
Değişimi hazmedemeyen bir zihniyet, hatalarından ders almayan bir siyasi kültür... DEM Parti’nin 'eski Türkiye' ezberleri ve CHP’nin bu sürece verdiği tehlikeli destek, Türkiye’nin demokratikleşme iradesini test ediyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 27 Ocak 2026 Salı - 08:39 | GDH Haber
Siyasi kültür, terminoloji ve üslupta ciddi meseleler olduğu görülüyor. “Empati eksikliği” bu vasatta meydana çıkıyor. Hatta siyaseti ve siyasi dili de aşan bir “medeniyet kaybı”ndan söz etmeliyiz. Son dönemde Terörsüz Türkiye projesi etrafındaki olağanüstü gayret ve enerjiye rağmen, DEM Parti’nin yeni duruma uygun bir siyasi kültür ve dil inşa etmekte zorlandığını görüyoruz. Her krizde hatta problemde DEM Parti’nin eski çatışma döneminin ezberlerine döndüğünü görülüyor. DEM Parti yeni duruma intibak etmek için bir iç tartışma yürütmedi. O yüzden de değişimi hazmedemedi. PKK’nın kurucu isminin 27 Şubat çağrısındaki yeni perspektif ve dili içselleştiremedi… DEM Parti hatalarından ders almadı, almıyor. Şimdi Suriye’de SDG/PYD/YPG’mim yenilgisi üzerinden daha büyük hatalar yaptığı görülüyor..
Bernard Lewis bir tür medeniyet ayrımı olarak “ileri-geri” toplumlar arasında şöyle bir ayrım gözetir. Bir toplumda kişi başına düşen milli gelir ne kadar çok olursa olsun, bir problemle karşılaştığında “bu problemi başımıza kim sardı” diye tepki verme eğilimi yaygınsa, o toplum, geri bir toplumdur. Buna karşılık, kişi başına düşen milli geliri ne kadar az olursa olsun bir problemle karşılaştığında, “biz nerede yanlış yaptık” sorusu soruluyorsa o toplum, ileri bir toplumdur. Türkiye’deki tartışmaların, nerede yanlış yaptık diye ele alınması ve tek tek bu problemlerin, bu problemin ardında yatan zihniyetin analiz edilmesi, Türkiye’yi çözüm üreten bir “açık toplum” haline getirecektir. Bunu yapmak yerine iç ve dış düşmanlar aramak, Türkiye’yi çözüm değil problem, şiddet ve otoriterlik üreten bir kapalı topluma dönüştürebilecektir.
Türkiye bu meseleyi büyük ölçüde aşmayı başardı ama DEM Parti’nin başka konularla beraber bu bahiste de, Türkiye partisi olmaktan uzak olduğu anlaşılıyor. Suriye’deki SDG/PYD/YPG’nin açık başarısızlık ve hataları karşısında; DEM Parti’nin gerçekçilikten uzak, ideolojik içe kapanmacı ve analiz yerine düşman arayan anlayıştan uzaklaşamadığı görülüyor. DEM Parti’yi karşısına almak istemeyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel de bu havaya kapılarak Suriye’de SDG’nin çatışma yaklaşımını Türkiye’ye taşıyor… Özgür Özel Türkiye’de etnik ayrışma dilini yüksek sesle ifade etmekten çekinmiyor. DEM ve CHP’nin bu etnik kimlikçi ve müşterek milli kimliğe zarar verecek vurguları, Türkiye siyasetinin dilini zehirleyebilir… Bu bakımdan Cumhur İttifakının, hükümetin, diğer partilerin ve medyanın fevkalade dikkatli olması; DEM Parti ve CHP’nin tuzağına düşmemesi gerekiyor.
Bu çerçeveden baktığımızda, başlayan tartışmaları etnik çıkmaz sokaktan kurtaracak bir şekilde müspet bir zemine taşıyarak bu istikamette ilerlemesine yardımcı olmak lazım... Elbette, bugüne kadar konuşulmayan konuların hepsini konuşma çabasının getirdiği ciddi yüklerle ve sıkıntılarla karşı karşıya Türkiye... Lakin tartışmanın önüne geçmek, Türkiye’yi açık toplum olma iradesinden kopartacak yeniden kapalı toplum anlayışına hapsedecektir. Burada ehemmiyetli olan husus, nasıl bir toplumda yaşanacağına karar vermektir… Şayet Türkiye açık, özgür ve demokratik bir toplumda yaşamak istiyorsa, ki büyük çoğunluk bunu istiyor, tartışmalarda aklı selimi kaybetmeden ve düşmanlıklara mahal vermeden problemleri konuşabilmek gerekiyor. Burada üslup, fevkalade ehemmiyet kazanmaktadır. O yüzden tartışmanın bütün tarafları, kullandıkları üsluba dikkat etmemeliler.
Bu konularda hukuken ve siyaseten yapılması gerekenlerin, derhal yapılmasını istemek yerindedir. Ancak zihniyet ve kültür düzeyinde yaşanan sorunları çözecek sihirli bir değnek asla olmayacaktır... Dolayısıyla meselenin zaman içinde çözülecek boyutlarının olduğunu baştan kabul ederek, tartışmaları sertleştirmemek ve sabırsızlık göstermemek gerekiyor. Bu meyanda TBMM’deki komisyon çalışmalarındaki zenginlik ve geniş çerçeve bu bakından olumlu bir birikimi ortay koyuyor. Ne yazık ki, tartışmanın bu ayağında da aksayan bir yön var. “Asabiyet” meselesi, siyasi kültür ve siyasi dilin yarattığı sorunlardan kurtarmak bir yana, bu kültür ve dilin yeniden üretilmesine götürebilir. Siyasi kültürdeki empati eksikliğini azaltacak eğitim ve kültür projeleri üzerinde çalışmak, kızmaktan daha yararlı sonuçlar verecektir. Türkiye’nin DEM Parti ve CHP’nin tahriklerine kapılmayacak bir sağduyu ve mutedillik zeminini muhafaza etmeli.
DEM Parti ve CHP’nin 2015’de olduğu gibi Suriye’deki terör örgütünün hataları üzerinden Türkiye’de yürüyen PKK’nın tasfiyesi sürecine zarar vermenin ötesinde, müşterek milli kimliğe zarar verecek ve etnik ayrılıkçılığı tahrik edecek bir siyasi tavra ve dile savruluyorlar. Türkiye anti-demokratik dönemlerdeki hatalarından uzaklaştı ve uzun zamana yayılan büyük reformlarla etnik kimliklerle ilgili liberal demokratik çerçeveye ulaştı... DEM Parti’nin hala bu demokratik gelişmeleri kabul etmeyen bir red ve inkar cephesinde yer aldığı görülüyor. DEM Parti hala kendi hatalarıyla yüzleşmek noktasından çok uzakta… CHP ise DEM Parti ile ittifakı kaybetmemek için ve Erdoğan karşıtlığı yüzünden etnik tahrikçiliğe savruluyor… Halbuki CHP, bunun yerine DEM Partiyi Türkiye partisi olmak ve Suriye’de entegrasyonu savunmak suretiyle etnik tahrikçiliğe savrulmadan bir siyasi pozisyonda durabilirdi. Bu pozisyon aslında herkes için (DEM Parti, CHP ve Türkiye) daha hayırlı olurdu ancak CHP’de böyle bir siyasi liderlik ve siyasi akıl uzun zamandır yok maalesef…
Devamını Oku
26 Ocak 2026 Pazartesi - 08:30
Devamını Oku
23 Ocak 2026 Cuma - 08:37
Devamını Oku
22 Ocak 2026 Perşembe - 08:28