
1905’te Japon zaferiyle başlayan sömürgecilik sonrası uyanış, 2026’da ABD’nin Hürmüz yenilgisiyle nihai eşiğine ulaştı. Amerikan imparatorluğunun fiziksel şiddet kapasitesi hala muazzam olsa da, artık "insanlık için tek model" olduğu anlatısı çöktü.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 28 Nisan 2026 Salı - 09:51 | GDH Haber
İran Savaşı’nın etkileri tartışılmaya devam ediliyor… İran savaşı, ABD ve İsrail’in tayin ettiği savaş alanının çok ötesine taşıdı. Savaş alanı İran’ın dışına, Körfez ülkelerine ve Hürmüz Boğazı üzerinden dünya ölçeğine taşındı. İran Savaşının dünya tarihinde Batı egemenliğinin sona ermesinde bir kırılmayı, bir eşiği temsil ettiğini düşünenlerin seslerini artık daha çok duyuyoruz.
Equator’un 24.04.2026 tarihli Hayalet Filosu başlıklı editöryal yazısı, bu düşünceyi temsil eden çok iyi bir yazı. (https://www.equator.org/articles/ghost-fleet-iran-post-american-world) Yazı, İran Savaşını, dünyanın en güçlü ülkesi ABD’nin stratejik yenilgisi olarak tanımlıyor. ABD’nin stratejik yenilgisinin dünya ölçeğinde devrimci sonuçları olacağını ve tarihte ilk defa Batılı bir güç olarak görülen Rusya’nın doğuyu temsil eden Japonya tarafından yenilgiye uğratıldığı 1905 Tsushima Boğazı savaşına benzetiliyor. Equator’ın editöryal yazısı, 1905 Japon zaferinin sömürgeciliğin tasfiyesinde oynadığı role benzer bir rol oynayacağını iddia ediyor:
“1905'te Japon filosu Tsushima Boğazı'nda İmparatorluk Rus Donanmasını mağlup ettiğinde, yeni bir dünyanın ana hatları belirdi. Avrupa'nın bir gücünü, görünüşte daha aşağı bir Asya devleti tarafından alt etmek, stratejik bir yeniden yapılanmadan daha fazlasını gerçekleştirdi. Bu, uzun zamandır Batı'nın üstünlüğünü dünya düzeninin değişmez bir yasası olarak kabul eden emperyal sağduyuda temel bir kırılmaya neden oldu. Bu geri dönüşün şokunu düşünen, o zamanlar Güney Afrika'da tanınmayan bir avukat olan Mohandas Gandhi, ‘Japon zaferinin kökleri o kadar geniş bir alana yayıldı ki, şimdi vereceği tüm meyveleri hayal edemiyoruz’ diye doğru bir şekilde öngörmüştü. Bu ‘meyvenin’ gerçek hasadı - bugün sömürgecilikten kurtulma olarak adlandıracağımız şey - yirminci yüzyılın sonlarında geldi. Ancak bundan önce, Tsushima'daki ezilenin zaferi, uzun süredir ‘geri kalmış’ halklar statüsüne indirgenmiş olanların psikolojik özgürleşmesini tetikleyen içsel bir devrime yol açtı ve Atatürk'ten Nehru'ya kadar liderleri harekete geçirdi; onlar için Batı gücünün sırları kıskançlık ve hayranlık nesnesi değil, kolektif güçlenmenin araçlarıydı.”
1905 Japon zaferinin etkisi Gandhi’den Sun Yat Sen’e, Nehru’dan Atatürk’e kadar sömürgeciliğin tasfiye olacağı bir dönemin kapısını açıyordu. Mehmet Akif Ersoy başta olmak üzere birçok isim 1905 savaşı üzerine bir çok yazılar yazılacaktır. Sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada 1905 Japon zaferinin çok mühim fikri ve siyasi etkileri olacaktır.
28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in saldırısıyla başlayan İran Savaşı’nın da 1905 Japon zaferi gibi bir etkisi olacaktır. Equator’a göre, Süveyş Kanalı başarısızlığı Avrupa hegemonyasının çöküşünü hızlandırarak ABD hegemonyasının önünü nasıl açtıysa Hürmüz Boğazı yenilgisi de ABD hegemonyasının sona ermesinin önünü açmaktadır. Hürmüz yenilgisi Batının ahlaki ve maddi yumuşak gücünün İsrail’in Gazze’de yürüttüğü soykırımla yanıp kül olduğu bir dönemde yaşandığı için etkisi çok olacaktır. İsrail’in maksimalist fantazileri gerçekleşmedi ve insanlık için ABD’nin başarı hikayesi ve hayat tarzının psikolojik yıkımının önü açıldı.
