
Bayramlar sadece tatil günleri mi, yoksa şaşırdığımızda yolumuzu bulmamızı sağlayan manevi pusulalar mı? Yahya Kemal Beyatlı’nın satırlarında hayat bulan "Müslüman çocukluk rüyası", bugün modern hayatın gürültüsünde kaybolan ruhlarımıza ne söylüyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 20 Mart 2026 Cuma - 00:32 | GDH Haber
Mübarek Ramazan Bayramını idrak ediyoruz... Bayram olunca büyük küçük herkes eski bayramları düşünür, kaybettiklerimizi ve onların bize kazandırdıklarını hatırlarız. Bizden önce gidenleri, bizden sonra gelenlere anlatırız, anlatmalıyız... Çocukluğumuz, büyüdüğümüz yerler ve bizi büyütenler, Yahya Kemal’in deyişiyle bize kimliğimizi ve gelenekleri öğreten “çocukluk rüyalarımız” zihnimize hücum eder...
Benim aklıma gelen Eskişehir ve Bursa’nın ruhani havası, hala yaşayan medeni muhafazakarlığıdır. Dedelerimle gittiğim o güzelim Bayram namazlarıdır, Tevfik dedemin gittiği Odunpazarı’ndaki Müftüler Camii’dir. Bayram boyunca namazlarda okunan ve her duyduğumuzda ruhumuzu kanatlandıran Itri’nin o muhteşem tekbirleridir. Şerif dedemin ahbabı olan çarşıdaki İsmail Bülbül hocanın sesidir. Sabahleyin kaybedeceğimizi bildiğimiz ama karşılığında Cenabı Allah’ın rızasını kazanacağımızı umduğumuz kurbanlık koçlarla kurduğumuz arkadaşlıklar ve arkasından döktüğümüz göz yaşlarıdır.
Bursa’daki kandiller, yolları kesip hep beraber söylediğimiz “Ya mum ya para, hiç olmazsa on para...” nakaratı ve büyüklerin verdiği harçlıklar, mumlar ve tebessümle bizleri okşamalarıdır... Daima cıvıl cıvıl olan Ulu Camii, arkadaşlarımızdan biri gibi bizden olan Yeşil Camii ve Yeşil Türbe ile dedemizi görmüş gibi ciddileştiğimiz Emir Sultan’dır... Eminim ki hepinizin buna benzer çok güzel hatıralarınız vardır, bunları lütfen sizden sonra gelenlere anlatın. Onlara hayatları boyunca kaybetmeyecekleri ve şaşırdıklarında yollarını bulacakları kutup yıldızlarını, hazineleri bağışlamış olacaksınız. Şimdi bizlere böyle muhteşem hazineler bağışlayan merhum Yahya Kemal Beyatlı’nın “Ezansız Semtler” isimli yazısından ve Süleymaniye’de Bayram Sabahı adlı şiirlerinden parçalar aktaracağım. Bayramınız mübarek olsun...
Ezansız Semtler
“Kendi kendime diyorum ki. Bazı semtlerde doğan büyüyen oynayan Türk çocukları milliyetlerinden tam bir derecede nasip alabiliyorlar mı? O semtlerdeki minareler görülmez ezanlar işitilmez, Ramazan ve kandil günleri hissedilmez. Çocuklar Müslümanlığın çocukluk rüyasını nasıl görürler?”
Bakın Yahya Kemal ne güzel anlatıyor dinimizi, medeniyetimizi ve milliyetimizi… Yahya Kemal anlattığı her adımı hayata girmek ve Türk olmak olarak anlatıyor…
“İşte bu rüya, çocukluk dediğimiz bu Müslüman rüyasıdır ki bizi henüz bir millet halinde tutuyor. Bugünkü Türk babaları havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğarken kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler, mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinde okunan Kur-an’ın sesini işittiler; bir raf üzerinde duran Kitabullah’ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler; kandil günlerinin kandilleri yanarken, ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken Tekbir’leri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler hayata girdiler. Türk oldular.”
