
Türkiye, Suriye iç savaşı boyunca sadece terörle değil, kendi devlet kapasitesini yeniden inşa etmekle uğraştı. Bugün Ahmet Şara yönetiminin arkasındaki "teşvik edici güç" olarak Türkiye, işgal etmeden dönüştürmenin literatürünü yazıyor.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 26 Ocak 2026 Pazartesi - 08:30 | GDH Haber
Türkiye’nin Suriye’deki iç savaş, devrim ve son olarak SDG bölgesindeki zorlayıcı operasyonda Türkiye’nin rolü tartışılıyor. Belki de tartışılamıyor demeliyiz… Tartışılamıyor çünkü Türkiye’de özellikle Suriye ve genel olarak da dış politikasını ve etkisini serinkanlı, aklıselimle, reel bir jeopolitik ve ideolojik bakış açısıyla tartışmak, tartışabilmek giderek zorlaşıyor. Bu zorluğun arkasında sadece dünyadaki jeopolitik ve ideolojik depremin yarattığı sarsıntılar yatmıyor. Bunun arkasında, bölgemizdeki ve Türkiye’deki büyük dönüşümün de ciddi payı var. Sebep ne olursa olsun, bu sebepler analitik tartışmaları ve Türkiye’nin Suriye’de, bölgesindeki rolünü, etkisini anlamamızı engelliyor.
Atatürk döneminde en uzun süre Dışişleri Bakanlığı yapan Dr Tevfik Rüştü Aras'tan dış politika tartışmaları üzerine şu tespiti bugün de geçerli değil mi?
"Tenkit kudretiniz zayıfladıysa ideoloji ve ahlakın yerini demagoji alır..." ( Tevfik Rüştü Aras, Görüşlerim, s.12)
Evet bugün dış politika tartışmaları, bir tür demagoji anlamına geliyor. Sadece tenkit edenler açısından değil, savunanların bir kısmı açısından da bu böyle… Halbuki Türkiye her ikisini daha iyi yapabilecek bir potansiyele sahip. Üstelik Türk dış politikası gerçekten üzerinde durulmayı hak edecek bir performans sergiliyorken bu potansiyeli harekete geçirememek büyük bir kayıp. Bu yüzden de Türkiye yaklaşık iki yüz yıldır sadece fikir hayatında değil, dış politikada da bocalıyor, “yön” arıyor… Bu ikisini; yani, ideoloji ile jeopolitik arasındaki ilişkiyi kurmakta, dengelemekte büyük zorluklar yaşıyor Türkiye… Türkiye siyaset ve fikir mahfilleri bu zorlukla yüzleşmekten kaçındıkça; Türkiye’nin özgün yolu ve jeopolitik bakış açısını tartışmak yerine, demagojiye sapılıyor. Siyasetteki kutuplaşma ve polemik ihtiyacı da, bu demagojiyi besliyor. O yüzden doğru soru sormak ve doğru cevaplar bulmak zorlaşıyor.
Şu sade soru; yani, Suriye’ye Türkiye’nin etkisi nedir sorusuna bu yüzden ifratla tefrit arasında gidip gelen cevaplar veriliyor… Bir yanda Türkiye’nin Suriye’de hiç etkisi olmadığını diğer yanda Suriye’yi her şeyiyle Türkiye’nin yönettiğini iddia edenlerin tartışması… Şimdi ifrat ve tefride de savrulmadan bu soruya cevap arayalım.
Önce bazı basit gerçekleri hatırlayalım… Türkiye Suriye’nin komşusudur. Bu komşuluk sadece kara sınırları değil, deniz üzerinden de devam etmektedir. Türkiye’nin devamı olduğu Osmanlı İmparatorluğu çok uzun bir süre Suriye’yi yönetmiştir. Türklerin Suriye ile ilişkisi Osmanlı öncesinde Selçuklulara kadar gitmektedir. Suriye’nin Osmanlı İmparatorluğundan ayrılması, Osmanlıya karşı bir kurtuluş mücadelesiyle değil, Osmanlı’mım Birinci Dünya Savaşında yenilmesinden sonra galip devletlerin Suriye’yi işgaliyle gerçekleşmiştir.
