına alınan mülkiyet hakkının keyfi olarak sınırlandırılabildiği bu ülkede; hak, hukuk ve adalet tüm yurttaşların ortak talebidir. Toplumsal barışın eşit yurttaşlık temelinde sağlanması tüm yurttaşlarımızın beklentisidir. Türkiye’de demokratikleşmeyi gerçekleştirmek ve adalet sorununu çözmek üzere atılması gereken adımların Kürt sorunuyla sınırlı tutmayan, ancak Kürt sorununu da dışlamayan bir bakış açısıyla planlanması gerekmektedir.”
CHP terör örgütünün tasfiyesine hiç değinmeden Türkiye’de adaletsizlik ve demokrasi eksikliğinden bahsetmekte, soyut bir kavram olarak kullandığı Kürt sorununun da bu genel çerçeve içinde eşit vatandaşlık zemininde çözüleceğini söylemektedir. Kanuni değişikliklerden bahsetmekle birlikte, komisyonda anayasa değişikliğinin görüşülmemesini olumlu olarak değerlendirmektedir. Bunun sebebi ise izah edilmemektedir. Buradan CHP’nin anayasal çerçeveyi yeterli gördüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda CHP’nin AK Parti ve MHP gibi anayasanın temel prensiplerini ve anayasanın ilk dört maddesini tartışmaya açmak istemediği anlaşılmaktadır. Ancak CHP önerileri içinde 53 sayfalık raporda ‘Kürt Sorunu’ başlık altında bir sayfa bile yer tutmamaktadır. Bu kısmı CHP’nin bakış açısının anlaşılabilmesi için aynen iktibas edeceğim ama önce raporun diğer başlıklarına bakalım:
AYM ve AHİM kararlarının uygulanması; anayasada düzenlenen hak ve özgürlüklerin uygulanabilmesi için kanuni ve idari düzenlemeler; Kürt sorununa ilişkin öneriler; yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve kayyum uygulanmasına son verilmesi; siyasi amaçlı tutuklama ve yargılamalara son verilmesi; Cumhurbaşkanına karşı suikast ve suçlarının yeniden düzenlenmesi; insan haklarının geliştirilmesi, kadın ve çocuklarına karşı mücadele; yargı ve infaz sisteminin düzenlenmesi, Alevilere ilişkin düzenlemeler; güvenlik güçlerinin özlük hakları; eğitimde demokratikleşme; ekonomide demokratikleşme…
CHP Alevilerin haklarına ilişkin atıfta bulunurken dindar Sünnilerin hak ve taleplerini zikretmeyerek kendini zor durumda bıraktığını fark etmeyecek kadar kendi iç dengelerine hapsoluyor bazen. Halbuki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde halkın çoğunluğunu ikna etmeden bir seçim başarısı zor görünüyor…
CHP raporunda Fatih Altaylı’nın Cumhurbaşkanı’na yönelik suçuna ilişkin bir sayfalık değerlendirme ve kanuni değişiklik önerisi yapılırken PKK’nın tasfiyesine ilişkin bir tane dahi öneri yer almamaktadır. Kürt sorunu da Fatih Altaylı’ya ayrılan yer kadar bir yer bulabilmiştir CHP raporunda. Raporun CHP’yi zorda bırakacak özensizliklerinden biri de budur.
Şimdi gelelim CHP’nin raporunda PKK terör örgütünün tasfiyesine değinmeden söz ettiği kısa Kürt sorunu kısmına…CHP burada da ısrarla Terörsüz Türkiye’nin PKK terör örgütünün tasfiyesine ilişkin faaliyetlerine ilişkin hiçbir teklif sunmamaktadır.
“Kürt sorununun sadece güvenlik politikaları ve terörle mücadele düzenlemeleri ele alınarak çözülemediği görülmüştür. Türkiye’de Kürt sorununun çözümü, gerçek bir demokrasinin inşasından bağımsız düşünülemez. Bu nedenle meşru siyaset alanının daraltılmasına yönelik uygulamaların hızla geri alınması ve demokratik siyasal zeminin güvence altına alınması için gerekli adımların atılması çözüm için elzemdir. Demokratikleşme için gerekli kanuni düzenlemelerin yapılması kadar, mevcut kanunların uygulamasındaki hukuk dışı yaklaşımların terk edilmesi ve anayasa ihlallerine son verilmesi hayati önemdedir. Bu bağlamda Kürt Sorunu’nun demokratik çözümü kapsamında yapılacak özel ve genel hukuki düzenlemelere ilişkin CHP kendi hazırlıklarını yapmakla beraber; Adalet Bakanlığı’nın kendi çalışmalarını en kısa sürede tamamlayarak komisyona ulaştırmasını beklemektedir. Ancak komisyon çalışmaları sırasında Kürt sorununun varlığının reddedildiği görülmüştür. Teşhisi yapılamayan bir hastalığın tedavi edilemeyeceği gibi, varlığı reddedilen bir sorunun da çözülemeyeceği açıktır.”