Kendisi de ezanlı semlerde büyüyen Yahya Kemal, daha sonra bir çok aydınımızın yaptığı gibi bu hayattan kopmuş ama bir zaman sonra çocukluğunda gördüğü bu rüya peşini bırakmamış ve atalarının ona verdiği hazine sayesinde evine geri dönmüş ve ezanın davetine uymuştur. O yüzden herkes bu rüyayı gösterecek, tadacak bir hoşgörü, genişlik ve kuşatıcılık içinde olmalıyız. Bakın Yahya Kemal yıllar sonra bir bayram namazına gidişini ne güzel anlatıyor...
Büyükada’da bir bayram namazı
“Dört sene evvel Büyükada’da oturuyordum, bayramda bayram namazına gitmeye niyetlendim, fakat Frenk hayatının gecesinde sabah namazına kalkılır mı? Sabah erken uyanamamak korkusu ile gece hiç uyumadım. Vakit gelince abdest aldım, Büyükada’nın mahalle içindeki sakin yollarından kendi başıma camie doğru gittim. Vaiz kürsüde vaaz ediyordu. Ben kapıdan girince bütün cemaatin gözleri bana çevrildi. Beni daha doğrusu bizim nesilden benim gibi birini, camide gördüklerine şaşıyorlardı.”
Cami cemaatinin her seferinden bu çocukluk rüyasını hatırlayan evlatlarını kucaklamaya hazır olmalı…
“Orada o saatte toplanan ümmet-i Muhammed, içine bir yabancının geldiğini zannediyordu. Ben içim hüzünle dolu yavaş yavaş gittim. Vaazı diz çöküp dinleyen iki hamalın arasına oturdum. Kardeşlerim Müslümanlar bütün cemaatin arasında yalnız benim vücudumu hissediyorlardı. Ben de onların bu nazarlarını hissediyordum. Vaazdan sonra namazda ve hutbede onların içine karışıp Muhammed sesi kulağıma geldiği zaman gözlerim yaşla doldu. Onlarla kendimi yek-dil, ye-vücud olarak gördüm. O sabah o Müslümanlığa az aşina Büyükada’nın o küçücük camii içinde, şafakta aynı milletin ruhlu bir cemaati idik. Namazdan çıkarken, kapıda ayandan Reşit Akif Paşa durdu. Bayramlaşmayı unutarak elimi tuttu: ‘Bu bayram namazında iki defa mesudum hamdolsun sizlerden birini kendi başına camie gelmiş gördüm! Berhudar ol oğlum, gözlerimi kapamadan evvel bunu görmek beni müteselli etti’ dedi.”
“O sabah gönlüm her zamandan fazla açıktı.
“Biz ki minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık, biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar!”
Yahya Kemal çocukluklarında bu Müslüman rüyasını görmeyenler için endişeleniyor… Bu rüyayı görenlerin ise kendisi gibi eve döneceklerinden emin… Bu yüzden din etrafındaki lüzumsuz tartışmalar, polemikler yerine insanlarımızın bu güzellikleri yaşayabileceği aile ortamlarına, güzel mekanlara ve mutedil insanlara ihtiyacımız var. Şimdi Yahya Kemal’in muhteşem şiiriyle bayramı, tarihimizi ve çocukluk rüyalarımızı bir kez daha düşünelim…
Süleymaniye’de Bayram Sabah
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye’de.
Kendi gök kubbemizin altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garip alem bu!..
...
Ulu mabed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla bugün mağrurum;
Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri rüyada görüp özlediğim
Cedlerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!..
...
Ulu mabedde karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Tanrıya, gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
Devamını Oku
17 Mart 2026 Salı - 13:02
Devamını Oku
16 Mart 2026 Pazartesi - 11:34
Devamını Oku
15 Mart 2026 Pazar - 07:35