
İran neden 'kolay lokma' değil? İsrail'in bölgesel hegemonya hırsı ve ABD'nin 'Venezuela modeli' hayalleri arasında başlayan savaş, neden yeni bir bataklığa dönüşme riski taşıyor? Batı’nın yüzyıldır değişmeyen emperyalist bakış açısı ve İran’ın yıkılmaz merkezi devlet lokomotifi.
0:00
--:--
Son Güncelleme: 22 Mart 2026 Pazar - 00:20 | GDH Haber
ABD ve İsrail’in saldırısıyla başlayan İran Savaşı devam ediyor… Savaşı İsrail’in başlattığını ve ABD’yi ikna ettiğini artık herkes kabul ediyor. Ancak hala İsrail ve ABD’nin savaştaki siyasi hedeflerinin aynı olduğu söylenemez.
İsrail, ABD’nin Çin’e yönelmesi ve Ortadoğu’daki ağırlığını azaltmadan önce ABD gücünü kullanarak bölgesel hegemonya sağlayabileceği ve kendisini güvenlikte hissedebileceği bir bölge dengesi oluşturmaya çalışıyor. Bunun için İran’ın merkezi hükümetini zayıflatmak, İran’ın merkezi karakterini ve rejimi ortadan kaldırmak istiyor. Burada altı çizilmesi gereken husus İsrail’in sadece rejimi değil, İran merkezi hükümetini de hedef almış olmasıdır. Çünkü İran’ı güçlü kılan ve İran’ı bugüne getiren güçlü merkezi yönetimidir.
ABD ise Venezuela gibi bir modelle İran rejiminin ABD ile işbirliği yapacak bir revizyona gitmesini yeterli görüyor. Ancak İran direndikçe ABD İsrail’in stratejisi istikametinde çatışmanın ölçeğini büyütmek zorunda kalıyor. Küçük bir askeri müdahale olarak planlanan çatışmanın önümüzdeki günlerde Ira ve Vietnam gibi yıpratıcı bir orta ölçekli savaşa dönüşmesi ihtimali güçleniyor.
İran’ın neden kolay lokma olmadığını anlayabilmek için İran tarihine, özellikle son yüzyıla ve 1979 İran İslam Devrimi sonrasında yaşananlara analitik olarak bakmak lazım. Ervard Abrahamian’ın Modern İran Tarihi ve Darbe 1953 kitapları bize bu bakımdan yardımcı olacaktır. Her şeyden önce İran’daki ulusal bilin, modern çağların çok öncesine gitmektedir. İran’ın son yüzyılı ise muazzam bir dönüşümün hikayesidir... Bu dönüşüm hikayesinin temelinde, merkezi yönetim lokomotifi yer almaktadır. 19.yüzyılın sonunda Kaçarlar döneminde başkente sıkışmış devlet, zaman içerisinde merkezi bir yönetimle İran’a yayılan, İran’ı dönüştüren ve aynı zamanda İran ulusal birliğini tahkim eden bir güce dönüşmüştür.
Şimdi 19.yüzyılın başına dönerek İran için tarihin hızlandığını kısaca hatırlayalım…1901 yılında D’Arcy İmtiyaz Antlaşması imzalanır. Bu antlaşma İran’ın geniş bir bölümünde petrol arama, çıkarma ve işletme hakkının 60 yıllığına İngilizlere verilmesi antlaşmasıdır. Temmuz 1906’da Britanya Temsilciliğinde protesto… Ağustos 1906’da Şah rejiminin anayasa çıkarmayı taahhüt etmesi…Ekim 1906‘da Birinci Meclisin açılması…1907 İngiliz-Rus Konvansiyonu…1908 ilk petrol kuyusu.. 1908 ilk askeri darbe…1909 Anglo-Persian Oil Company’nin kurulması…Temmuz 1909’da devrimcilerin Tahran’ı ele geçirmesi…
Görüldüğü üzere modern dönem İran tarihini yazacaksanız petrol, dış müdahale ve buna karşı mücadeleleri anlatmadan yazamazsınız. İran’daki siyasi mücadele, devletin büyümesi ve İran’ı dönüştürmesinin de tarihidir. Petrol ve doğalgaz, merkezi devlet lokomotifinin arkasındaki yakıttır. Yabancı müdahaleler, petrol ve doğalgazın ele geçirilme mücadelesidir. Bunun en dramatik ve İran siyasi aklında yer eden örneği, 1953 darbesi olacaktır. Petrolü millileştiren Musaddık yönetimi, 1953 yılında ABD ve İngiliz istihbaratının işbirliğiyle yıkılacaktır. 1953 darbesi, İran’ın Batıyla ilişkilerini ve aynı zamanda iç politikada uzlaşma ihtimallerini zora sokan mutlakiyetçi Şahlık rejiminin önünü açacaktır.
