
Dil Teorisi’nin havada uçuşan etimolojik yakıştırmaları, "dük" kelimesini "düdük" ile açıklayan şakalar ve koca bir dilin "uydurma" prensibiyle yeniden inşası... Dil devriminin 104 yıllık serüveninde Türkçe nasıl bir tahribata uğradı?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 13 Ocak 2026 Salı - 08:54 | GDH Haber
Dil devriminin yarattığı tahribat, hala devam ediyor. Türkçe bırakın güzelliğini ve zenginliği, birlik ve bütünlüğünü kaybetti. Türkçe bilgisizliği, en kötümserlerin dahi tahminlerini aşıyor... Daha önce ders verdiğim Fakültelerde Türkçe sözlüğe sahip olanlarla, İngilizce sözlüğe sahip olan öğrencilerin mukayesesini yaptığım, istisnasız bütün yoklamalarımda İngilizce sözlüğe sahip olanlar fazla çıkıyordu. Dil konusunda bu bilgisizliğimiz ve ilgisizliğimizin temelinde acaba ne yatıyor? Dil devriminin trajik ve komik boyutlarını ele aldığımız bu yazıda, meselenin kaynağının ilimden uzak siyasi yaklaşımlar olduğu görülecektir. Türkçe, sırlarıyla bu büyük problemleri aşmayı başardı…
1930'daki Serbest Fırka tecrübesinin başarısız olması ve iktisadi krize çare bulunamaması CHP'yi otoriter bir arayışa yöneltmiştir. Bu arayışın bir sonucu da Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi gibi, tarih ilmine, milli kimliğe ve Türkçeye büyük zararlar veren uygulamalar ortaya çıkmıştır. Şimdi bu teori ve tezlerin nasıl tartışıldığına ilişkin bir hatırayla devam edelim.
"Banyoda Aklıma Geldi"
Rahmetli Yusuf Ziya Hoca nereden ve neden dilci idi, bilmiyorum. Başlıca hüneri, hangi dilden esaslıca bir kelime söyleseniz, aslını Türkçe çıkarmaktı. Şakacı, modacı ve dalkavuk da değildi. Buluşlarına inandığından şüphe etmezdim de, nasıl olup da inandığına şaşardım. Nihayet aklı mantığı yerinde bir fakülte hocası, bir eczacı idi. Kendisi işe latife yollu tartışmalarda bulunmak, dil sohbeti gecelerinde Atatürk'ün başlıca zevklerinden olmuştur. Bir defa dük kelimesi hatıra gelmişti. Yusuf Ziya:
-Türkçedir, tok'dan gelir, dedi.
Gelir mi gelmez mi, niçin gelir, nasıl gelebilir, diye konuşulduğu sırada, Atatürk'ün eski ve nekreci arkadaşlarından Salih Bozok:
-Buldum, buldum, dedi...
Hepimiz yüzüne baktık:
-Düdükten gelir, dedi...
Atatürk, Yusuf Ziya'yı gücendirmemek için kaşlarını çattı:
-Sen alay mı ediyoruz, sanıyorsun?
-Hayır paşam...Dükler yalnız tok olmaz ya, düdükleri de öter de ondan yakıştırdım...
Başka bir sefer Atatürk, Ziya Bey usulü bir benzetiş marifeti yapmaya kalktı, rahmetli hoca dudaklarını bükerek:
-Olamaz, efendim, dedi.
Atatürk'ün sağduyusu yerinden oynadı:
-Niçin olamamış Beyefendi? Sizin benzettiklerinizin kitapta yeri var mı? Yoo... yatağınızda sağınızdan solunuza dönerken hatırınıza geliyor. Söylüyorsunuz. Benimki de bu sabah banyoda aklıma geldi. "
Dil bu hale gelince ve ilimden uzak amatörlerin eline kalınca, kaçınılmaz netice ortaya çıkmıştır… 1960 yılında, yani dil devriminin üzerinden 28 yıl geçtikten sonra, Nihat Sami Banarlı şu tespitleri yapmıştır:
"Halk arasında Türkçe, bir alay ve eğlence mevzuu haline getirilmiş, buna dünyanın, dilde en zevki milletine karşı uydurulan kelimelerin, zevksizliği, isabetsizliği, çetrefilliği ve çapraşıklığı sebep olmuştur. Aynı çetrefil ve yanlış dil etrafında koparılan yaygaraları ve yapılan baskıları ise, aklı selim sahibi her Türk aydını, hem diline hem dil hürriyetine bir tecavüz bilerek, incinmiş, küsmüş ve gücenmiştir."
Banarlı'nın yazısının üzerinden 66 yıl, dil devriminin üzerinden 104 yıl geçmesine rağmen dilin yaşadığı tahribat aşılamamıştır. Bu anlamda denebilir ki, dil devrimi başarılı olmuş ve Türkçemiz devrilmiştir. Geoffrey Lewis, Türk dil reformunu incelediği başarılı çalışmasında, bu süreci kitabın adını da teşkil eden "Trajik Başarı" olarak adlandırdı. Fakat bu trajik başarıya rağmen, Türkçe hayatını muhafaza ediyor ve direniyor. Belki de Türkçenin en büyük sırlarından biri, bu yaşama arzusu ve gücüdür. Şimdi sizi bu trajik başarının bir kaç verimiyle baş başa bırakalım:
Öztürkçeden Örnekler
"Onun istenci bizim de erimimizdir.”
“Duygan seyircide biçimi anımsadıklarının bir betimi olarak değil biçim olarak görmeği koşullamalıdır.”
“Aygıt bengidir. Kalıt ve kalızdır. Utku ve yen böyle kazanılır.,yeğremlere böyle ulaşılır. Her çeşit çelgen yastımalar tümüyle yersizdir. Dinsel ülkünün bütün yayılımı bütün tinlerdir. Uzyömün kuday olan aygıtın elindedir. Çerçel özgelik ve öz elge salt olmalıdır."
Prensibimiz Uydurmaktı
TDK Teknik Terimler Komisyonu danışmanı Nihat Sami Banarlı 1949 yılındaki Altıncı Kurultayda yaşanan ama tutanaklara geçmeyen bir olayı şöyle anlatıyor:
"Üyelerden yeni teknik terimlerin oluşturulmasına hakim olan ilke hakkında bir soru gelir. Soruyu takip eden mahcup sessizliği nihayet, Dilbilim ve Etimoloji Komisyonunun Başkanı Saim Ali Dilemre bozar. Dil doktoru değil ama cana yakın bir tıp doktoru olarak, sessizliğe daha fazla dayanamayarak şunları söylemiştir: Arkadaşlar, kem küm etmeyelim. Bizim prensibimiz mirensibimiz yoktu, uyduruyorduk."
Türkçe yaşadığı bu büyük probleme ve siyasi müdahaleye rağmen, bugün büyük bir enerjiyle kendine geldi ve genişleyen dil aileleri arasına girdi… Ansiklopediden ders kitabına, dergilerden edebiyata, müzikten dizi filmlere kadar muazzam bir Türkçe üretimi var… Uydurmanın ve bilgisiz müdahalelerin verdiği büyük zararlar, Türkiye’nin muazzam enerjisiyle aşıldı…
Devamını Oku
09 Ocak 2026 Cuma - 08:39
Devamını Oku
08 Ocak 2026 Perşembe - 11:10
Devamını Oku
07 Ocak 2026 Çarşamba - 08:56