
İran’da 37 yıllık devir kapandı: Hamaney suikastı bir son mu, yoksa büyük kaosun başlangıcı mı? ABD müzakere masasında neden tetik çekti? İsrail’in 'parçalama' ajandası ile Trump’ın 'yeni liderlik' senaryosu arasında İran’ı ne bekliyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 02 Mart 2026 Pazartesi - 10:59 | GDH Haber
ABD ve İsrail’in ortak operasyonuyla, ABD-İran müzakereleri yürütülürken İran İslam Cumhuriyeti’nin Humeyni’den sonra 1989’dan bu yana dini rehberlik müessesinin ve İran devletinin mutlak hakimi olan Ali Hamaney ve 48 üst düzey yöneticisi öldürüldü. Dünyada jeopolitik ve ideolojik deprem devam eder uluslararası sistemin kurum, kural ve değerlerinin çöküşü konuşulurken gerçekleşen bu saldırı; dünyayı, bölgeyi ve İran’ı kalıcı şekilde etkileyecek bir milada dönüşebilir.
Ali Hamaney, İran İslam Cumhuriyeti ve İran Devrimi’nin önemli isimlerinden, kurucu babalarından bir isimdi… Hamaney 1979-1989 arasında İran’ın kurucu dini rehberliğini üstlenen Ruhullah Humeyni’den sonra, 1989’dan bu yana 37 yıldır İran’ın dini rehberi, bundan önce de 8 yıl Humeyni ile Cumhurbaşkanı olarak çalışmış kilit kurucu isimlerden biri.
Hamaney’in ABD ve İsrail öldürülmesiyle İran içindeki iktidar kompozisyonunun yeniden oluşması kaçınılmaz…ABD-İran müzakereleri yürürken ve arabulucu Umman Dışişleri Bakanının yalanlanmayan açıklaması esas alınırsa İran’ın uranyum zenginleştirilmesi meselesinde ABD’nin taleplerini kabul etmişken ABD tarafından öldürülmesini nasıl yorumlamak lazım? ABD’nin buradaki hedefi nedir? Bu ortaya konulmadıkça hadisenin anlaşılması mümkün olmayacaktır.
ABD’nin İran ile yaşadığı problemlerde Hamaney’i kilit bir engel olarak gördüğü anlaşılıyor. ABD, Hamaney’in Humeyni dönemindeki Cumhurbaşkanlığı ve bilhassa 1989 sonrası dini rehberli dönemini uzlaşmaz ve güvenilmez bir siyasi aktör olarak kodladığı görülüyor. O yüzden taleplerini kabul etmesini, bir uzlaşma emaresi değil, zaman kazanma olarak değerlendirmesi kuvvetle muhtemeldir.
İranlı büyük aydın Seyyid Hüseyin Nasr’ın oğlu, ABD’nin İran ve Şiilik konusundaki danışmanlarından biri olan Veli Nasr’ın İran’ın Grand Stratejisi adlı mühim kitabında yaptığı değerlendirmenin ABD’nin İran ve Hamaney konusundaki istihbari görüşüne esas teşkil eden bir çerçeve olduğunu söyleyebiliriz. Nasr, İran siyasi sistemindeki Rehberlik ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki farklılaşmayı vurguluyor.
“İnanç ile pragmatizm yüce rehber ile cumhurbaşkanı arasındaki rekabet sonraki yirmi yol boyunca devam edecek ve İran’ın süreklilik ile değişim arasındaki sancılı mücadelesinin bir simgesi haline gelecekti.”
Nasr bu noktadan hareketle Hamaney’in 1989’da dini rehber olması ve 8 yıl Cumhurbaşkanlığı yapan Rafsancani üzerinden hem sistemdeki hiyerarşiyi hem de Hamaney’in ABD ile ilişkileri engelleyen yönüne işaret ediyor. Nasr’ın verdiği bilgiye göre, Rafsancani Hamaney’i Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmelere ikna etmeye çalıştığı uzun bir toplantıyı şöyle anlatıyor:
“Birkaç saat boyunca tartıştık ama bir sonuca varamadık. Genellikle onunla fikir ayrılığına düştüğümde onun görüşlerini rehberim olarak kabul ederdim. Rehber odur ve kendi görüşler ileri sürmek onun imtiyazıdır. Ancak ona dedim ki daha fazla bir şey söyleyemem, bizim meselemiz bizimle Allah arasındadır. Eninde sonunda, kıyamet gününde hem sana hem de bana devlete (nizama) ve Müslümanlara çektirilen tüm bu sıkıntıların ve kayıpların hesabı sorulacak. Şayet o zaman sorumluluğu sen üstleneceksen benim daha fazla söyleyecek sözüm yok. O da ‘Evet, Allah’a ben hesap vereceğim.”
ABD, şimdi İran’da İslam devrimiyle oluşan statüko ve iktidar kompozisyonunu şiddet yoluyla bozduğunu ve yine şiddet yoluyla kendine uygun bir liderlik kompozisyonu oluşturabileceğini düşünüyor. ABD Başkanı Trump’ın bu senaryoyu açıkça telaffuz ettiğini görüyoruz. Bu bakımdan Trump rejimin değişmesinden ziyade ABD ile ilişki kuracak, İran ekonomisini ABD’ye açacak, İran’ın petrol ve doğalgazını ABD üzerinden dünyaya pazarlayacak bir iktidarla anlaşmaya hazır. İsrail ise bu senaryonun ötesinde bir ajandaya sahip... İsrail rejimi devirmenin ötesinde İran’ın bütünlüğünü tartışmaya açacak bir yerden bakıyor.
İran’da Hamaney’in ve lider kadronun öldürülmesiyle başlayan liderlik değişiminin, ABD’yi ne kadar tatmin edeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Prof Dr Tuğrul İsmayıl’ın “Yeni Rehber Eski Sistem: İran’da Liderlik Değişimi ve Türkiye Açısından Stratejik Okuma” başlıklı yazısında çizdiği çerçeve, bu değişimin sınırlarına da işaret etmektedir. “İran’da yaşanan liderlik değişimi devrimsel değil, sistemsel bir revizyondur. Yeni Rehberi ideolojik çizgiyi terk etmeyecek ancak yöntem daha teknik ve müzakereci olabilir.” Yeni dini rehberin “Velayet-i Fakih” doktrinine uygun, karizmatik olmayan daha bürokratik bir ismin olması muhtemeldir. Buna bağlı olarak Devrim Muhafızlarının gücünün artması, dini otorite ile devrim muhafızlarının temsil ettiği güvenlik gücü üzerinden ikili bir meşruiyete geçilmesi de beklenebilir. Dış politikada devrim ihracından rejimin konsolide edilmesinin esas alındığı, ABD ile çatışma yerine “kontrollü pazarlık kapısının” açıldığı yeni bir dönem söz konusu olabilir. Bu çerçeve, ABD açısından belki bir ölçüde yeterli olabilir, ancak bu çerçeve yeterli görülmezse şiddet yoluyla liderlik kadrolarının ayıklanmasına devam mı edilecek sorusu karşımızda duruyor… İsrail’in ise bu değişim çerçevesini yeterli görmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz…
Devamını Oku
28 Şubat 2026 Cumartesi - 08:32
Devamını Oku
27 Şubat 2026 Cuma - 08:25
Devamını Oku
24 Şubat 2026 Salı - 11:50