


17 Ekim 1946 tarihinde kurulan İnsan Hakları Cemiyeti, insan hakları mücadelesi tarihinde önemli bir yere sahiptir. İnsan hakları müktesebatında bu tarihi tecrübe çok önemlidir ve ezber bozucudur.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 22 Temmuz 2025 Salı - 09:43 | GDH Haber
Türkiye değişiyor ve bu değişim demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları bakımından kararlı bir istikamette seyrediyor. 17 Ekim 1946 tarihinde kurulan İnsan Hakları Cemiyeti, insan hakları mücadelesi tarihinde önemli bir yere sahiptir. İnsan hakları müktesebatında bu tarihi tecrübe çok önemlidir ve ezber bozucudur.
İkinci Dünya Savaşını faşist cephenin kaybetmesiyle bütün dünyada Birleşmiş Milletlerin temsil ettiği barış ve insan hakları düşüncesi yükselişe geçmiştir. Bu yükselişin etkisi ve Sovyet Rusya'nın Türkiye'den taleplerinin yarattığı korkunun, Türkiye'yi demokratik batı ülkelerine yaklaştırmasının sonucunda Türkiye'deki tek parti idaresinde yumuşa başlamıştır.
Bu durumu değerlendiren farklı görüşlere sahip bir grup aydın ve siyaset adamı bir araya gelerek İstanbul'da 17 Ekim 1946'da İnsan Hakları Cemiyetini kurmuşlardır. Cemiyetin kurucuları arasında farklı düşüncelerden şeçkin isimler yer almaktadır:
Mareşal Fevzi Çakmak, Atatürk'ün uzun süre Dışişleri Bakanlığını yapan Tevfik Rüştü Aras, Atatürk'ün Cumhurbaşkanlığında uzun süre genel sekreterliğini yapan Hasan Rıza Soyak, Eski Adliye müsteşarı ve Demokrat Parti İstanbul il başkanı Kenan Öner, Eski Maliye Bakanı Reşit Bey, Emekli General Sadık Aldoğan, Eski İçişleri Bakanı Cami Baykut ve gazeteci Zekeriya Sertel...
Cemiyeti kuranların başına gelenlere ve CHP'nin aleyhlerinde açtığı kampanyaya geçmeden önce, Cemiyetin amaçlarına ve faaliyet alanına kısaca bakalım...
İnsan Hakları Cemiyeti Kurulmuştur
Roosevelt'in "Dört Hürriyet" ismi altında toplayıp, Birleşmiş Milletler Anayasasıyla tevsik ve temin ve Türk Cumhuriyeti Anayasasıyla teyit edilmiş olan temel insan ve vatandaş hak ve hürriyetini koruma, bu prensipleri yayma, kanunlarımızda ve içtimai hayatımızda dört hürriyet ruhunun hakim olmasını temin etme gayesiyle İstanbul'da 17 Ekim 1946 tarihinde İnsan Hakları Cemiyeti adıyla bir dernek kurulmuştur.
Cemiyet Dört Hürriyeti İstiyor
Cemiyetin maksat ve gayesi olarak ortaya konulan dört hürriyet şöyledir:
"a-Söz ve fikir hürriyeti,
b-Vicdan hürriyeti,
c-Korkudan kurtulma (azatlık) hürriyeti,
d-Yoksulluktan kurtulma hürriyeti.
Bu gaye ve maksatlara inanmış olan erkek ve kadın bütün vatandaşlar, diktatörlüğe, faşizme hizmet etmemiş olmak şartıyla, cemiyete üye olabilirler.
İnsan Hakları Cemiyeti siyasi bir teşekkül değildir. Yani hükümeti ele almak maksadıyla kendi namına seçim mücadelesine giremez.
Cemiyeti Faaliyet Tarzı
İnsan Hakları Cemiyeti, maksadına varmak için iki türlü faaliyette bulunur:
a-Memlekette dört hürriyet fikrinin yayılması ve benimsenmesini temin için her türlü neşriyat yapar, konferanslar tertip eder, propagandaya ehemmiyet verir ve kanunlarımızı dört hürriyet fikrine uygun bir hale sokmak için teşebbüslerde bulunur.
b-İnsan Hakları Cemiyeti, amme kudretinin (kamu gücünün) fertler ve halk zararına kullanıldığını, haksızlık veyahut kanunsuzluk edildiğini haber aldığı zaman harekete geçer. Bu gibi hallerde Anayasanın Türk vatandaşlarına verdiği hakkı kullanır. Yetkili makamlara ve Türkiye büyük millet Meclisine şikayetçi olarak müracaat eder. Aynı zamanda gerek kendi neşir (yayın) vasıtaları ve gerek matbuat vasıtasıyla meseleyi amme (kamu) vicdanına arzeder.
