
Suriye’de kartlar yeniden dağıtılırken, ana muhalefetin 'irtica' saplantısı! Cevdet Paşa’nın uyarısından bugüne değişmeyen zihniyet sorunu: CHP ve DEM Parti, Suriye gerçeğini laiklik dogmasıyla mı yoksa milli menfaatlerle mi değerlendirecek?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:51 | GDH Haber
Suriye yeniden gündemde… Suriye’de devrim denilen büyük bir değişim yaşandı. Bu “devrim”in, son bir yıldır Suriye milli devletine dönüştüğünü görüyoruz. Suriye Devleti Suriye ordusu ve güvenlik kuvvetleri marifetiyle toprak bütünlüğünü ve egemenliğini sağlamaya yönelik SDG bölgesine zorlayıcı operasyonu devam ediyor. Türkiye, ABD, Avrupa, Rusya ve bölge ülkeleri İsrail hariç Suriye Devletinin bu operasyonunu destekliyor. Ancak Türkiye’de DEM Parti ve CHP dünyada hiçbir ülkenin Suriye Devletine bakmadığı şekilde sadece laiklik ve radikal islamcılık açısından bakıyor. DEM Parti SDG/PYD bölgesine aynı örgüte mensubiyet ve etnik kimlik perspektifinden bakıyor; CHP ise DEM Parti ile ittifak ve PYD’nin sosyalist olması sebebiyle “ideolojik akrabalık” açısından bakıyor…DEM Parti ve CHP Suriye’de iktidara gelen Ahmet Şara ve arkasındaki örgüt ve sosyolojiye irtica, gericilik, bugünkü ifadesiyle radikal İslamcılık açısından bakıyor. DEM Parti ve CHP, Suriye’yi 1961’den bu yana mezhepçi bir diktatörlükle yöneten ve iç savaşta katliam yapan BAAS Partisini, laik olduğu gerekçesiyle kendisine yakın görüyor. Bu meyanda CHP ve DEM Partiyi Türkiye ve dünyadan ayıran, Türkiye’nin jeopolitik çıkarları yerine partizanca bakmaya sevk eden bu irtica veya gericilik telakkisine yeniden bakmak lazım. Anlaşıldığına göre dünyadaki, bölgedeki ve Türkiye’deki muazzam değişmeye rağmen CHP ve DEM Parti Suriye’ye, Türkiye’ye ve bölgeye mezhep, etnik kimlik ve din hürriyetine karşı tanımlanan laiklik anlayışının ürünü irtica gözlüğüyle bakıyor… CHP ve DEM Parti’nin bakış açısındaki problemi anlayabilmek için öncelikle irtica gözlüğünü incelemek lazım.
Yeni dilde genellikle “gericilik” veya “geriye dönüş” olarak kullanılan irtica, varlığına inananlara göre, felsefi olarak geçmişe ait düşünce sistemlerini taşıyanların, sosyolojik olarak modern çağın değer, kurum ve pratiklerini benimsemeyenlerin ve siyasi olarak da eski rejimi yeniden ihya etmek isteyenlerin düşünce ve tutumlarını ifade etmektedir. İrticai olan da, düşünce, tutum ve yaşam tarzı bakımından, artık “eskide kalmış olması gereken”i bugün de benimsiyor ve izliyor olmayı ifade eder. Türkiye siyasi pratiğindeki kullanımıyla irtica, “gericiliğin” çeşitli görünümleri arasında özellikle birini, onun dini versiyonunu ifade eden bir anlamda kullanılmaktadır. İrtica bugün hukuki bir kavram olarak değil, siyasi bir kavram olarak kullanılmaktadır. O yüzden de siyasi tartışmaların konusu olmasını tabii karşılamalıyız.
Önemli olan irticanın var olduğunu iddia edenlerin bu konuyla demokratik hukuk devletinin kuralları içinde mücadele etmeyi kabul etmeleridir. Bu kabul edildikten sonra, gerisi demokratik kurum ve süreçlerin karar alma süreciyle tayin edilecektir. Burada bize düşen kamuoyunun demokratik bilgilenme ihtiyacına cevap vermeye çalışmaktır. Bu da polemiklerle veya suçlamalarla değil, akademik araştırmalarla ve demokrasiyi esas alan bir perspektifle yapılabilir. Ben burada bir anektodla metodolojik bir giriş yapmak istiyorum.
Bir takım problemleri veya zihniyet sorunlarını dinle ilişkilendirme gayreti bizde eski tarihlere kadar uzanmaktadır. Bu bakımdan kimi dindar veya din düşmanı kimselerde bu yönde örnekler vermek mümkündür. Şimdi size Cevdet Paşa’nın Tezakir adlı ehemmiyetli eserinde geçen bir hadiseyi anlatmak isterim.
