
İsrail, sahadaki taktiksel adımlarına rağmen en büyük dayanağı olan ABD kamuoyunu ve siyasi elitlerini hızla kaybediyor. Diğer yanda ise Trump'ın 'risk alan' müdahaleci tavrı ile Avrupa'nın 'statükocu' diplomasisi arasındaki uçurum giderek derinleşiyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 24 Nisan 2026 Cuma - 05:46 | GDH Haber
ABD ve İsrail’in saldırısıyla başlayan İran Savaşı ABD, İsrail ve Avrupa için ağır bir maliyet üretiyor… Peki Rusya ve Çin’in İran Savaşından nasıl etkileniyor? Bu soruyu Cumartesi günü tartışalım. Bugün ise İran Savaşı üzerinden ABD-İsrail, ABD- Avrupa arasındaki artan açı farkına bakalım.
İsrail İran’ı yıpratıyor, Lübnan’da ilerliyor; yani, bazı muharebeleri belki kazanıyor ama savaşı kazanacağı tartışmalı… İsrail Avrupa kamuoyundan, Avrupa ülkelerinden sonra ABD kamuoyu ve siyasetini de kaybediyor. Edward Luce’un Financial Times’da 21 Nisan 2026’da yayınlanan “Amerika'nın İsrail'e olan sevgisi Neden Azalıyor” yazısının tezi şöyle özetleniyor: “Kamuoyu ve elit kesimin görüşleri kesin olarak Netanyahu'ya karşı döndü.”
Luce, ABD kamuoyundaki değişimi çarpıcı olarak vurguluyor:
“Pew'e göre Amerikalıların yüzde 60'ı artık İsrail'e olumsuz bakıyor. Yaşları gençleştikçe bu oran daha da yükseliyor. Geçen hafta sonu yapılan ayrı bir NBC anketine göre, 18-29 yaş arası kişilerin dörtte üçü İsraillilerden çok Filistinlilere sempati duyuyor. 1946-1964 yılları arasında doğanların sayısı azaldıkça, Amerika'nın İsrail karşıtı tutumunun daha da sertleşmesi muhtemel.”
Siyasi elitlerde ve bilhassa Demokrat Partili elitlerde İsrail karşıtlığı çok daha dramatik bir şekilde dönüşmüş durumda.
“İsrail'e karşı diğer çarpıcı eğilim ise Demokratlar arasında yaşanıyor. Geçen hafta 47 Demokrat senatörden 40'ı ABD'nin İsrail'e silah satışını engellemek için oy kullandı. Birkaç yıl önce Demokratlar, ülkenin en güçlü İsrail yanlısı lobisi olan Amerikan İsrail Kamu İlişkileri Komitesi'nden (AIPAC) para almak için can atıyorlardı. AIPAC hâlâ kendisini iki partili bir kuruluş olarak tanımlıyor. Demokratlar şimdi, kirli olduğunu düşündükleri parayı kabul etmeyeceklerine dair söz veriyorlar. Partinin Beyaz Saray adayları da İsrail'den en çok kimin uzaklaşabileceğini görmek için bir rekabet içinde. Bu yarışın temposunu, Amerika'nın İsrail'e yıllık 3,8 milyar dolarlık desteğini sona erdirme sözü veren eski Şikago Belediye Başkanı Rahm Emanuel belirliyor.”
Netanyahu bir Yahudi olan Rahm Emanuel’i dahi antisemitizmle suçlayabilecek noktaya gelmiş durumda… Trump’ın İran’a karşı başlayan Destansı Öfke harekatından çıkış arayışları ve hele bu çıkışı bulması ihtimali, Netanyahu’yu hiç memnun etmeyecektir. Trump sonrasında ise Netanyahu ve İsrail’in saldırganlığına daha mesafeli yeni bir ABD yönetiminin geleceği favori tahmine dönüşmüş durumda.
ABD- Avrupa Birliği arasındaki anlaşmazlık ise Trump’ın şahsı veya sert açıklamalarıyla sınırlı değil. Bunu Alman Şansölyesi Merz Avrupa’daki Pax Americana’nın sona ermesi olarak ifade etmişti. Nadia Schadlow Financial Times’ın 22 Nisan2006 tarihli “Atlantik Ötesi Gerçek Ayrılık Trump'tan Daha Fazlasıyla İlgili” başlıklı yazısındaki tezi şu cümleyle özetliyor: ”Avrupa ve ABD, risk, güç kullanımı ve uluslararası hukuk konularında temelde farklı dünya görüşlerine sahiptir.”
İkinci Trump döneminde ABD ile Avrupa arasında yaşanan gerginlikler, ABD’nin İran saldırısıyla yeni bir eşiği de aşmış oldu… İran Savaşı üzerinden ABD ile Avrupa’nın dış politikadaki prensip farklılıkları, çarpıcı bir şekilde tekrar görüldü. Nadia Schadkow bu farklılıkları şöyle sıralıyor:
“İran savaşı, ABD ve Avrupa'nın risk, sorumluluk ve sonuçlar hakkında -uluslararası sistemin işleyişini veya işleyişini bozan unsurlar hakkında- temelde farklı varsayımlardan hareket ettiğini ortaya koyuyor.(..) ABD ve Avrupa'nın risk iştahları uzun zamandır farklı olmuştur. Trump nihayetinde İran'a karşı harekete geçme riskinin alınmaya değer olduğuna karar verdi. Buna karşılık Avrupa, İran'ı istikrar prizmasından görme eğiliminde olmuş ve kırılgan bir statükoyu (kesintisiz enerji akışları, yönetilen gerilimler ve etkili olup olmadıklarına bakılmaksızın diplomatik anlaşmalar) korumanın en önemli amaç olduğunu varsaymıştır.”
Avrupa ve Trump öncesindeki ABD başkanları ile Trump’ın diplomasi ve müzakere anlayışlarındaki farklılık da İran meselesinde net bir şekilde ortaya çıktı:
“Avrupa liderleri ve önceki ABD başkanları, sürdürülen diplomasinin İran'ı yumuşatabileceğini veya en azından nükleer emellerini sınırlayabileceğini savundular. Bu, diyalogun zaman içinde sonuçları ve davranışları şekillendirebileceği varsayımına dayanan çok taraflı kurumlara duyulan daha geniş bir inancı yansıtmaktadır. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in de belirttiği gibi, ‘bu krizi sona erdirmenin tek yeri müzakere masasıdır.’ Buna karşılık Trump, kendi vatandaşlarını acımasızca baskı altına alan ve öldüren teokratik bir rejimle iletişim kurmanın zor, hatta ikna etmenin daha da zor olduğuna inanıyordu.”
İran Savaşı şimdiden ABD’nin müttefiki İsrail’in ABD kamuoyunu ve elitlerinin sempatisini açıkça kaybetmesine, bir diğer müttefiki Avrupa ile de dış politika prensipleri ve çözüm yaklaşımlarındaki dramatik farklılığın derinleşmesine yol açtı.
Devamını Oku
21 Nisan 2026 Salı - 09:23
Devamını Oku
20 Nisan 2026 Pazartesi - 08:48
Devamını Oku
18 Nisan 2026 Cumartesi - 12:47