Burada bir Suriye veya Türkiye- Suriye ilişkileri tarihi anlatmayacağımız için kaba hatlarıyla devam edelim. Manda döneminde Suriye’nin bağımsızlığına giderken Atatürk’ün gerçekten şahsi mesele yaparak Hatay’ı Suriye dışında bağımsız bir Türk Cumhuriyeti yaptığını görüyor. Atatürk’ün ölümüyle Hatay’ın ayrı devlet olma projesinden vazgeçilerek Türkiye’ye katılması temin edildi. Soğuk Savaş döneminde özellikle BAAS rejiminde Türkiye- Suriye ilişkileri giderek kötüleşti. Hafız Esad döneminde sol ve bilhassa PKK’nın desteklenmesi bu dozu giderek artırdı. Nihayetinde Türkiye Suriye’yi savaşla tehdit edince Suriye rejiminin PKK’nın kurucu ismini Suriye dışına çıkarmasıyla sertlik yumuşadı. Hafız Esad’ın ölümünden sonra oğlu Beşşar Esad iktidara geldi, Türkiye- Suriye ilişkileri yakınlaşmaya başladı. Türkiye Beşşar Esad’ın reform düşüncesinin siyasi danışmanı ve hatta ortağı haline geldi. İlişkiler stratejik ortaklık ve ortak bakanlar kurulu toplantılarıyla altın bir dönem yaşadı.
Türkiye Arap Baharı döneminde Beşşar Esad’ı reformları daha ileri taşımak için geniş çaplı bir programla teşvik ederken BAAS rejimi ve Esad ailesinin diğer üyeleri Beşşar Esad’ı reform yönünde değil, eski rejimi devam ettirme ve reformlardan vazgeçme konusunda ikna ettiler. Böylece Suriye iç savaşı başladı. Türkiye- Suriye ilişkiler koptu.
Milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye geldi, Türkiye’de çalıştı, okudu ve yaşadı. Milyonlarca Suriyeli Türkçe öğrendi, eğitim gördü, Türk kamu hizmeti, iş hayatını, siyasi, idari kültürünü tecrübe etti. Türkiye Suriye muhalefetini destekledi. DEAŞ ve PKK’ya karşı askeri harekatlarla Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’nin nezaret ettiği bölgeler ortaya çıktı. Buradaki yapı ve toplumla da Türkiye’nin etkisinde bir eğitim, idare ve ekonomi oluştu. Türkiye’nin yönettiği bölgeler dışında İdlip’e sıkışan Suriye silahlı muhalefeti ve sivil nüfusu diplomasi, istihbarat ve askeri unsurlarla hem korudu hem de dönüştürdü.
Türkiye, Suriye iç savaşı boyunca zaman zaman yalnız kaldı ve çok büyük tehlikeler yaşadı. Türkiye’nin bu dönemde Suriye’yi aşan bütün Doğu Akdeniz havzasında yaşadığı egemenlik mücadelesi sadece hatırlatarak geçelim. Türkiye içerideki muazzam terör kampanyalarıyla darbe mekaniği kanla harekete geçirilen 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsüyle de bu dönemde mücadele edecektir. Türkiye bu olağanüstü mücadelenin neticesinde Suriye’nin Esad diktatörlüğünde kalması yahut Suriye’nin bölünmesi dışında, muhalefetin yönettiği bütünlüğünü muhafaza eden bir Suriye projesinin ayakta kalmasını temin etti. Böyle bir tarih ve mücadelenin sonucunda Türkiye’nin Suriye’de bir etkisini olmadığını iddia etmenin ideolojik önyargılar ve Erdoğan karşıtlığı dışında bir temeli olamayacağı açıktır.
Suriye iç savaşı boyunca şartların zorlaması ve Türkiye’nin kendini beka kaygısının sonucunda, istihbarat başta olmak üzere devlet kurumlarının Suriye bilgisinin yanında, vekil güçleri eğitip donatarak yahut varolanları devşirerek mücadele etmek ve bir başka ülkede ulus inşa etmek şeklinde bir devlet kapasitesi inşa ettiği görüldü. Bu devlet kapasitesinin, Türkiye’ye Suriye dışında da adeta lig atlattığı bugün çok net görülüyor. Türkiye, artık yeni bir savunma ve dış politika doktrinine sahip. Bu doktrini uygulayabilecek devlet kapasitesine de sahip ülkeler arasında Türkiye…. Sonuçta Türkiye’nin, Batı ve ABD bu vadide uyumlu hale gelmesiyle Suriye’de BAAS rejimi yıkıldı ve 8 Aralık 2004’de İdlip’teki muhalefet iktidara geldi.
