
Erbakan sonrası Saadet Partisi neden marjinalleşti? AK Parti, Milli Görüş’ün sadece teşkilatını mı yoksa sosyolojisini mi devraldı? Bir siyasi ekolün evrilme ve ayrışma hikayesi.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 28 Şubat 2026 Cumartesi - 08:32 | GDH Haber
RefahYol iktidarının “rant ekonomisine” karşı mücadele amacıyla havuz sistemi ve denk bütçe uygulamalarının rahatsız ettiği sermaye çevreleri ve medya, asker içindeki cuntacı eğilimleri de kullanarak RefahYol Hükümeti üzerinde bir baskı oluşturmaya başladılar. Ordu içindeki farklı hiziplerin yürüttüğü psikolojik harp neticesinde RefahYol Hükümeti dağıldı, Başbakan Necmettin Erbakan yerini Tansu Çiller’e devretmek üzere istifa etti. Doğru Yol Partisi üzerinde yoğunlaşan baskılar sonucu partiden başlayan istifalarla, Çiller’in başbakanlığı imkansız hale geldi. Erbakan’ın istifasına rağmen, RefahYol’un başarılı performansı dikkat çekiciydi. Bu RP için olumlu bir hava yaratmıştı. RP’nin daha da başarılı olduğu alan ise belediyeler olacaktı. Belediyelerdeki başarılar RP içinde yükselen yeni elitin de ayak seslerini ifade ediyordu. Bu arada RP kapatıldı. Kapatmayla beraber 28 Şubat sürecindeki politikalar başta olmak üzere kapatmadan sonra neler yapılacağı sorusu, Milli Görüş içindeki Erbakan ve arkadaşları ile yeni elit arasındaki görüş farklılıklarını arttırmaya başladı.
RP yerine kurulan Fazilet Partisi, giderek bu farklılıkların geliştiği bir mecraya dönüşecekti. Bu arada 28 Şubat sürecindeki darbe karşıtı mücadele, Milli Görüş içinde ve çeperinde yer alan medya kuruluşları ile aydınlarda; demokratlaşmaya ve liberalleşmeye yol açtı. Giderek dünyaya açılan taşra burjuvazisi de “adil düzen” söylemi dışındaki bu demokratikleşme ve liberalleşme söylemine kaymaya başladı. Bu bileşenlerden oluşan Yenilikçiler, Fazilet Partisi içinde Erbakan etrafındaki gelenekçilerle mücadelesini az bir farkla kaybettiler... Yükselen laikçi ve “darbeci histeri” altında FP’nin de kapatılması, Yenilikçilere “Milli Görüş gömleğini” çıkararak yeni bir yol ve parti deneme imkanını verdi. Merkez sağın çöküşü ve devletle muhafazakar seçmen arasındaki tampon hüviyetini kaybetmesi de, Yenilikçilerin hareket kabiliyetini arttırıyordu. Nitekim Yenilikçilerin partisi olan Adalet ve Kalkınma Partisi, kısa zamanda Türkiye siyasetinde değişim ve yenilenme isteyen çevrelerin siyasi aktörü haline dönüştü. AK Parti, Milli Görüşün teşkilat, kadro ve yöntemlerini devralsa da Milli Görüş gömleğini çıkardı ve söylemini terk etti.
FP’nin yerine kurulan Saadet Partisi ise geleneksel Milli Görüş geleneğini, siyasi yasaklı olan Erbakan adına Recai Kutan’ın genel başkanlığında devam ettirdi. AK Parti, bir yandan 1990’ların başında ortaya çıkan ama Özal’ın ölümüyle siyasi bir aktör olmadığı için hayata geçmeyen iktisadi ve siyasi reform projesinin sahibi; diğer yandan da 1999 sonrasındaki krizlerle çöken siyasi partileri alternatifi olarak temayüz etti. %34 oyla seçim barajlarının da yardımıyla tek başına iktidar olan AK Parti’ye karşısında SP barajı aşamadı. SP Milli Görüş çizgisindeki muhalefetiyle AK Parti’nin ne kadar değiştiğinin bir karinesi olmak dışında bir varlık gösteremedi. Kayıp trilyon davası ve bu dava karşısında SP’nin tavrı, Milli Görüşün AK Parti’ye gitmeyen kıymetli kadrolarını da küstürdü.
