
İran’daki yangın sadece Tahran’ı değil, BM’nin ve uluslararası normların kalıntılarını da yakıp kavuruyor. Gelecek 10 yılın dünya düzeni, İran çöllerinde mi yazılıyor?
0:00
--:--
Son Güncelleme: 03 Mart 2026 Salı - 12:30 | GDH Haber
ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı İran’ın dini kimliği de olan mutlak liderini öldürmesi ve İran’ın buna cevap vermesiyle başlayan çatışma, bölgesel bir karakter kazanarak devam ediyor. ABD’nin, İran’ın istediği kıvama gelmesinde esas engel olarak gördüğü 37 yıldır İran’ı yöneten Hamaney’i öldürerek istediği türden yeni bir iktidar kompozisyonu meydana gelebileceği öngörüsünü gerçekleştirmekten henüz uzak. İran çatışmayı bölgeye yaymak, Hürmüz boğazı üzerinden küreselleştirmek ve uzatarak karşısındaki açık ve gizli koalisyonu bozmak istiyor. İsrail ise savaşı İran rejiminin tam olarak çökertilmesi ve İran’ın bölünmesi stratejik hedeflerine taşımak istiyor. Bölge ülkeleri çatışmanın maliyetini ödemeye şimdiden başladılar, çatışmanın tarafı olmaktan sakınmaya çalışıyorlar. Rusya ve Çin sahada görünmüyorlar. Avrupa çatışmayı ABD ile yeniden yakınlaşmakla uluslararası denklemden dışlandığını somut olarak bir kere daha görmek arasında gelgitlerle yaşıyor. Türkiye ise Irak ve Suriye’den tecrübelerinden sonra İran’ın başına da aynı şeylerin gelmemesi için elinden geleni yapmak kararlılığında meseleyi yakından takip ediyor.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısı, uluslararası sistem, kurum ve hukuktaki çöküşün yeni ve güçlü bir tezahürü oldu. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın İran konusunda açıklaması uluslararası sistemin yanında Batı ittifakındaki rahatsızlığı da açıkça ifade ediyor:
“Bu tür saldırıların gerekçesi genellikle ya BM’den ya da en azından müttefiklerden talep edilirdi. Şimdi bu konuda pek soru sorulmadı.”
Aslında Finlandiya Cumhurbaşkanı bir süredir Batıdaki ve dünyadaki kriz üzerine düşünceleriyle dikkat çeken bir isim. Stubb krizi şöyle tesbit ediyor:
“Yeni bir düzensizlik dünyasında yaşıyoruz. İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ortaya çıkan liberal, kurallara dayalı düzen artık yok olmakta. Çok taraflı işbirliği, çok kutuplu rekabete yol açıyor. Fırsatçı işlemler, uluslararası kuralları savunmaktan daha önemli hale geliyor. Çin ve ABD arasındaki rekabet jeopolitiğin çerçevesini belirlerken, büyük güçler arasındaki rekabet geri döndü. Ancak küresel düzeni şekillendiren tek güç bu değil. Brezilya, Hindistan, Meksika, Nijerya, Suudi Arabistan, Güney Afrika ve Türkiye gibi yükselen orta güçler, oyunun kurallarını değiştiren aktörler haline geldi. Bu ülkeler, küresel düzeni istikrara veya daha büyük bir kargaşaya doğru yönlendirecek ekonomik imkanlara ve jeopolitik ağırlığa sahip. Ayrıca, değişim talep etmek için bir nedenleri de var: İkinci Dünya Savaşı sonrası çok taraflı sistem, bu ülkelerin dünyadaki konumlarını yeterince yansıtacak ve hak ettikleri rolü onlara sağlayacak şekilde uyarlanmadı. Benim küresel Batı, küresel Doğu ve küresel Güney olarak adlandırdığım üçlü bir rekabet şekilleniyor.”
Stubb yeni sistemin inşası için tek kutupluluk veya çok kutupluluk yerine, küçük ve orta ölçekli ülkelerin dışlanmadığı birçok taraflılık öneriyor:
“Önümüzdeki beş ila on yıl, muhtemelen önümüzdeki on yılların dünya düzenini belirleyecektir. Bir düzen bir kez yerleşince, bir süre kalıcı olma eğilimindedir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra, yeni bir düzen yirmi yıl sürdü. II. Dünya Savaşı'ndan sonra gelen bir sonraki düzen ise kırk yıl sürdü. Şimdi, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden 30 yıl sonra, yine yeni bir düzen ortaya çıkıyor. Bu, Batı ülkelerinin, tek taraflı konuşma yerine diyalog, çifte standart yerine tutarlılık ve hakimiyet yerine işbirliği yapabileceklerini dünyanın geri kalanına ikna etmek için son şansıdır. Ülkeler işbirliği yerine rekabeti tercih ederse, daha da büyük çatışmaların yaşandığı bir dünya ortaya çıkacaktır.”
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik uluslararası normlarla bağdaşmayan kaba saldırısı ABD’nin bu bakış açısından çok uzak olduğunu bir kez daha gösterdi. Stubb’ın değerlere dayalı gerçekçilik, Kanada Başbakanı Mark Carney’in benzer bir bakış açısıyla ifade ettiği süper güçler karşısında orta güçler vurgusunun fiilen bir karşılık üretmekten uzak olduğu İran saldırısı gösterdi. Bu bakımdan İran savaşının sonuçları sadece İran’ın, bölgenin değil; yeni uluslararası sistemin kader ve karakterini de tayin edecek gibi görünüyor.
Devamını Oku
02 Mart 2026 Pazartesi - 10:59
Devamını Oku
28 Şubat 2026 Cumartesi - 08:32
Devamını Oku
27 Şubat 2026 Cuma - 08:25