
Sandık halktan nasıl kaçırıldı? 1931'de vaat, 1935'te yasak... CHP'nin iki dereceli seçim ısrarı ve halkın iradesini 'ikinci seçmen' süzgecine hapseden Recep Peker doktrini.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 06 Şubat 2026 Cuma - 08:41 | GDH Haber
CHP 1930’da Serbest Fırka tecrübesinde halkın CHP yerine Serbest Fırka’yı seçeceğinin anlaşılmasıyla, çok partili hayattan vazgeçmekle yetinmeyerek tek dereceli seçim vaadinden de vazgeçerek birinci seçmene; yani halka güvensizliğini izhar ettiği görülecektir. CHP’nin bugün de devam edegelen demokrasi koşundaki ikircikli tavrının köklerini bu tarihlerde bulmak mümkündür. CHP bu tarih ve mantıkla hesaplaşmak yerine, hala tarihe kendisini “ilerici”, karşısındakileri de “gerici” olarak takdim etmekten vazgeçemiyor maalesef… Bu tarihi bilmeyince CHP’nin demokrasi ve genel oy bahsindeki gel gitlerini ve tutarsızlıklarını anlamak mümkün olmayacaktır. Türkiye milli eğitim müfredatına bu tarih ve mantıkla hesaplaşacak bir demokrasi tarihi dersi koymayı hala tam anlamıyla başarabilmiş değil maalesef…
Recep Peker'in 1935 CHF Büyük Kurultayı’na giden dönem içinde, iki dereceli seçime yönelik eleştirilere verdiği cevap ve iki dereceli seçimi meşrulaştırma gayretleri 1935 Kurultayı’nda tek dereceli seçimin partinin emeli olduğu yönündeki ibarenin programdan çıkarılacağının işaretini vermektedir.
Peker boşalan Ankara CHF mebusluğuna Aka Gündüz'ün seçilmesi üzerine yaptığı "Bir İntihap Nutku" adıyla yayınlanan konuşmasında bir ve iki dereceli seçim konusunu ele almaktadır. Peker'in iki dereceli seçimi savunurken I. Meşrutiyet dönemi Meclisi Mebusanı’nda iki dereceli seçimi savunanlarla benzer gerekçeleri dile getirdiği görülmektedir.
Peker CHF programında iki dereceli seçimi onaylamış olması dolayısıyla itirazların yükseldiğinden bahisle, bu düşüncenin -iki sebeple- yanlış olduğunu iddia ediyor. İlk olarak Peker'e göre CHF programında prensip olarak iki dereceli seçim değil bir dereceli seçim istenilmektedir. İkinci olarak, sadece memleket şartları yüzünden geçici bir zaman ve demokrasi açısından şartlara daha uygun iki dereceli seçim tercih edilmiştir.
Peker'in iki dereceli seçimi meşrulaştırırken kullandığı gerekçeler tek parti dönemi boyunca geçerli olacak "vesayetçi" anlayışı da yansıtmaktadır. Bu bakımdan iki dereceli seçimin savunulması, vesayetçi anlayışın savunulmasına da denk düşmektedir.
Peker memleket şartlarının, ulaştırma ve haberleşme araçlarının, basılmış yayınları, gazetelerin baskı adedi, gazete ve kitap okuyan vatandaşların sayısı hep beraber düşünüldüğünde bugünkü durumun bir dereceli seçimin gerektirdiği nitelikte olmadığını, değerli kuramlar yanında bu zorlayıcı şartları da düşünmek gerektiğini ifade etmektedir. Peker seçimlerde Fırkanın (CHF'nın) rehberliği sözkonusu olsa bile, vatandaşın kendi fırka adayı için oyunu kullanırken de "umumî bir biliş ve görüşe istinat eden şuurunu" kullanmak durumunda olduğuna dikkat çekerek şöyle denmektedir:
"O halde tek dereceli intihabı bugün içinde bulunduğumuz şartların icabına rağmen hemen tatbik ettiğimiz takdirde pek çok vatandaşlar ya hiç bilip tanımadıkları hattâ ismini dahi işitmedikleri insanlara rey vermek mecburiyetinde kalacaklar veyahut ancak kendi dar ufukları içinde tanıdıkları mahdut insanları tercih ederek reylerini tamamen dağıtmış olacaklardır. Vatanımızın irfan ve umran yolunda çalışması her gün bizi bir dereceli intihaba başlıyacağımız devre yaklaştırıyor. O devre kavuşuncaya kadar vatandaşların millet meclisine âza seçmek işini hayatı ve siyaseti, neşriyat ve tebliğatı nisbeten eyi takip edebilen ikinci müntehipler kademesine bırakması ve bu kademeyi bilerek anlıyarak bizzat intihap etmesi demokratik düşünceler noktasından dahi müreccah olmak lâzım gelir."