AK Parti, Milli Görüş geleneğinin rakibi olduğu merkez sağ alanı öylesine işgal etti ki, SP giderek marjinalleşti. SP’nin ve Erbakan’ın söylemi bu marjinalleşmeyi gözle görünür hale getirdi. Ta ki SP içinde gelenekçilerin yerine İstanbul İl Başkanlığından gelen Numan Kurtulmuş genel başkan olana kadar… 2008’deki dünya ekonomik krizinin Türkiye’ye yansımaları ve Ak Parti’nin demokratik açılım dolayısıyla yaşadığı erozyon, 2009 mahalli idareler seçimlerinde SP’nin oylarını arttırdı. SP’nin oylarını arttırmasının yanında Kurtulmuş ile arkadaşlarının yeni siyasi söylem ve tutumu da, AK Parti’nin diğer rakiplerinin başarısızlığı karşısında dikkat çekiyordu. Ancak bu durum, SP içinde Kurtulmuş’un elini güçlendireceğine, tam aksine gelenekçilerin husumetini çekti.
Esasında bu husumet, Kurtulmuş’tan ziyade AK Parti’ye yönelmişti. Çünkü AK Parti, SP’nin söylemini bırakırken sosyolojisini alıp götürmüştü. Kalanların gelenekçi kanadı şiddetle reaksiyoner, anti-emperyalizm adı altında “ulusalcı” bir mevziye savruldu. Bu 60’ların sonlarındaki Milli Görüş haleti ruhiyesine dönüşü ifade ediyordu. Bu sefer, söylem galip geldi çünkü Milli Görüşü dönüştüren iktisadi ve entelektüel taban AK Parti ile beraber olmayı tercih ederek hareketi terk etmişti. Numan Kurtulmuş ve etrafındaki ekip buna rağmen, SP kongresini kazanmayı başardı. Kurtulmuş’un SP’deki kongre zaferi, ancak bir Pirus zaferi olabildi. Kurtulmuş ve arkadaşları sözlü ve fiili saldırılar karşısında partiden ayrılmak zorunda kaldılar. Böylece SP’nin, ulusalcı ve küreselci olmayan sosyal adaletçi demokrat bir kulvarda yeni bir hüviyet kazanması şansı sona erdi. Kurtulmuş ve arkadaşları bütün telkinlere rağmen ulusalcı bir hattı ve ittifakı kabul etmeyeceklerinin belli olmasından sonra tasfiye edilmeleri kayda değerdir. Kurtulmuş ve arkadaşlarının ayrılmalarından sonra SP’nin ve Kurtulmuş’un kurduğu HAS Parti’nin güç kaybetmeleri, ayrılma sürecinin yanında ekonomideki düzelme, dış politikadaki gelişmeler ve referandum sürecinin etkileri dikkate alınmalıdır.
Kurtulmuş’un ayrılması ve Necmettin Erbakan’ın yeniden Miili Görüş partisinin genel başkanı olmasından sonra da, SP’de bir güçlenme emaresi görülemedi. SP’deki hareketlilik, ittifak arayışları üzerinden gelişti. AK Parti’den ayrılan Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener ve DP Genel başkanı Hüsamettin Cindoruk gibi isimlere ittifakın konuşulması ve AK Parti karşıtı cephenin SP’ye verdiği medya desteği SP’nin ulusalcı safta görülmesine yol açtı. Siyasi şuur ve tecrübesi ziyadesiyle olan Milli Görüş tabanında bu tür bir ulusalcılığın prim yapması beklenemezdi. Nitekim öyle de oldu, bu istikametteki her söylenti SP’ye güç kaybettirdi. Milli Görüşün kesin inançlıları dahi, bu gelişmeleri Erbakan Hocanın AK Parti’ye desteği şeklinde komplocu yorumlarla değerlendirmeyi tercih ettiler.
Erbakan Hocanın vefatı, SP üzerindeki karizmatik şemsiyeyi ve dolayısıyla bu tevil yollarını da kapadı. SP’nin Erbakan’ın vefatı sonrasındaki macerası yazımızın konusunun dışında… Ancak bu dönemde 28 Şubat sürecinin ve vesayet sisteminin Erdoğan’ın AK Partisi ve MHP eliyle tasfiye edilmesi bu alandaki tartışmalar üzerinde hala tayin edici bir etkiye sahiptir. Ekonomideki problemlerin Milli Görüş’ün reaksiyoner yönüne siyasi bir alan açmakla beraber, bu alanın hala sınırlı olduğu ve bu sınırı ekonomideki gelişmelerin tayin edeceği anlaşılıyor.
Devamını Oku
27 Şubat 2026 Cuma - 08:25
Devamını Oku
24 Şubat 2026 Salı - 11:50
Devamını Oku
23 Şubat 2026 Pazartesi - 08:47