“Amerikan imparatorluğunun maddi gücü hâlâ muazzam. Ancak geri kazanılamayacak olan şey, Amerikan öyküsünün inandırıcılığıdır: ABD'nin tüm insanlık için bir model olduğu, dünyanın etrafında dönmesi gereken insan ilerlemesinin rasyonel merkezi olduğu yönündeki genel anlatı.”
Artık ABD çıkarlarının, bütün insanlık için sağduyuyu temsil ettiğini insanlığa kabul ettiren entelektüel emperyalizm sona erdi. Batı modeliyle temsil edilen dışındaki her arayışı bir sapma, patolojik bir direniş olarak gören Batı perspektifinin tahakkümü sona erdi. Batının Batı dışı modernlik arayışlarına kendini tamamen kapatan zihni dağarcığının dünyayı ve insanlığı anlamakta eksik kaldığı net bir şekilde görüldü:
“Son kırk yıldır, Anglo-Amerikan entelektüel ve siyasi kuruluşu tarafından kullanılan bu ayrıcalık, Washington'ın çıkarlarının sağduyu olarak kabul edilmesini sağladı. Kendini ilerlemenin tek hakimi olarak gösterme konusundaki bu tartışmasız yetki, Batı istisnacılığının zirvesiydi; Reinhold Niebuhr'un ‘kültürümüzün son derece rastlantısal başarılarını insan varoluşunun nihai biçimi ve normu olarak görme’ eğilimi olarak tanımladığı şeydi. İki kuşak boyunca uzlaşmaz Atlantikçi yorumcular için ‘dünyanın geri kalanı’, modernliğe giden yoldan bir sapma olarak görünüyordu. İran gibi bir devlet, kendi şartları içinde – uzun bir medeniyet tarihine ve kendi iç mantığına sahip dirençli bir oluşum olarak – asla anlaşılamazdı; ancak Batı modeliyle kaçınılmaz yakınlaşmaya karşı patolojik bir direniş olarak görülebilirdi. Batı, Çin veya İran gibi liberal-kapitalist kalıbın dışında modernleşme arayan yerleri tanımlamak için gerekli kelime dağarcığından giderek mahrum kalmıştı.”
Dünya ve insanlık için büyük problem, tükenmiş Batı hikayesine rağmen, Batının hala çok güçlü bir şiddet kapasitesine sahip olmasıdır. Müşterek ahlaki prensipleri tamamen terk etmiş ve mesela Trump tarafından açıklandığı üzere uluslararası hukuku tamamen bir yana bırakmış ABD ve İsrail ekseni, hala çok büyük fiziki zararlar verebilirler. Ancak bu kaba saldırgan emperyalist halleriyle İran medeniyetinden çok, kendi medeniyetlerine telafi edilemeyecek bir zarar vermiş durumdalar.
“Şu anki tehlike, Batı'nın anlatısının çökmüş olmasına rağmen, şiddet kapasitesinin hâlâ var olmasında yatmaktadır. Ahlaki iddialarından arındırılmış Amerikan-İsrail ekseni hâlâ muazzam fiziksel zararlar verebilir, ancak bu güç artık otorite ağırlığını taşımamaktadır, çünkü dünya giderek kendi geleceğini Amerika'nın bugününün aynasında görmemektedir. Yeni bir evrenselcilik sağlayacak bir halef hegemon yoktur, ancak Amerikan sonrası bir gelecek hayal edilebilir hale gelmektedir. Bunun yerine, Batı'nın kibirlerinden kurtulmuş bir bilincin temelleri ortaya çıkmaktadır: yeni ortaya çıkan bir dünyayı anlaşılır kılabilen ve çağımızın yaygın umutsuzluğunu entelektüel heyecan ve yenilenmeye dönüştürebilen bir bilinç. Dünyanın büyük çoğunluğu, Atlantikçi haritanın belirlediği yollardan giderek uzaklaşıyor ve kendileri de yolunu kaybetmiş insanlardan rehberlik aramayı bırakıyor. Bu yeni yapılanmada, tarihin son durağı tek bir Batı başkenti değil; yol denize geri döndü.”
Dünya artık Batı başkentleri dışında, Batı dışında bir modernlik ve insanlık arayışı içinde… 2026 Hürmüz Boğazı başarısızlığı, 1905 Tsushima Boğazı’ndaki Japon zaferi yahut 1956 Süveyş krizindeki İngiltere ve Fransa başarısızlığı gibi, hatta belki de daha mühim bir tarihi kırılmayı temsil ediyor.
Devamını Oku
25 Nisan 2026 Cumartesi - 09:38
Devamını Oku
24 Nisan 2026 Cuma - 05:46
Devamını Oku
21 Nisan 2026 Salı - 09:23