Peker fikrini savunabilmek için her türlü ilim ve fen vasıtalarının çoğaldığı Avrupa ve Amerika'da bir dereceli seçim yapıldığını, ama İsviçre'deki gibi demokrasi uygulanmadığını ifade ediyor. İsviçre'de halkın kanunları doğrudan oylamasının hakiki demokrasi kavramına daha yakın olmakla beraber, aynı medeni araçlar ve gelişmişlik seviyesine rağmen, diğer Avrupa ülkeleri aynı yolu izlemiyorlar. Peker buna dayanarak şöyle bir muhakeme yürütüyor: Fransa niçin İsviçre'deki şekli uygulamıyorsa, Türkiye de Fransa'daki şekli o yüzden uygulamıyordur. Peker vesayet mantığıyla sonuç olarak şöyle diyor:
"Tekrar edeyim ki, biz idealist olarak bir dereceli intihabın tahakkuk edeceği günün bir an evvel gelmesini, yaklaşmasını istiyoruz, bekliyoruz. Fakat bunu yalnız arzu ile değil, buna lâzım olan fiilî vasıtaların tamamlanması için çalışmakla da maksada yaklaşıyoruz. Fakat herhangi bir kitabın ibaresini, memleketin fiilî hayatındaki imkânsızlıklara rağmen vaktinden evvel tatbik ederek memleketin normal gidişini ârızalara uğratmaktan da çekiniyoruz."
CHP Dördüncü Büyük Kurultayı: İki dereceli seçime dönüş
CHP Programı’nda amme hukukunu düzenleyen iki dereceli seçime ilişkin dördüncü maddenin c fıkrası şu şekilde değiştirilmiştir:
"Mebus seçim kanunu yenilenecektir. Yurdumuzun umumî şartlarına göre vatandaşı, yakından tanıdığı ve emniyet ettiği insanları ikinci müntahib olarak seçmekte serbest bırakmağı ve mebus seçimini bu yol ile yapmağı demokrasinin hakikî icaplarına daha uygun buluruz."
Madde üzerine söz alanlardan Refik İnce (Manisa) 1931 programında prensip olarak tek dereceli seçim istenirken, dört senelik tecrübe sonucunda bu prensipten vazgeçildiğinin anlaşıldığına, kendisinin de iki dereceli seçim taraftarı olmakla beraber, değişikliğin sanki iki dereceli seçim demokrasinin hakikî icabıymış gibi takdim edilmesinin yanlışlığına dikkat çekmiştir. İnce fıkranın sonundaki "demokrasinin hakiki icaplarına" ibaresinin "Türkiye'nin hakiki icaplarına" şeklinde değiştirilmesini teklif etmektedir.
Encümen adına İnce'ye cevap veren Ferid Celâl Güven fıkranın başındaki "yurdumuzun umumî şartlarına" ibaresinin İnce'nin arzusunu zaten yerine getirdiğinden, değişikliğe karşı çıkıyor.
Münür Bey (İzmir) ise, Refik İnce'ye katıldığını söyleyerek ve eski programdaki "Bir dereceli intihabı tatbik etmek yüksek emelimizdir" ibaresinin yeni programa ilâvesini teklif etmektedir. Münür Bey aksi halde maksat böyle olmadığı halde, Türkiye'de tek dereceli seçim hedefinin kaldırıldığının zannedilebileceğini söylerken, kendisinin hemen tek dereceli seçime geçilebileceğini düşündüğünü ifade etmektedir.
Söz alan Haşim Kulalı ise demokrasi icabına uygun olmayı, "mütekâmil gayesi bir dereceli intihaptır" diye anlamamak gerektiğini savunarak programda yapılan değişiklik lehine konuşmuştur.
Konuyla ilgili son sözü alan CHP Genel Sekreteri Recep Peker konunun önemini vurgulamaktadır: "...bu konuştuğumuz nokta Parti programının esas bakımından olmasa bile, uyandıracağı alâka bakımından en mühim bir noktasıdır."
Peker görüşlerini tekrarlayarak tek dereceli seçim fikrinden vazgeçmediklerini, ancak günün icaplarına uygun bir şekilde, "eğri büğrü yollara" sapmadan doğruyu açıklıkla ortaya koyduklarını söylüyor. Peker'den sonra yapılan oylamalarla değişiklik teklifleri reddedilirken, fıkra aynen kabul edilmiştir.
CHP’nin önemli isimlerinden Hilmi Uran, Afet İnan’dan farklı olarak tek dereceli seçim tartışmalarında Atatürk'ün tavrını şöyle anlatıyor:
"Fakat Atatürk daima iki dereceli seçim usulünün lehinde bulunur, o sistemin neticeyi kontrol etmiye daha elverişli bir sistem olduğunu bahis mevzuu etmeksizin, onun hatta daha demokratik olduğunu söyler ve bilhassa bizim memleketimizde iki dereceli seçim usulüyle daha isabetli ve daha âdilane netice alınacağı fikrini müdafaa ederdi ve böyle demekle galiba merhum, büyük halk kütlelerine nazaran, daha isabetle seçeceklerini kastederdi."
Türkiye tek dereceli seçime ancak 1946 yılında, çok partili hayata başlamasıyla geçebilecektir...Tek dereceli seçime, bir başka deyişle genel oya dayalı çok partili demokratik hayatı hazmetmek ise zaman zaman hala bir problem olarak karşımızda durmuyor mu?
Devamını Oku
05 Şubat 2026 Perşembe - 08:50
Devamını Oku
04 Şubat 2026 Çarşamba - 08:55
Devamını Oku
03 Şubat 2026 Salı - 08:40