İnşa edilen Fethiye kalyonunun denize indirme töreni yapılacakken, Kalyon kendi kendine hareket ederek sağlam bir şekilde denize inmiş, bu arada birkaç kişi yaralanmış birkaç kişi de ölmüştür.
Cevdet Paşa olayın sebebini şöyle izah ediyor:
“Çünkü ötedenberi kalyonların en üst katı havuzda yapılmayıp deryaya indirildikten sonra inşa ve ikmal olunagelmiş iken Fethiye’nin ta üst katı dahi yapılıp ağır basınca ve evvelce varolan küçük desteklerden bazıları alındıkta büyük desteklerden dahi birisi kırılınca kalyona arız olan hafif bir hareketle destekler de kırılıp deryaya inivermiştir.
Hadisenin sebepleri bu şekildeyken, bu hadiseyi farklı yorumlayanlar da vardır:
“İstanbul kadısı olan Tekfurdağ müftizade Efendi ise bu gelişmelerden bihaber olarak zihnince kalyonu meleklerin indirmiş olmasına karar vermiş ve bunu yanındaki bazı zevata söylemiş. Başka kişiler de ‘Evet bu kalyonu melekler indirmiş olması muhtemeldir, fakat işin içine şeytan dahi karışmış olmalıdır ki birkaç kişinin telefine sebep oldu” demişlerdir.”
Şimdi burada anlattığımız hadiseyi dinle, din adamlarıyla veya irticayla ilişkilendirmek mümkündür. Ancak unutulmamalıdır ki, bu hadiseyi eleştirerek anlatan Cevdet Paşa da ulemadandır ve üstelik muhafazakar görüşleriyle bilinir. Demek ki problem dinden, dindarlıktan veya din adamlığından değil, sebep- sonuç çıkarmayı bilip bilmemekten kaynaklanmaktadır. Cevdet Paşa burada hadiseyi dinle veya irticayla ilişkilendirmeden, sebep-sonuç çıkarma ve düşünme yöntemi bakımından ele almaktadır. Burada yapılması gereken, bu tür meselelere sosyal bilimler mantığı açışından bakmak, sebep-sonuç ilişkileri aramaktır.
Tarihsel materyalist olduğunu iddia eden kişilerin, toplumsal pratiğin, toplumsal formasyonun somut analizini yapmak yerine dinlerin kendi içinden kalkarak yorum yapmaları; herhalde sadece tarihsel materyalizme değil, sosyal bilimlerin temellerine de aykırı yaklaşıma bir örnek teşkil etmektedir. Sosyal bilimlerin dine bakışına esas olabilecek Erol Güngör’ün aşağıdaki ifadeleri bu bakımdan elzemdir: '...[D]inin esası değişmez, onun esasını teşkil eden kaynaklar, insanların özel yorumlarından müstakil olarak, hiçbir değişmeye uğramaksızın durur. Din değişmediği halde insanların onunla ilgili anlayışları değişiyorsa, o zaman bu değişmenin sebeplerini dinde veya insanlarda değil, fakat onların dışında birtakım kaynaklarda aramamız lazımdır.''
Meseleye işte bu bakış açısıyla yaklaşılırsa, bazı aşırı kişi ve grupların, tahlil edilerek merkeze çekilmesi siyasetinin ardındaki mantık anlaşılabilir. Karşımıza çıkan bütün meseleler, beğenmediklerimiz veya yukarıda örnek olarak verdiğimiz hatalı düşünme şekillerini suç ve ceza konusu yapamayız. Bunlar sosyal bilim yaklaşımıyla ele alınarak, demokratik hak ve hürriyetler çerçevesinde ele alınabilir. Fethiye Kalyonu kazasını melekler ve şeytanlar çerçevesinde izah edenleri düzeltmenin yolu, irtica var diye bu insanları susturacak yasaklar koymak ve onları hapsetmek değildir. Cevdet Paşa gibi insanların yetişmesini ve yamasını sağlayacak hürriyet ve kurumları geliştirebilmektir.
CHP ve DEM Parti’nin Suriye, Türkiye ve dünyaya bakışında irtica gözlüğünü bırakmadıkça hatalı pozisyondan kurtulmasının zor olduğu anlaşılıyor.
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 10:49
Devamını Oku
02 Şubat 2026 Pazartesi - 08:58
Devamını Oku
30 Ocak 2026 Cuma - 08:24