Böylece Suriye’de Türkiye karşıtı BAAS rejimi yıkıldı, Türkiye ile iyi ilişkileri olan muhalefet iktidara geldi. İran ve Rusya, Suriye’den çekilmek zorunda kaldılar. Türkiye bütün olurken İran ve Rusya’nın çekilmesinde, Suriye’deki Devrim yönetiminin içeride ve dışarıda kabul görmesinde kolaylaştırıcı bir rol oynadı. İsrail’in tahrikleri karşısında yen yönetimle beraber stratejik bir sabır sergiledi. Batı ile ilişkiler, DEAŞ ile mücadele ve İsrail’in güvenliği konularında Ahmet Şara yönetiminin bir tehdit olmadığını gösterecek bir siyaset izlemesinde Türkiye teşvik edici oldu. Türkiye, ABD ile Suriye stratejisinde iki devletin stratejik bakış açılarını yakınsayan bir denge ve sabır siyaseti izledi. Türkiye Suriye yönetimine çoğunluğun yönetme hakkıyla beraber, Suriye’nin ulus devleti ve ulusal birliği içinde bütün azınlıkları kuşatıcı ve eşit vatandaşlık temelinde bir siyasi hukuk ve siyasi uygulama telkin etti. Bugün Suriye’de Türkiye’nin milli güvenlik meselesi olarak görülen PKK’nın Suriye şubesi PYD/YPG’nin, ABD‘nin ve Batının desteğiyle ve Suriye Devleti tarafından tasfiye sürecine girmiş olduğu görülüyor. Bu tasfiye sürecinin Türkiye’nin Suriye sahasındaki birikimli çalışmalarının ve Erdoğan’ın siyasi iradesinin bir sonucu olduğu görülüyor…
Bu başarı dışarıdan çok daha net olarak tespit edilebilmektedir. Lübnanlı gazeteci Peter Germanos’un yazısı, bu bakımdan dikkate değerdir.
“Ankara tarafından eğitilen, silahlandırılan ve yapılandırılan muhalif gruplar, parçalanmış milislerden ülkenin baskın siyasi-askeri otoritesine dönüştü. Bu olağanüstü bir başarıdır: İran, İsrail veya Körfez ülkelerinden hiçbiri, bir vekil gücü komşu bir devletin egemen çekirdeğine dönüştürmeyi başaramamıştır. Stratejik açıdan bakıldığında, Türkiye Levant'ta eşsiz bir şey başardı: çökmüş bir devleti işgal veya ilhak yoluyla değil, güvenlik doktriniyle uyumlu yerel aktörler tarafından yürütülen kontrollü devlet inşası yoluyla yeniden şekillendirdi. Türkiye sadece Levant'ta faaliyet gösteren bölgesel bir güç değil; modern tarihte doğrudan emperyal yönetim olmaksızın komşularının siyasi düzenini yeniden şekillendirebilen az sayıdaki devletten biri haline geldi.” ( https://gdh.digital/haber/lubnanli-yazar-germanos-turkiye-imkansizi-basardi-bolgede-yeni-bir-duzen-kurdu-xme7hc4lerd)
Türkiye’nin başarısı, Suriye’yi istediği şekilde yönetebilmesi değildir ve esasen bir başka ülkeyi böyle yönetmek neredeyse mümkün değildir. Türkiye’nin başarısı birçok devletin ve aktörün farklı çıkarlarını stratejik bir akıl, sabır ve kurumlar eliyle başka devletlerle çatışmadan, Türkiye’nin zararına yol açmadan Türkiye’nin faydasına olacak bir politikayla telif edebilecek bir jeopolitik ve ideolojik devlet kapasitesi geliştirebilmiş olmasıdır. Bir ülke için bu kabiliyet ve kapasitenin değeri tartışılmazdır. Bu kapasite, Türkiye’nin özgül ağırlığını sadece Suriye veya etrafındaki bölgelerde değil, bütün dünyada arttırmıştır... Evet, küresel ve bölgesel birçok faktörle Suriye’deki gelişmeleri izah etmek mümkündür… Buradaki tek faktörün, Türkiye olduğunu söylemek doğru olmayacaktır... Ancak Türkiye’nin rolünü ve etkisini denkleme yerleştirmeden Suriye’deki devrimi, devletleşme ve Suriye’nin bütünlüğünün tesis edilmesi sürecini izah etmek de mümkün değildir. Muhalefetin bunu inkar etmek yerine, BAAS ve PYD nostaljisini ve ideolojik önyargıları bir yana bırakarak siyasi ve jeopolitik gerçekleri kabul etmesi gerekiyor. Türkiye’nin ortak aklına katkı sunarak Suriye’nin inşa ve imar edilmesine katkı sunacak bir pozisyona gelmesi, herkesin yararına olacaktır.
Devamını Oku
23 Ocak 2026 Cuma - 08:37
Devamını Oku
22 Ocak 2026 Perşembe - 08:28
Devamını Oku
21 Ocak 2026 Çarşamba - 08:44