Hürriyetler Nasıl Korunur?
Hakkı tecavüze uğrayan veya hürriyeti elinden alınan vatandaş, Cemiyet üyelerinden biri ise Cemiyet ve bütün diğer üyeler otomatik surette kendisine destek olurlar. Bu gibi hallerde İdare Meclisi kendiliğinden ve derhal harekete geçer.
Cemiyete mensup olmayan vatandaşlardan birinin aynı yolda haksızlığa ve kanunsuzluğa uğradığı doğrudan doğruya veya bir vasıta ile Cemiyete haber verildiği takdirde, İdare Meclisi tatbikata girişir. Haber verilen kanunsuzluk ve keyfi muamele gerçekse hakları zayi olan vatandaşın şikayetini yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine götürür ve yukarıda tarif olunduğu şekilde müdafaa eder.
Cemiyet din ve ırk ayrılık ve düşmanlıklarına muhaliftir. Ve bu ayrılıklarla mücadele etmeği vazifelerinden sayar.
Farklı görüşlerden siyasetçi ve aydınların İnsan Hakları Cemiyetinde bir araya gelmesi, kamuoyunda geniş yankı bulurken, iktidar partisi CHP'de tedirginlik yaratır. CHP hem muhalefetin birleşmesinden hem de bütün dünyada yükselen insan hakları değerlerinin muhalefetin eline geçmesinden rahatsız olur.
CHP'nin bu rahatsızlığı, sadece bir rahatsızlık olarak kalmaz ve 28 Şubat'ta örneğini gördüğümüz bir kampanyaya dönüşür. Cemiyet üyelerine bu arada anti-komünist kimliğiyle bilinen Mareşal Fevzi Çakmak'ın komünist olduğu yönünde CHP'nin gazetesi Ulus ve diğer gazetelerdeki yayınlar yeterli görülmeyerek, İçişleri Bakanı Sükmensüer'in bu yönde bir açıklama yapması sağlanır. Cemiyet üyelerinin ayrıca bir parti kuracağı iddia edilerek, Cemiyetin itibarı lekelenmek istenir.
Bu arada Ankara Valisi Nevzat Tandoğan'ın meşhur "Bu memlekete komünizm lazımsa onu da biz getiririz" sözündeki gibi CHP'lilere bir İnsan Hakları Derneği kurdurulur. Derneğin başına da, "Hürriyetin üzerine bir şal örterek, otorite tesis etmeliyiz" mealindeki sözleriyle bilinen 'şalcı' Nihat Erim getirilir.
Mareşal Fevzi Çakmak'ın Komünist İthamına Cevabı
"Benim düşüncem şudur ki, milletin yüreğinde hürriyet ateşi yanmıştır ve sönmez. Yer Yer dolaşmalarımda, temaslarımda, dertlerini, şikayetlerini ve arzularını dinlediğim ve hak verdiğim vatandaşlar 'komünisttir' denebilir mi?
“Bir adam komünistse bunun ispatı lazımdır...Benim bildiğim aranmış, taranmış ve delil bulunamamıştır. Hatta yirmidört saatten fazla polis nezareti altında bulundurulmamışlardır. İnsan Haklarını Koruma Cemiyetinin bir gayesi de zaten insanların mücerret şüphe üzerine haksız isnatlara maruz kalmamasının sağlanmasıdır.
Kaldı ki Cemiyet hiçbir zaman siyasi mahiyeti haiz değildir, insani bir cemiyettir. Biz bunu yalnız İstanbul'da kurduk. Güdülen gaye kötü bir şey olsaydı, akabinde kendiler de (CHP'yi kastediyor) böyle bir Cemiyet kurmazlardı."
İnsan Hakları Cemiyeti devlet destekli bu kampanyaya uzun süre direnemez ve Cemiyet dağılır. CHP hesabına bir başarı olarak yazılabilecek bu gelişme, Türkiye için büyük bir kayıp olmuştur. Şayet bu teşebbüs başarılı olmuş olsaydı, insan haklarının tatbikatı bakımından bu kadar zaman kaybetmez ve insan hakları kavramı etrafında çok daha önce bir mutabakat tesis etmiş olurduk. CHP tarihinde böyle reaksiyoner ve çağın gelişmelerine aykırı tavırları vardır. CHP inşallah yeniden böyle büyük hatalar yapmaz.
Devamını Oku
15 Mayıs 2026 Cuma - 10:29
Devamını Oku
12 Mayıs 2026 Salı - 10:09
Devamını Oku
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:33