CHP komisyonun Kürt sorununu tanımadığını söylerken, AK Parti’nin tek parti, darbeler ve vesayet sisteminden kaynaklanan Kürt sorunu vardı ve AK Parti güvenlik, demokratikleşme ve kalkınma politikalarıyla Kürt sorununu çözdü iddiasını görmezden geliyor. Yine MHP’nin Kürt kimliği ve Kürtçenin kimliğini meşru gören milli devlet perspektifini görmezden geliyor. Bu şekilde Kürt sorunu diyerek DEM Parti ile fiili siyasi işbirliğine ilişkin bir açık kapı bırakıyor ama anayasal değişikliklere kapalı olduğunu söyleyerek de küçük milliyetçi partiler iliğiyle de ittifak imkanını muhafaza etmek istiyor. CHP’nin burada komisyon ve AK Parti eleştirileri üzerinden kendine siyasi manevra alanı açmaya çalıştığı görülüyor. Ancak CHP’nin siyasi manevra alanı ideolojik ve siyasi muğlaklık üzerinden CHP açısından bir siyasi bataklığa dönüşebilir. Nitekim iş somut önerilere geldiğinde CHP’nin yeniden hem siyasi gelişmeleri yeterince takip etmediği hem de kendini zor durumda bırakacak bir siyasi alana girdiği görülüyor. Bakın CHP önerilerinin son tahlilde CHP’nin kendi tarihiyle hesaplaşmasına ve CHP içindeki mevcut ideolojik tartışmaları kopmaya götürebilecek bir zemine taşımasına yol açmaz mı?
“Öneri 1: Geçmişte yaşanan acı ve travmaları hatırlatan isimleri taşıyan; meydan, bulvar, cadde, yol, sokak, park ve benzeri alanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait işletme, tesis, bina ve benzeri tüm yapıların ve kışlaların tespit edilmesi ve bu isimlerin değiştirilmesi amacıyla TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.”
Mesela bu öneride şikayet konusu olabilecek isimlerin CHP’nin Kemalist, ulusalcı ve hatta daha yumuşak Atatürkçü tabanında kırılmalara yol açabileceği tahmin edilemez mi?
“Öneri 2: Adları değiştirilen köy, bucak, ilçe ve diğer yerleşim yerleriyle coğrafi yerlerin eski adlarının, yeni adlarıyla birlikte kullanılabilmelidir.
Öneri 3: Dersim olaylarının tüm boyutlarıyla araştırılması için Dersim arşivlerinin devletin ilgili tüm kurumlarından alınıp, TBMM’de toplanarak halka ve araştırmacılara açılması sağlanmalıdır.”
Keza Dersim olaylarının tüm boyutlarıyla araştırılmasının ve tartışılmasının CHP tabanında ulusalcı, Kemalist kesimle Alevi kesim arasında sertleşen tartışmaları uzlaşılmaz ve bir arada yaşanmaz noktalara götürebilmesi ihtimali hiç akla gelmemiş midir CHP yönetiminde? CHP'nin bu raporları yetkili kurullarında yeterince tartışılması durumunda bu tehlikeleri fark etmemesi mümkün olabilir mi?
“Öneri 4: 21 Mart günü, Nevroz Bayramı olarak resmî tatil ilan edilmelidir.
“Öneri 5: Bir kanun ile eski Diyarbakır Cezaevi’nin “İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi”ne dönüştürülmesi sağlanmalıdır.
“Öneri 6: Koruculara kamuda başka alanlarda istihdam olanağı getirilerek koruculuk sisteminin kaldırılması sağlanmalıdır.”
Bu üç önerinin iktidar partilerinin de gündeminde yer aldığı görülüyor. Hatta Diyarbakır Cezaevi müze olarak açıldı bile… CHP cari siyasi gelişmeleri takip edemiyor olması dikkat çekici..
“Öneri 7: Boşaltılan yerleşim yerleri nedeniyle mağdur olan vatandaşlara yardım yapılmasını öngören 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Kanunun yeniden düzenlenerek, mağduriyetlerin giderilmesi ve köye dönüşlerin önünün açılması sağlanmalıdır
“Öneri 8: Ülke güvenliği için gerekli olmayan mayınlı arazilerin temizlenip, yoksul köylüye tarımsal faaliyetler için tahsis edilmelidir.”
7 ve 8. önerilerde zaten ilerlemeler sağlandığı biliniyor.
“Öneri 9: Faili meçhul cinayetlerde zamanaşımı kaldırılmalıdır.”
Görüldüğü gibi CHP Komisyon Raporu ana konuya odaklanamayan, CHP’nin yolsuzluktan yargılanan mensuplarının kurtarılması ana gündemine yoğunlaşmış bir rapordur. Kürt sorunu ifadesiyle DEM Parti’ye göz kırpan, “Anayasa’da değişikliğine kapalıyız” diye milliyetçi seçmeni rahatsız etmeyecek bir siyasi hat inşa etmeye çalışıyor. Ancak somut önerilerde sadece kendi dışındaki milliyetçi seçmeni değil, kendi tabanındaki Kemalist, ulusalcı, Atatürkçü seçmeni de rahatsız edecek ve kapanmayacak iç tartışmaların önünü yahut aksine bir hatta savrulursa Alevi ve DEM Partili seçmeni küstürecek bir dilemmanın kapısını açmış durumda… CHP kendi iktidar döneminde faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş olan Sabahattin Ali’nin dosyasının yeniden açılmasını ne kadar ister bilmem ama Sabahattin Ali’nin ‘Sırça Köşk’ hikayesini yeniden okumalarında fayda var. CHP bu tür konularda tarihi bir Sırça Köşk’te oturduğunu unutmuş görünüyor…
Devamını Oku
31 Aralık 2025 Çarşamba - 12:25
Devamını Oku
30 Aralık 2025 Salı - 10:21
Devamını Oku
29 Aralık 2025 Pazartesi - 14:15