Darbeler, devrimler, reformlar ve dış müdahaleler, Irak savaşı hepsi merkezi devletin ve bürokrasinin büyümesiyle sonuçlanacaktır. Merkezi yönetim de son yüzyılda İran’ı maddi olarak da siyasi düşünce olarak da modernleştirecektir. Alexis de Toucvelli’nin tespit ettiği üzere “Devrimler şaşmaz bir biçimde daha güçlü devletler üretirler.” Ervard Abrahamian bu genel hükmü İran İslam devriminde de gözlemledi
“Yeni devlet yalnızca ayakta kalmadı, aynı zamanda gücünü de pekiştirdi. Pehlevilerin hükümdarlığındaki gibi toplumun üzerine gölge gibi çöken tekil ve özerk bir varlık olmayı bıraktı. Çeşitli çıkar gruplarının söz sahibi olmak için rekabet ettikleri ve yarıştıkları bir arenaya dönüştü.” . (Ervard Abrahamian, Modern İran Tarihi, s. 221)
Devletin büyümesi ve güçlenmesi, çeşitli türleriyle rekabetin boy gösterebileceği yeni bir siyasi zemininin ortaya çıkması anlamına gelecekti. Bu İran’ın ulus bilincine, vatandaşlık ilişkilerinin kuşatıcılığına ve siyasetin alanının büyümesi anlamına gelecektir. İran İslam devrimi de bürokratik kadroları ve bürokrasiyi genişletecektir. Petrol ve doğalgaz gelirleri, bunu mümkün kılan bir gelir kaynağı haline gelecektir.
“İslam Devrimi ötekiler gibi bürokrasiyi artırıyordu. Pehlevilerin hükümranlığında geçen onlarca yıl gibi bu büyümenin kaynağı, dalgalanmalara rağmen 1980’ler boyunca yılda ortalama 15 milyar dolar, 2000’lerin başlarında da yılda 30 milyar dolar getirisi olan petrol gelirlerimin düzenli akışıydı.” (Ervard Abrahamian, Modern İran Tarihi, s. 221)
İran’ın ortak tarih, coğrafya, dil ve dininin yanında ortak siyasi tecrübeleri ve bilhassa 1979 sonrasındaki seçimler ve ortak siyaset tarihi, “İran yurttaş kimliğinin” gelişmesine imkan vermiştir:
“İranlı kimliği yalnızca ortak tarih, ortak coğrafya, ortak dil ve ortak dinle değil, aynı zamanda yakın geçmişin ortak deneyimleriyle de biçimlendi. Bunların arasında 1979’dan beri yapılan dokuz cumhurbaşkanlığı ve yedi parlamento seçimini de sayabiliriz. Tarih, farklı etnik kimlik kökenlerinden gelenleri, köylüleri ve çoğu Farsça bilmeyen kimseleri tam anlamıyla İranlı yurttaşlara dönüştürdü.” (Ervard Abrahamian, Modern İran Tarihi, ss.257-258)
Bu güç temerküzü, diğer taraftan İran’ın içeride kendini değiştirip dönüştürmesini de zorlaştıracak bir dilemmaya yol açacaktır. İran’ı 8 yıl Cumhurbaşkanı, 37 yıl dini rehber olarak yöneten Ali Hamaney zaman içerisinde rejimin içinde dini zümrenin dışında yer alan, halkın tercihini ve siyasetin pragmatizmini temsil eden Cumhurbaşkanlığını etkisizleştirmesi bu bakımdan dramatiktir. Humeyni’nin ölümünden sonraki reform teşebbüslerine sadece İran’ın içinden muhafazakarlar değil, ABD’nin reforma kredi açmayan, hatta kabalaşan siyaseti de büyük zarar vermiştir. Hamaney, rejimin kendi içinde değişmesini engelleyen bir aktöre dönüşmüştür… İran rejiminin devrim ihracı, Şii jeopolitiği, Afganistan, Irak, Suriye politikaları çok tartışmalıdır ama bu tartışmalı politikalar İran’daki muazzam değişimin üzerini örtmemelidir. Hamaney’in ölümüyle rejimin beklendiği gibi değişmemesi, bu güçlü merkezi yönetim ile rejimin içiçe geçmesi yüzündendir. Dış müdahaleler, şimdiye kadar merkezi yönetim ile rejimin beraberliğini güçlendiren bir netice verdi. Sonuç olarak İran’daki olağanüstü değişime rağmen, İsrail’in bölgedeki herkese düşman tavrı bir yana; ABD ve Avrupa’nın İran’a bakış açısının yüzyılın başındaki yahut 1953 darbesindeki petrol öncelikli emperyalist bakış açısından ne kadar farklılaştığı maalesef hala tartışma konusudur… Bu bakış açısı değişmeden İran’ın Batı ile ilişkilerinin normalleşmesini beklemek, hele sadece İran’ı suçlamak gerçekçi değildir.
Devamını Oku
20 Mart 2026 Cuma - 00:32
Devamını Oku
17 Mart 2026 Salı - 13:02
Devamını Oku
16 Mart 2026 Pazartesi - 11:34